‘Yeşil Film’lere Mecbur Değiliz!

0
27
REKLAM    

Eğer sinema sanatsal özüne kavuşturulacaksa, bu konumundan, yani toplum dışılığı ve karşıtlığı konumundan çıkarılması, toplum ve toplumsallık için yapılması gereği vardır

Tîrej ÇIYA

Kapitalist Modernite kendini toplum üzerinde yaşatabilmek adına en kaba olanından en ince olanına birçok yöntemle toplumsallığı dağıtmayı ve doğasından çıkarmayı hedef edinmiştir. Özünden çıkarılan toplum, özünden uzaklaşan insan bizzat bu sistemin yaratımı olup, ideolojik baskı altında istenilen her tarafa yönlendirilen toplum-insan, tersinden bir durumla adeta bu toplum dışı sistemin yaşam kaynağına çevrilmek istenir.

Renklerin, kültürlerin eritilerek toplumun renksiz bir hale getirilmesi hedefi, Kapitalist Modern sistemin sürdürülebilirliğinin ifadesi olduğundan, özellikle de kültürel alana yoğunca yönelmekte ve toplumsallığı dağıtmak için saldırmaktadır.

 

Kültür, estetik olarak kendisini en güzel sanatla ifadeye kavuşturabilmektedir. Tam da bu noktada Kapitalist Modernite sistemi sanat alanına görünürde önem vererek sanatı sanat olmaktan çıkarmayı ve toplumu hipnoz eden, kendi çıkarları doğrultusunda en azami kar sağlayan bir alana dönüştürmüştür. Günümüzde bu politikayı en çirkin bir biçimde kültür endüstriyalizmi adı altında sürdürmektedir. Yaptıklarıyla toplumu şekilden şekle sokup biçimsiz kılıp, tabiri caizse maymuna çevirmiştir. Özellikle en geç sanat olarak tabir edilen sinemaya iyi kâr getirebileceği mantığıyla Kapitalizm tarafından, çıkışıyla beraber el atılmıştır. Hemen hemen bütün sanatlardan yararlanan sinema, kapitalizmin tekelci yaklaşımıyla aslında ölü doğmuş veya başka bir deyişle doğum sonrası Kapitalist Modernite havasını soluyarak, büyüyerek yaşamdan koparılmıştır.

Sinema hemen her yere ulaşabilen, toplumu çabucak etkileyen ve yön verebilen bir konumdadır. Bu nedenle Kapitalizm bu alana özellikle yüklenmektedir. Bire milyon, milyar almakta, bununla da kalmayıp maddi-manevi kültür anlamında da tam bir sömürüyü gerçekleştirmektedir. Bu anlamda sinema, ilk gününden itibaren sanat olarak toplumun tam olarak bir parçası olamamıştır.

Eğer sinema sanatsal özüne kavuşturulacaksa, bu konumundan, yani toplum dışılığı ve karşıtlığı konumundan çıkarılması, toplum ve toplumsallık için yapılması gereği vardır; Kapitalizmin toplumu-insanı var eden kültür karşıtlığını, ekoloji ve ekonomi karşıtlığını, cinsiyetçiliğin derinleşmesine yol açan-metalaştıran kadın karşıtlığını, tarihin hiç bir döneminde rastlanmayan ruhsal ve fiziksel hastalıklara sebebiyet veren sağlık karşıtlığını, halklar ve insanlar arasında yarattığı uçurumla sebep olduğu özgürlük ve demokrasi karşıtlığını, kısacası tüm çirkinliklerini açığa çıkaracak ve maskesini düşürecek, toplumu bilinçlendirme, zihinsel ve vicdani körlüğünü aştırabilmede yön verebilecek alternatif oluşumlara ve alternatif sinemacılığa ihtiyaç vardır. Ancak böyle olursa sinema sanatsal bir öze kavuşturulabilir. Elbette alternatif kimi oluşumlar ve üretimleri de var. Bunlar değerlidir. Ancak mevcut haliyle topluma ne kadar cevap olabiliyor? Mevcut haliyle kapitalist modernite yaklaşımlarını ne kadar aşıyor, netliğe kavuşturulması açısından tartışmalı bir durumdur.

Devletler ve bu devletlerin uyruğu altındaki halklar adına hemen her kıtada ulusal sinemalar oluşturuldu. Sinemaya teknik ve kuramsal ‘yenilikler’ de katıldı. Sinemasal bir dil geliştirildi. Ancak sonuç olarak pozitivizm etkisinde ve kapitalist-modernist anlayışla yapılan ‘ulusal’ sinemalar, Kapitalist Modernite sisteminin sınırları içindedir. Zaten klasik ulus-devlet milliyetçiliği bu sistemin bilinçli bir yaratımıdır. Alternatiflik adına yapılanlar da vardır. Fakat alternatifliğin kendisi Kapitalist Modernite sisteminin zihniyet kalıpları içerisinde arandığı için, sinemaya zihinsel ve vicdani olarak dönüşüm için toplumu harekete geçirebilecek bir nitelik kazandırılamamıştır. Bu yanıyla da sinema hala sanatla gerçek anlamda bütünleşebilmiş değildir.

Kapitalist modernitenin ulus devlet anlayışını Ortadoğu’ya sokması, sadece sinema alanında değil tüm kültürel-sanatsal alanlarda sınırları çizilmiş bir yaklaşımı getirir. Bu ulus-devlet anlayışıyla yapılan tüm kültürel ve sanatsal çalışmalar, alternatif olmaktan uzaktır. Demokratik kültüre de katkı sunmuyor. Özellikle son süreçte Kürt sorununu ve Kürdistan’ı konu alan filmler incelenirse bu çok açık bir şekilde görülür. Yıllarca yok sayılmış bir halkı konu yapan filmlerin yapılması söz konusudur. Yeşilçam etiketli tüm ‘Türk sineması’ filmlerinde Kürt halkına bakış açısı hemen hemen ortaktır. ‘Geri, cahil, eğitilerek uygarlaştırılması gereken, katil vb..’ karakterlerle bu filmlerde Kürt toplumuna yaklaşım  ortaya konulmaktadır.

Bu filmlerde, İnsanlığın-toplumsallığın ana kaynağı olan Mezopotamya coğrafyası ve kültürü, kimliği ve tarihi, özelliklede Kürt halkı benzeri olmayan imha-inkar ve her türlü çirkin saldırılara maruz bırakılmıştır. Bir ananın evladı tarafından ihanete ve nankörlüğüne benzer bir durumla karşı karşıya kalınmıştır; doğunun batılı çocuğu geçmişini, anasını inkar ederek, köklerine ihanet etmiştir. Kürt ‘Nan’ın ülkesinde nan’sız (ekmeksiz) bırakılmıştır’.

Kürt sorununa yaklaşım kültür ve sanat alanında belli bir yaklaşımı doğurmuştur. Sinema alanında bu oldukça açıktır. Demokrasi mücadelesi sonucu, milliyetçilik ve bilimcilik anlayışlarının geriletilmesi ile beraber ortaya çıkan siyasal islam ve entegrasyon politikaları çerçevesinde Kürdün sinema içerisindeki yeri de yeniden dizayn edilmiştir. Kürt sorunundaki gelişmelere bağlı olarak sistem kendi sinemasını yeniden örgütlendirmektedir. Çünkü verilen kültür sanat mücadelesi ile Yeşilçam’ın çamları devrilmiş ortada bir ‘yeşil sinema’ kalmıştır. AKP Türkiye ve Kürdistan’da sinemayı yeniden Özgür Kürt karşıtlığında yeniden örgütlemek zorunda kalmıştır.

Kürt halkı, Özgürlük Hareketi öncülüğünde verilen mücadele sonucunda, zindan ve dağ direnişleri, halk serhıldanları ve büyük fedakarlıklar ile son olarak da siyasal mücadelede yeni bir aşama olarak başlayan ‘demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa’ hamlesi sürecine kadar gelinmiştir. Bu süreç özünde başta Ortadoğu halkları olmak üzere insanlığın da özgür ve demokratik temelde toplumsallaşmasının önünü yeniden açmakla kalmayıp Kapitalist Modernite sisteminin de gerçek yüzünün(yüzsüzlüğünün) açığa çıkarılması, maskesinin düşürülmesiyle bu sistemin ne olduğunu da gün be gün açığa çıkarmıştır.

Bu anlamıyla yürüyen bu süreç alternatif sistemi oluşturma sürecidir. Süreç sahiplenildikçe ve anlaşılıp buna denk zihniyet ve vicdanlar devrimsel bir hızda dönüştükçe toplumsal öze dönüş, özgürlük ve demokratik değerler de o denli yaşamsal olur. Şimdi yürütülen süreç de bunu ifade ediyor. Bu durum tüm kültür-sanat çalışmalarında olduğu gibi, sinema alanında da alternatif bir yaklaşımı gerektirmektedir. Bu durum, Kürt Sinemasının da hangi temeller üzerinde oluşacağı ve gelişeceğinin de manifestosu niteliğindedir.

Kapitalizm, başından beri sinemayı azami kara dönüştürmeyi ve bunun için de denetimde tutmayı esas almıştır. Bu alanda tekel kurmuştur. İnce hesap ve planlarla, alternatif olabilecek sinemaların da önünü kapatmıştır. Sinema yapmak isteyen ya o’na muhtaç bırakılır ya da alternatiflik adı altında ,öyle görünerek kapitalizmin çizdiği sınırlar aşılamamıştır. Yapım şirketleri, ekonomik altyapı, sponsorluklar, vizyon, teknik ve kalite vb. şeyler sinema filmlerinin yapılabilmesinin kesin, olmazsa olmaz kurallarıymış gibi sinemayı kaba anlamıyla tekniğe, ekonomisiz bir ekonomiye ve kapitalist ilişkilerle boğmuştur. Maalesef alternatif sinema adına da bu tuzağa düşülüyor veya gerçek bir sinema filmi yapılamıyor. Sinema salonlarında daha önce seçimi yapılmış filmler içinden, seçim yapmak, seçim özgürlüğü adı altında bir kandırmacaya dönüşmüştür.

Kürt Sineması adına hareket edenler de bu tuzağa düşürülmek isteniyor. Sanki belirtilen kriterler olmazsa Kürt sineması olmayacak gibi..! Genelde sinema özelde Kürt Sinemasını bu sistem mekanizması içinde daha doğmadan boğuntuya uğratıyorlar. Oysa hem tarihsel olarak hem de Kürt demokrasi mücadelesi öncülüğünde Kürt halkının yaratmış olduğu değerler; alternatif bir sistem olan Demokratik Modernite değerleri Kürt Sinemasının perspektifini, politikasını, ekonomik altyapısını, kimliğini, Kapitalist Modernite dışında nasıl alternatif olunacağını, nasıl ayakta kalınacağını ve gelişeceğini, yeni ve özgür toplumu, insanı demokratik esaslara dayalı olarak yeniden inşa etmede ve yaratmada nasıl bir misyon üstleneceğinin perspektifini anlaşılır ve net bir biçimde göstermektedir. Eğer Demokratik Modernite sistemi anlaşılır ve buna denk bir zihniyete ve vicdana sahip olunursa Kürt Sineması da, Sinema da doğru temeller üzerinde gelişir. Bunun dışındaki diğer arayışlar Kapitalist Modernite içerisinde kimliksizliğe, kültürsüzlüğe, kısacası toplum değerleri karşıtlığına ve tabii birşeyler-çok şeyler yapılmış gibi yanılgılara götürür ve özünde hiç bir şey yapılmamıştır.

Kapitalist Modernitenin tuzaklarına düşülmemesi umuduyla…

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse