Sinemayı komünle köylere taşımalıyız

0
38

Sinemayı komünle köylere taşımalıyız

Sinema komününe ilişkin konuştuğumuz OSAD’dan İlhan Bakır, komünle sinemanın her aşamasında dayanışma içinde üretimi esas kılmayı istediklerini söyledi. Bakır, ayrıca sinemayı mahalle ve köylere taşıyacaklarını da ifade etti

Amed merkezli çalışmalarını sürdüren Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği (OSAD) yeni bir örgütlenme modeline hazırlanıyor. Demokratik Özerkliğin önemli ayaklarından komün örgütlülüğünü sinema alanında yaşatmayı planlayan OSAD, komünleşmeyle birlikte sinemanın bütün aşamalarında kolektif çalışma tarzını esas kılma amacında. Köylere ve mahallelere taşınması düşünülen komünle sinemanın elitleşen yapısının kırılması da hedefleniyor. OSAD yönetimden İlhan Bakır’la, komün fikrinin oluşum aşaması, örgütlenme modeli, çalışma esaslarını konuştuk.

OSAD uzun süredir faaliyetlerini sürdüren bir dernek. Ancak bundan sonra dernek örgütlenmesi dar geliyor. Neden böyle bir yapıya ihtiyaç duydunuz?

Üç dört yıllık bir tecrübemiz var. Festivaller, film günleri, diziler, atölyeler ve programlar yaptık. Görsel anlamda Kürdistan ya da kendini ifade edemeyen halkların sorunlarını medyada ve sinemada var kılmaya çalıştık. Görsel başka alanlarda da çalışıyoruz ama ağırlıklı sinema alanında çalışıyoruz. Bu ülkenin başta Kürt sorunu olmak üzere kangrenleşmiş birçok sorununu dile getiren sanatsal ürünler ne sinema, ne televizyon, ne festivallerde temsil bulabiliyor.

Biz gerçekten muhalif sinema yapanların ürünlerini sergileyebilecekleri bir alan açmaya çalıştık. Dernek yapısı itabariyle biraz şirketleşmeye yakın duran ilişkilere dönüşüyor. İçimizde bunlara özeleştirisel bir yaklaşım gelişti. Sinemanın her aşamasında ancak birlikte dayanışma içinde üreterek kapitalist endüstriyal üretim ilişkilerine karşı durabiliriz. Yürüttüğümüz tartışmalar sonunda perspektif olarak bütün çalışmaların komünleştirilmesi kararını aldık.

Nasıl bir komün öngörülüyor. Örgütlenme modeli nasıl olacak?

Aslında kendi deneyimlerimiz ve dünya deneyimlerinden gördüğümüz kadarıyla başka türlü varolma şansımız yok. Komünal üretim, örgütlenme fantazi değil yaşamın dayattığı bir zorunluluk. Üretim, paylaşım, gelir nasıl olacak bunları süreç içinde tartışacağız. Önceden öngörülmüş, kendini dayatan bir şey yok. Tartışma süreci devam ediyor. Ayrıca Türkiye, Kürdistan ve bütün Ortadoğu’da sinema üreten yapılarla, muhalif olan yapılarla ilişkilenmek, bu arkadaşları da komün yapısına meclis esprisi içerisinde dahil etmek istiyoruz. Komünlerin komünü şeklinde bir yapıya gitmek niyetindeyiz. OSAD’ın ismini de tartışacağız. Biz sadece koordine eden konumunda olmayı düşünüyoruz. Komünlerin koordinesi. Merkezileşme, otoriterleşme olmadan. Kimin ne üreteceğine dair bir otorite olmadan.

Komün sinemaya nasıl uyarlanacak, nasıl bir üretim şekli düşünülüyor.?

Ben bir televizyon programı izlemiştim. Bir Alevi dedesi şöyle demişti “Biz binlerce yıldır köyümüzde beraber üretiriz, üretilen şeyi harman yerine koyardık, kimin neye ihtiyacı varsa oradan alır giderdi”. Biz de aynı anlayışla yaklaşmalıyız. Kimin elinde ne varsa koymalı, neye ihtiyacı varsa almalı. Birinin kamerası varsa, birinin bilgisi, ses sistemi varsa getirmeli ve bu film ortak üretimin neticesine dönüştürülmeli. Bu ortaklaşan üretim şunu da getirmeli, AVM’lerin içine sıkıştırılıp metalaştırılan ve salonlara hapsedilen sinema anlayışını da kırmalıyız. Sinemayı mahalle ve köylere taşımalıyız. Eskiden olduğu gibi açık havada sokak aralarında, köylerde yüzlerce kişinin izlediği bir etkinliğe dönüşmeli.

Komün üretiminin ortaya koyduğu eserlere ilişkin ne gibi kıstaslar geçerli olacak?

İçerik bizim için önemli. Yani komünün ihtiyacı bal ve yağ iken birisi komüne Adidas ayakkabı alır gelirse kabul etmeyeceğiz. Bununla birlikte bazen projeler geliyor destek vermediğimizde sansürcü ilan ediliyoruz. Mesela diyor ben sizin baktığınız gibi bakmak zorunda değilim diyor. Bunlar da tartışılacak şeyler. Ama öz itibariyle şöyle diyoruz, halkların değerlerine hakaret etmeyen, yani kültürel, siyasi, tarihi, devrimsel değerlerini boşa çıkarmayan, kadını, çocuğu ve emeği aşağılamayan, iktidarın yanında durmayan, iktidarla uzlaşmayan bütün bu noktalarda belli bir duruş sahibi olan bütün insanlarla bir araya gelebiliriz. Mesela, Kültür Bakanlığı’ndan destek almış bir filmin komün mantığının içinde yeri yok. Örneğin devlet tarafından öldürülmüş iki tutsağın filmini yaparken parayı devletten almak ahlaki değil. Bu aynı zamanda film öncesi ve sonrası bir takım süzgeçleri de beraberinde getiriyor. Bir sanatçının tarzı, duruşu bu olmamalı.

Sonrasında Türkiye, Avrupa ve Kürdistan’ın diğer parçalarından sinemacılarla nasıl bir fikir platformu oluşturacaksınız?

Biz bu fikri yeni tartışıyoruz. Önce bu işin çekirdeğini oluşturmamız lazım. Bu çağrıyı yapabilecek güce ulaşmış olmalıyız. Sonra kendini değiştiren ama genel prensip ve ilkelerde esnemeyen, tutarlılığını koruyan ancak tarz ve yaklaşımda, üslup ve yöntemde son derece esnek olan bir yapıya ulaşmak istiyoruz.

Şimdi ulus devlet sineması ile ilgili ciddi bir eleştiri olması gerektiğini düşünüyoruz. Kürt sineması diye adlandırdığımız sinemanın biraz ulus devlet sineması mantığıyla gelişmeye başladığını düşünüyoruz, buna dair tartışmalarımız var. Yani etnik bağlamda bir tanımlamanın bu coğrafyada üretilecek filmleri kapsamaya yetmeyeceğini düşünüyoruz. Coğrafi bazda Kürdistan sineması denebilir. Kürdistan sineması dediğimizde Kürdistan’da yaşayan Türklerin ve Suriye’deki Arapların ürettiği filmler de dahil olacak. Fikir platform oluşacak, internet üzeri, dergiler, sinema konferansları üzeri olabilir. Tüm bunlar için hazırlığa ihtiyaç var.

Aslında bu dediğiniz şeyler belki daha önce başlamalıydı. Daha önceki deneyimlerinizin eleştirisi üzerinden kendinizi var edeceğinizi söylediniz. Bu noktaları açabilir misiniz?

Sinema toplumsal sorunlara cevap olma yöntemidir. Çok amaçsallaştırmıyoruz, çok araçsallaştırmıyoruz. Genel olarak insanlık ciddi bir bunalım yaşıyor, Kürdistan coğrafyasında savaşlar, çatışmalar, bütün bunların yarattığı buhranlar var. Sanatın da çok ciddi bir cevap olabileceği, öncülük edebileceği düşüncesinden hareketle, sinema sanatının etki alanı itibariyle çok güçlü bir sanat olduğu hesabıyla biz bu alanda cevap olmak istiyoruz.

Bunları biraz somuta indirgeyelim.

Tamam şuradan somutlayalım, toplumun yaşadığı sorunlara, bunalımlara sanat üzerinden çözüm üretmeye çalışacağız. Ama bunu yaparken üstten bir dil kullanma ciddi bir sorun. Ben sanatçıyım, bu toplumun aynasıyım, ben ona bilinç götürüyorum yaklaşımı en ciddi problemlerden biri. Bu anlayıştan vazgeçmezsek üretim de paylaşım da sakat olur. Biz İstanbul’un sanatın merkezi, otoritesi ve despotu haline dönüştüğü eleştirisini yaptık. Amed’de sinema kurumuyla bu merkezi dağıtmak, yaymak istedik. Ama biz de Kürdistan’da merkezileşmeye başladık, otoriteye dönüştük.Bunun dışında Amed’de sinema eğitimi veren iki akademi var. Onlarda da eğitimde bir elitleşme, sistem akademilerini örnek alma zihniyeti ortaya çıktı. Gelsinler bize başvursunlar biz onları eğitelim dedik bu da sistemden farklı olmadı. Oysa biz gidip köylerde, mahallelerde, ilçelerde, en uzak ilçelerde kuracağımız atölyeler içerisinden öğrencileri seçmeliyiz. Doğrusu en temel sorun, bizim bu işi nasıl kolektif yapacağımıza dair algımızın olması. Üretime başlarken daha fikir aşamasında güçlü bir komün oluşturmak lazım.

 

Sinema sokağa taşmalı

Sinemanın bahsettiğiniz elitizmini kırmak için ne gibi çalışmalar düşünüyorsunuz?

Tabii hepsi demokratikleştirilmeli ve tabana yayılmalı. Sokak aralarında sinema atölyeleri kurulmalı. Sinemayı elit kesimin ürettiği bir şeyden çıkarmak lazım. Yani dernek merkezi Amed’de, mesela Bağlar’ın, Suriçi’nin sokak aralarına sinema üretiminin yapılacağı alanlar kurulmazsa, oraya gitmezsek hakikaten elit kalacak. Üretimde elit kalırsan zaten paylaşımda da elit kalırsın. Salonlara hapsetmiş olursun. Yani sokak aralarına sinema atölyelerinin kurulması oradaki çocukların kamera ile tanıştırılması gerekiyor.

 

Oryantalizm sadece batıdan gelmiyor

Köyde geçen bir hikayenin çekilmesi için o köyde yaşayan kişinin doğası gereği eğitim alması gerekiyor. Eğitimle birlikte ideolojik süzgeçler devreye giriyor. Süzgeçler bakış açısını değiştirmenin yanında doğallığı da bozuyor. Yani öyküsü olan bir yurttaşın tek başına başaramayacağı bir durum sözkonusu. Bu duruma komün nasıl cevap olacak?

Aslında çok doğru bir yerden sordun soruyu. Senin bahsettiğin şekilde iyi bir sinemacı, sinema tekniğini, estetik yaklaşımı iyi biliyor. Ama hakikaten aldıkları ideolojik formasyon, bakışları çok oryantalist. Oryantalizm sadece batından doğuya bakış değil doğunun doğuya batının gözüyle bakması daha korkunç. Örneğin savaşı anlatıyorlar ama Kürt hep mağdur. Bunun yanında büyük bir direniş de var. Ama batıda mağduriyet hikayeleri seviliyor. Buralara dair hikayeler tam anlamıyla anlatılmadı, biz de anlatmadık. Sinema sektörü bu tür hikayeleri sevmez, pazar bu hikayeleri sevmez. Yani o köydeki kendi hikayesini anlatacak. Mahallelerde ve köylerde yapılacak atölye çalışmaları ile bu zorluk büyük oranda aşılabilir. Herkes sinema yapabilir, komün bunun önünü açmalı. Zaten Kürtlerin çok güçlü bir hikaye anlatma geleneği var.

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Şirove
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne