Sinemanın Şairaneliği: Şiirsel Gerçekçilik

0
30

Şiirsel Gerçekçilik (Realisme Poetique) 1930’larda Fransa’da ortaya çıkan bir sinema akımıdır. Akımın özelliklerine geçmeden önce, onu ortaya çıkaran ekonomik ve politik sebepleri incelemekte fayda vardır diye düşünüyorum.

Akımı Ortaya Çıkaran Sebepler

1928 yılından 1929 yılının Ekim ayına kadar ABD borsası yükseliş içerisindeydi. Yüksek fiyatlı satış ve bunun

sonucunda da daha fazla bir kazanç durumu oluşmuştu. Fakat bu bir süre sonra alım gücünün düşmesini ve dolayısı ile borsadaki hisselerin ve genel olarak satım kazancının da düşmesini getirmiştir. 1929 Ekim’inde ABD borsasında düşüş başlamış yabancı şirketler de ellerindeki hisseleri biran önce satmaya başlamışlardır. Bu durum varolan krizi daha da derinleştirmeye başlamıştır. Amerika’da başlayan bu buhran yavaş yavaş diğer ülkeleri de etkilemeye başlamıştır. Özellikle Almanya bunlardan en çok etkilenenler arasında yer almaktaydı. Daha sonra da diğer kapitalist ülkelerin ekonomik krizi  derinleşmeye başlamıştır. Sosyalist bir ülke olan SSCB’de ise Birinci Beş Yıllık Planı uygulamaya başarı ile devam ediyordu. ABD’de başlayan bu buhrandan Fransa’da etkilendi. Özellikle büyük sinema şirketlerinin ekonomik olarak kötü duruma düşmesi, toplumda yaşanan yoksulluk ve gerilim çeşitli durumlara yol açmıştır. Birtakım yönetmenler bu noktada görece daha rahat hareket etmeye ve gerçekçi yapıtlar vermeye başlamıştır. Yaşanan ekonomik çözümsüzlük ile birlikte toplumda çeşitli çarpıklıklar ortaya çıkmış ve insanları umutsuzluk ortamı kaplamıştı. Yönetmenler ise bu durumu filmlerine yavaş yavaş yansıtmaya başlamıştı. Bireylerin içinde bulunduğu bu çıkışsızlık durumunu yansıtmaları ‘Gerçekçi’ yaklaşımı göstermekte idi. Bunun dışında çekilen filmlerde mekân seçimi ise akımın ‘Şiirsel’ yönünü oluşturuyordu.

 

Akımın Genel Özellikleri

– Karakterlerin içinde bulunduğu sıkıntı, bunalım ve hatta karamsarlığı yansıran filmlerdir.

– Seçilen mekânlar karakterlerin bulunduğu çıkışsızlığı vurgulamak için seçilmiştir. Sisli mekanlar, boş sokaklar kullanılır.

– Çoğunlukla filmlerde karakterleri, asker kaçakları, imkansız aşk yaşayanlar, kenar mahalleliler oluşturur.

– Marcel Carne dışında akıma dahil olan bir çok yönetmenin filminde eleştiri, varolan gerçekliği karikatürize ederek, dalga geçerek onları yerme vardır. Amaç  toplumsal, ekonomik ve politik bazı noktaların absürdlüklerini vurgulamaktır.

 

Akımın Yönetmenleri

Şiirsel Gerçekçilik akımı ile en çok özdeşleşen iki isim bulunmaktadır. Biri yönetmen Marcel Carne, diğeri ise Jacques Prevert’dir.

Marcel Carne

En bilinen filmi ‘’Sisler Rıhtımı’’dır. ‘’Sisler Rıhtımı’’nda imkansız aşka düşen bir asker kaçağı anlatılmaktadır. Marcel Carne’nin filmleri gerek teknik, gerek içerik gerekse kullanılan mekânlar ve yaratılan karakterler bakımından Şiirse Gerçekçiliği yansıtan filmlerdir. Özellikle umutsuz ve karamsar yapıya sahip olan karakterler filmlerinin vazgeçilmezidir. İntihar olgusu da yine bağlı olarak gelişmektedir. Umutsuzluğa düşen karakter intiharı bir çıkış olarak görmektedir. Issız sokaklar, loş ışık ve gri bir rengin hakim olduğu filmlerine biraz melankoli hakimdir. Filmlerine şiirselliği katan yön de budur aslında. ‘’Ne sanatçı için, ne asker kaçağı için, ne kadın için çıkış yolu yoktur. Her şey, tüm umutlar kurşuni bir göğün altında sonsuza kadar yitirilmiştir (Coşkun, 2009: 135)’’.

Marcel Carne’nin şiirsel gerçekçi anlatıma sahip diğer filmleri ise şunlardır: ‘’Gün Doğarken’’, ‘’Cennetteki Kaçış’’, ‘’Gecenin Kapıları(1946)’’, ‘’Liman  Kızı (1949)’’.

 

Jean Vigo

Jean Vigo’nun Şiirsel Gerçekçilik Akımı’na dahil edilen en önemli filmi ‘’Hal ve Gidiş Sıfır(1933)’’dır. Filmde eğitim sisteminin çarpıklığı eleştirilmektedir. Okul yönetimini bir bakıma alaya alan öğrenciler filmin ana karakterlerini oluşturur.  Bu film Fransa’da sansüre uğrayarak belli bir süre yasaklanmıştır. Vigo, filmde ğitim sisteminin öğrencilere vereceği ‘Hal ve Gidiş’ notunu sıfır verdirterek aslında baştan bu eğitim anlayışını reddetmiş ve her türlü otoriteye karşı olduğunu belirtmiştir.

Vigo filmlerindeki eleştirel tutumuna ‘’L’Atalante (1934)’’de de devam eder. Bu film de bazı çevreler tarafından bağnazlığı eleştirdiği için hoş karşılanmaz. Vigo’nun bu filmlerinden şiirsellik ile eleştirellik iç içedir. Eleştirellik Vigo’ya gerçekliği getirmiştir. Jean Vigo aynı zamanda sinemanın erken zamanda kaybettiği yönetmenlerdendir. Genç yönetmen vereme yakalandığı için 32 yaşında yaşamını yitirir.

 

Rene Clair

Sesli sinema döneminde yaptığı bir .çok film Şiirsel Gerçekçilik içerisinde yer almıştır. Bunlardan bir tanesi de Paris Damları Altında (Sous les Toits de Paris – 1930) filmidir. Bu eserinde Clair, Paris’in yoksullarını anlatmaktadır. Özellikle toplumsal karşıtlıkların yoğun olduğu bir dönemde eleştirel ve gerçekçi bir bakış ile bu filmi çekmiştir. Paris’in dış mahallelerindeki insanların filmin karakterlerini oluşturması ve müziğin oluşturduğu düşsel hava onun bu filminin şiirsel gerçekçiliğini yansıtan önemli öğelerdir. 1931’de yaptığı Milyon(Le Million) da yine bu kapsamda değerlendirilmelidir. Clair’in filmlerinde ‘ses’ önemli bir ögedir. İki film de bunu kanıtlar niteliktedir.

1931 yılında çekilen ‘’Bizlere Özgürlük(A Nous la Liberte)’’ filminde ise hapishanedeki tutuklular ile fabrikadaki işçilerin durumu benzeştirilmiştir. Makinelerin insanları tutsaklaştırdığına yapılan bir göndermedir bu.  ‘’Son Milyarder’’, ‘’Sessizlik Altındır’’, ‘’Şeytanın Güzelliği’’ gibi eserlerinde de aynı eleştirelliği görmek mümkündür.

 

Julien Duvivier

Julien Duvivier’in ‘’Şiirsel Gerçekçilik’’ akımı içerisinde değerlendirilebilecek en önemli filmi 1937 yapımı
‘’Cezayir Batakhaneleri’’dir. Bir haydutun sevdiği kişi ile kaçacağı sırada öldürülmesi filmin konusunu oluşturmaktadır. Görüldüğü gibi Duvivier bu filminde haydutu ana karaktere koyarak Şiirsel Gerçeklik akımının çoğu filminde olduğu gibi suça bulaşmış insanların filmini yapmıştır.

 

 

Jean Renoir

Renoir’in 1930’larda yaptığı bazı filmler Şiirsel Gerçekçiliğin içerisinde değerlendirilmektedir. ‘’M. Lange’ın Suçu’’ bu filmlerden birisidir. Karamsar bir havanın hakim olduğu film Paris’in dış mahallelerinde geçer.

1937’de çektiği ‘’Büyük Aldanış(La Grande Illusion)’’ tam anlamıyla savaş karşıtı bir filmdir. Savaşın nedenleri sorgulanmıştır. Naziler tarafından oldukça tepki çeken bir film olmuştur. Verdiği mesajlar ve savaşa karşı eleştirel tutum bakımından gerçekçi bir yaklaşım vardır filmde.

1939’da çektiği ‘’Oyunun Kuralı(La Regle du Jeu)’’ adlı eserinde de Şiirsel Gerçekçi etkileri yoğun bir şekilde görmek mümkündür. Burjuva toplum yaşamının sahip olduğu ön yargılar anlatılmıştır.

 

Jacques Feyder

1922’de çektiği Crainquebille ile adalet sistemini ve 1928’de çektiği Therese Raquin filminde ise toplumun bazı değer yargılarını ve yine adalet sistemini eleştirmiştir. ‘’Yeni Beyler’’de ise burjuva politikacıları yermiştir. Bu nedenden dolayı da film sansüre uğramıştır.

 

Akımın Etkileri

Şiirsel Gerçekçilik sona erdikten sonra birçok yönetmeni ve akımı etkilemiştir. İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve bunların izlerini görmek mümkündür. Visconti’nin ‘’Postacı Kapıyı İki Kere Çalar’’ adlı filmi buna örnek olarak gösterilebilir. Keza diğer İtalyan yönetmen Antonioni’de de bu etkiyi görmek mümkün olacaktır. Bu akım ile birlikte Fransa’daki sinemaya  ‘’gerçekçi kuram’’ etkisi yavaş yavaş girmeye başlamıştır.

Şiirsel Gerçekçilik toplumun yaşadığı sıkıntılardan dolayı ortaya çıkmış ve nihayetinde yönetmenler de yer yer kıyıda köşede kalmış bireylerin acı hayatlarını, iç sıkıntılarını beyaz perdeye aktarmışlardır. Puslu ve soluk sokaklarda doğmuş bir sinema akımıdır ve günümüzde de bu akıma yakın sinema yapan yönetmenler vardır. Çünkü ne şiirsel gerçekçiliği ortaya çıkaran koşullar ortadan kalkmıştır, ne de o koşullardan etkilenip sinema yapan yönetmenler.

 

Arda KAYA

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse