Sinemanın ötekisi: Belgesel sinema

0
23

Kürt yönetmenler ve çok güçlü filmler ortaya çıkıyor. Festivallerde, filmlere baktığımızda mutlaka bir Kürt yönetmenle karşılaşıyorsunuz. Hem sayı hem de nitelik çok arttı. 

 
Bingöl Elmas, belgesel sinemacı. Çeşitli televizyon kuruluşlarında muhabirlik ve haber programlarda yönetmen asistanlığı yaptı. Asmin Film Yapım bünyesinde, yönetmen, yapımcı, metin yazarı olarak belgesel filmler yapıyor.Belgesel Sinemacılık  ve kadın belgeselci olmak üzerine görüşlerini aldık.

Belgesel sinemacılık nasıl bir türdür? Belgesel sinemanın günümüzdeki yeri nedir?
Belgesel sinema aslında, sinemanın başlangıcından beri var olan bir tür. Ve sinemanın başlangıcı bile sayabiliriz. Türkiye’de  uzun zamandan beri üretiliyor. Sinemanın türleri arasında hiyerarşisi var, bu hiyerarşide belgesel sinema bu ortamın ötekisi. Kimilerine göre ‘normal film’ çekene kadar oyalanılan bir alan. Ya da televizyon programlarını, belge filmleri, belgesel sinema sananların, ‘kolay iş‘ zannederek bir süre denemeler yaptığı bir alan. Gerçeğin gücü ve belgeselin sinema yanı anlaşılmaya başlanınca, daha görünür olmaya başladı. Ve şu anda dünyada çekilen filmlere baktığınızda, büyük festivallerin çoğunda belgesel film sayısı hatırı sayılır bir şekilde arttı. Bu yıl ülkemizdeki kurmaca festivallerin programında belgesel filmlerin sayısı neredeyse yarıya yakındı. Ama hala festivalcilerimiz Türkiye belgesellerine  programda ve salonlarda ayrımcılık yapmaya devam ediyorlar. Programlarda belgeselin ismini ve yerini bulana aşk olsun. Salonun yeri ve filmin saati de muhtemelen sürgün gibi oluyor. Çok iyi döküdrama örnekleri görüyoruz. Öyle hikayeler vardır ki belgesel ve kurmaca içiçedir. Bazılarında ise bir parça bile kurmacaya yer yoktur.

Belgesel sinema da erkek egemenliğinden bahsedilebilir mi, kadınların konumu ne? Kadınlar neden belgesel çeker, belgeselde kadın olmanın farkı nedir, nasıl yansır?

Belgesel sinemada daha fazla kadın yönetmen olduğunu düşünüyorum ve gözlemliyorum. Bu alanda kadın sinemacılar daha etkin ya da üretkenler. Belgesel sinemayı tercihlerine gelince,  belki de kadınlar daha sabırlı olduklarındandır, ya da toplayıcı oldukları  zamandan günümüze aktardıkları genetik hafızalarındandır. Belki de kadınlar hayatta daha fazla gerçekliğe çarparlar ve de cinsiyetlerinden dolayı pek çok duruma maruz kalırlar, bu da daha fazla farkındalık ve duyarlılığa neden oluyor. Belgesel sinema da en kıymetli dertleşme alanlarında biri. 

Kürt hareketiyle birlikte kadının statüsündeki değişiklik sinema -belgesel alanına nasıl yansıdı?Belgesel alanında Kürtlerin varlığı konusundaki düşünceleriniz neler?

 Bu kadar uzun süreli bir mücadelenin kadın meselesinde daha güçlü sonuçlarını bekliyorum. Can derdi varken sanırım kadın meselesi de ötelemeden payını almış diye düşünüyorum. Elbette bölge için ve şimdi için diyorum bunu belki de gerillanın aramızda yaşamaya başlamasıyla durum bir anda değişebilir.  Burada kameranın karşısındaki Kürt kadınından bahsediyorum. Kameranın gerisindeki Kürt kadınına gelince, sadece kadın değil Kürt yönetmenler diye yaklaşırsam bir şeyler diyebilirim. Toplumda bir karşılığı var. Çok güçlü filmler ortaya çıkıyor. Festivallere baktığımızda, sözü edilen filmlere baktığımızda mutlaka bir Kürt yönetmenle karşılaşıyorsunuz. Hem sayı hem de nitelik olarak çok arttı. Kürt yönetmelerin sayı artıyor. Nitelik olarak üretimlerinde ciddi artış var.          

 Belgesel gibi genellikle zorlu mekanlarda çalışmayı gerekli kılan sektörde kadın olmanın en büyük dezavantajı nedir?
Kadın olmakla ilgili payınıza ne düşüyorsa artık. Bazen tek başınıza araştırma için köy köy dolaşırken cinsiyetiniz size epeyce hatırlatılıyor.  Deneyimlediklerimden dolayı eskisi kadar cesur olamıyorum mesela, tek başıma alanda olmakla ilgili teredütlerim oluştu. Memleket hali hepimizin bildiği şeyler belgeselci olmanız sizi bir yere kadar bunlardan alıkoyabiliyor.  

Belgeselleri

 

Belgesel Sinemacılıkta ilk olarak  “Ağustos karıncası” (2005) hayalleri, idealleri, köpükten kaçan notaları ve hayatındaki armonisiyle İbrahim’in öyküsünüdür. İbo küçük bir kasabada anons memuru, belediye çaycısı, çiftçi, nikah memurudur. 
“TransAsya”(2008) adlı belgeselinde, 2001 yılından beri yolcu taşıyan TransAsya treniyle, Haydarpaşa’dan Tahran’a kadar gider. Tren yolculuğu, Ömer Hayyam’ın, Fuzuli’nin, İbni Sina’nın memleketi İran’ın köklü tarih ve coğrafyasıyla harmanlanıp anlatılır. TransAsya farklı bir trendir. Bu belgeselde vagon dolusu öyküler anlatılır. 
“Pippa’ya Mektubum”‘(2010) da İtalyan Pippa Bacca’nın Gebze’de tecavüz edilerek öldürülmesiyle yarım kalan yolculuğunu siyah bir gelinlikle tamamlayacaktır.
“Evcilik”(2012) belgeselinde, küçük yaşta evlendirilen kadınların öykülerine odaklanır ve seyircisini ülkenin batısından doğusuna bir yolculuğa çıkarır. Kadınların rızaları alınmadan, tercihleri sorulmadan, hayalleri yok edilerek küçük yaşta evliliğe kurban edilişinin belgeselini yapar.  
13 Bölümlük belgesel “Bir Avuç Toprak” ta (2012) ise, büyük şehirlere mecburiyetleri sorgulayıp, ‘başka türlü yaşamak da mümkün’ diyerek toprağa geri dönenler konu edilir. Kendi bilgi birikimlerini köylülerin tecrübeleriyle birleştirip gittikleri yerlerde eko yerleşkeler kuranlar, organik tarımla uğraşanlar, kendi tükettiklerini yine kendileri üretenler anlatılır.


SUNA ALAN/LONDRA

 

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse