Sinemada Kadın

0
89

Egemen güçlerin baskısıyla sinema kendisine her dönem bir düşman bulmuştur. Bulunan düşman, aslında sinemanın tercihi olmayıp, tamamıyla egemenlerin düşman olarak görmeyi tercih ettiği kişilerdir. Siyasi erk’ in menfaati, siyaseti o dönem neyi gerektiriyorsa, ona göre düşman seçiyor. Dünyanın iki kutuplu olduğu dönemdeki düşmanı sosyalistler oluyor, sosyalist bloka karşı vermiş olduğu vahşi savaşında Yeşil Kuşak girişimiyle de Ortadoğu’yu kullanabiliyordu. Ama Ortadoğuya “yeni” bir düzen getirirken bu kez düşman olarak Ortadoğu Halklarını seçmekten hiç çekinmiyordu. düşmana karşı verdiği savaşta da taraftar kazanmak ve “haklılığını” ispatlamak için de sinemayı kullanıyordu.

Peki sinemanın şimdiye dek düşman olarak gördüğü, gösterdiği kişiler arasında kimler bulunuyordu veya bulunuyor. “ 4 K “, egemenlerin dört düşman olarak seçtiklerini sembolize eden formülün ismidir. O ünlü, büyülü beyaz perde, ilkin düşman olarak Kızılderileri göstermiştir. Onları takip eden diğer düşman, Kara deriler olmuştur. Sinemanın Siyahlardan sonra “ tercih “ ettiği düşmanı da Kızıllar olmuştur. Bunlarla beraber egemen sinemanın en son düşman olarak gördüğü ise KADINLARDIR.

 

Bütün western filmleri KIZILDERİLERİ yerden yere vurmuştur, karalamıştır ve onlara yönelik yapılan katliamları aklama görevi içerisine girmiştir. Televizyon ile sinema, Kızılderileri topraklarından zorla çıkaran Amerikan süvarilerini kahraman göstermedi mi ? Siyahlara yönelik ırkçı tutumların artmasında egemenler sinemayı gerektiği kadar kullanmışlardır. Yönetmen Davıd Wark Grıffıth’in 1915 yapımlı ” Bir Ulusun Doğuşu ” adındaki ırkçı filme KARA DERİLİLER büyük tepkiler göstermişlerdi. Bu ve buna benzer ırkçı filmler, siyahlara şiddet uygulayan Klu Klax Klan gibi faşist örgütlenmelere cesaret vermiş ve yol göstermişti. Soğuk savaş döneminde ise egemenler sinemaya yeni bir düşman göstermişlerdi; KIZILLAR. Sinema sektörü bunun üzerine hemencecik kollarını sıvayarak yeni görevine sadık kaldı. Art arda sosyalizm karşıtı filmler ve “James Bond” lar çekildi,Kızıllar, James Bond’ un öfkesinden nasibini aldılar!…

 

Şimdi de sinemanın son düşman olarak gördüğü KADINLARA gelelim. Çoğu zamanlar kadın karakteri sinemada ikinci sınıf ve cinsellik objesi olarak görüldü. Filmlerde bedeni hunharca kullanıldı, köreltildi ve tüketildi. Erkek egemen anlayışına bağlı kalan sinema, kadını aciz ve geride olan olarak göstermeyi ” tercih” etmiştir. Kızılderililere, karalara, kızıllara karşı sert bir duruş sergileyen egemenlerin sineması, bu geri anlayışını kadın üzerinde daha vahşice denemiştir. Egemen güçlerin sinemayı iyi kullanmaları, bu “ 4 K “ içerisinde yer alan kadınları özellikle çok düşündürmelidir.

 

Sinemayı niçin kendilerinin de iyi kullanmadıklarını sorgulamalıdırlar. 1993 yılında gözaltına alınan Ş.E. adlı kadına tecavüz ettikleri “iddiasıyla” 405 kişi hakkında açılan dava halen sürmekte ve bir çoğu da beraat ettirilmiştir. Yıl 2006, yani koca bir 13 yıl, Ş.E. ‘nin bir 13 yıl daha bedensel, düşünsel tecavüzü anlamına gelmekte. Bu olay bile başlı başlına kadınların sinemada varlıklarını göstermelerine bir önemli gerekçedir. Sinemanın cesur kadın bakışına ihtiyaçı vardır. Kadına yönelik saldırılara, 405 DARBE’ye karşılık verebilecek filmleri yaratmanın yollarını aramalıdır kadınlar… Sinemada kadının ağırlığı gerçekleştirilmelidir, kadın filmleri çoğalmalı, kadın yönetmenler varlıklarını göstermeli. Çünkü kadın bakışından uzak olan sinema, özgürleşmiş olamaz, kadınlarla özgürleşemeyen sinema da, kendi gerilikleriyle boğuşur kalır, başka bir şey yapmaz o kadar.

Medet Dilek

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse