Üreten de kadınlar, sahnede de kadınlar

0
30
REKLAM    

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, bu yıl ilk defa yapılan İstanbul Kürt Film Festivali’nde kadın yönetmenlerin filmleri gösterildi. Festival kapsamında 8 Mart’ta izleyiciyle buluşan filmlerin ana teması umut, direniş ve kadın mücadelesi oldu

İstanbul Kürt Film Festivali, 3. gününde devam etti. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, kadın yönetmenlerin filmleri ve kadın temalı filmler gösterildi. Yoğun ilginin olduğu festival, Dilan Engin’in ‘Prenses Model’ isimli kısa filmi ile açıldı. Gazetemize konuşan, festivalde gönüllü olarak görev alan Sevgi Şahin, 8 Mart’ta kadın yapımcıların filmlerinin gösterilmesinin kendileri için büyük bir anlam ifade ettiğini belirtti. Şahin, kadın yapımlarının göstermelerinin amacını ise bu sözlerle açıklıyor: “Kadın hakları açısından bir ses olmak istedik. Gelen kadınlar da bizim gibi mutlu oluyor. El ele tutuşunca kadın mücadelesinin güçlü dayanışma ruhunu hissediyoruz.”

‘Hep Kavgaydı Yaşamım’

Saat 15.00’da ise 2013 yılında Paris’te suikast sonucu yaşamını yiyiren Sakine Cansız’ın yaşamına odaklanan, Dersîm Zerevan’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Jiyana Min Her Şer Bû’ (Hep Kavgaydı Yaşamım) belgeselinin gösterimi yapıldı. Belgesel salonda dakikalarca alkışlandı. Saat 17.00’da ise 23. Oldenburg Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödüllü, Ruken Tekeş’in yönetiği ‘Hevêrk’ (Çember), Elif Yiğit’in ‘Lîstikên Bêsînor’ (Sınırsız Oyunlar), Özge Astan’ın ‘Tebeşîr’, Nalîn Acar ve Adar Taş’n ‘Rojeke Jirêzê’ (Sıradan Bir Gün) isimli kısa filmleri gösterildi.

Yaşanmış bir olayın filmi

Gösterimden sonra gazetemize konuşan ‘Çember’ filminin yönetmen asistanı Balam Bingül, “Yaşanmış bir olayın hikayesini beyazperye taşıdıklarını” ifade etti. Temel amaçlarının şiddetin ne kadar öğrenilen bir olgu olduğunu da göstermek istediklerini belirten Bingül, “7 yaşındaki bir çocuktan arkadaşına bu şekilde davranmasını beklemezsiniz ama bir şekilde bu çocuk bunu öğrenmiş. Öğretmeninin anadili dışında başka bir dile nasıl zorladığını görüyoruz. Daha sonra arkadaşlarının nasıl buna güldüğünü görüyor. Aslında burada konuları kaldırsanız, çemberin dışına da çıksanız bile bir şekilde yine çemberin içinde kalıyorsunuz.” Filmin 8 Mart’ta gösterilmesinin kendileri için büyük bir anlam ifade ettiğini söyleyen Bingül, “Filmin yapım sürecinde bütün herkesin kadın olmasıyla ilgili belli sorunlar yaşadık. Sadece bir arkadaşımız erkekti. Bilinçli olmasa da bir araya gelen ekip kadın oldu. Filmde, bu konuların arkasında bir şekilde görülmemiş ya da fark edilmemiş erkek çocuğun kız çocuğuna uyguladığı bir şiddet var. Bu durum insana çok doğal geliyor bir şekilde içimize sindirildiği için. Biz kadınlar olarak ekibin böyle olmasını hep sevdik, keyif aldık” dedi.

‘Sınırsız Oyunlar’

Festival kapsamında ilk defa gösterilen, Kuzey Suriye savaşı nedeniyle Türkiye’ye gelen iki çocuk olan Mahmut ile Hamidî’nin hikayelerinin anlatıldığı ‘Lîstikên Bê Sînor’ (Sınırsız Oyunlar) kısa film gösteriminden sonra gazetemize konuşan yönetmen Yiğit ise, 8 Mart’ta filminin gösterilmesinin kendisi açısından heyecan verici olduğunu dile getirdi.

Kürt kadınların mücadelesi

Nalîn Acar ve Adar Taş’ın beraber yönettiği iki Kürt kadının hikayesinin anlattıldığı “Sıradan Bir Gün” filminin gösteriminden sonra gazetemize konuşan Taş ise kendi hikayelerinden yolla çıkarak, Kürt kadınlarının metropolde yaşadığıklarını ve bu sorunların görünür kılmak amacıyla beyazperdeye aktarmak istediklerini dile getirdi. 8 Mart’ta filmlerinin gösterilmesinin kendileri için büyük bir anlam ifade ettiğini dile getiren Taş, “Umudun ve direnişin tavan yaptığı bir zaman dilimi, o anlamda çok değerli bizim için. Sinema da diğer alanlar gibi eril bir alan, kadın emeğinin ve çalışmalarının görünür olması bizim için önemliydi. Eğer biz bir filmi tek başımıza izleseydik, bir anlam çıkmayabilir. Ama 10 kadın yönetmeni bir günde izlediğimiz zaman, kadın yönetmenlerın bakış açısını görebiliyoruz. O anlamda bugün gösterilmesi bizim açımızdan çok önemli” dedi. Taş, Dengbêj Gazîn’in yaşamını, Sakine Cansız’ın yaşamını izlediklerinde şunu gördüğünü söylüyor: “Kürt mücadelesinin kadın bağlamında nasıl geliştiğini, kazanımları ve mücadele açısından önemini çok iyi görebiliyoruz.”

Kadın dengbêj Gazîn’in hikayesi İsveçli yönetmen Ann-Sophie Persson’un, geçtiğimiz yıl yaşama veda eden Kürt kadın dengbêj Gazîn’i konu alan “Gazîn” belgeseli gösterildi. Belgesel, “İçimdeki dengbêji aşkı ve gençlere dengbêjlik eğitimi verme tutkusu, beni iyileştirmektedir” cümlesi ile başlıyor ve Gazîn’in direniş dolu hayatını, dengbêjlik sanatını ve Kürt kadınının devrimci kişiliğinin izlerini takip ediyor.

‘Çok anlamlı bir gün’

Belgeselin gösteriminden sonra gazetemize konuşan Kürt kadın denbêj Gazîn’in kızı Gamze Kızıl, çok duygulandığını dile getirdi. Kızıl, “Annem uzun zamandır bu belgeseli bekliyordu. Böyle önemli bir günde gösterime sunulması beni çok mutlu etti. Onur ve gurur duyuyorum annemle” dedi.

Festivalde bugün ne var?

Saat 13.00’da

Ateş Alpar’ın yönettiği, 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen Başkanlık ve milletvekili seçimlerinin meydana getirdiği çevre ve görüntü kirliliğini anlatan deneysel belgesel “Oy”, çektiği belgesellerde yaşam hakkı ihlallerine odaklanan yönetmen Ali Ergül’ün son belgeseli olan, kot kumlama işinde çalıştıkları sırada Silikozis hastalığına yakalanan işçilerin yaşadıklarını anlattığı “Kumun Gecesi”, Alper Kızılboğa’nın Cumartesi İnsanları’nın mücadelesine odaklanan kısa filmi “Cumartesi Düşü”, ve Rojava Sinema Komünü’nün üretimi olan, dengbêjliğin kökenlerine inen, bölgenin hikayelerini denbêjlik ile anlatan, coğrafyanın zenginliklerine ve sanatına odaklanan, kadın ve erkek dengbêjlerin anlatımından yola çıkarak, Kuzey Suriye topraklarındaki zenginliği tanıma fırsatı sunan ‘Darên Bitenê’ belgeseli gösterilecek.

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse