Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı

0
24
REKLAM    

Hayatımda hiç unutamadığım repliklerden biri Geleceğe Dönüş’te çılgın profesör Emmett Brown’ın Marty’ye söylediği “zamanda bir kırılma oldu” repliğidir. Çakralarımı açan ve bizzat benim kendi zamanımda da kırılmaya yol açan bir repliktir bu. O günden beri hep düşünüşümdür; bazı olaylar ya başka türlü gelişseydi ve o kırılmalar farklı yöne doğru gerçekleşseydi ne değişirdi…

Ezgi Aksoy

Her zaman verilen örnekleriyle Hitler başarılı bir ressam olsaydı, bazılarımız futbol kariyerinde önemli yerlere gelseydi, Che Guevara Bolivya’ya doğru yola çıkmak yerine Küba‘da kendine teklif edilen bakanlığı kabul etseydi, Latin Köprüsü‘nde Avusturya arşidüküne ateş eden tetikçi hedefi ıskalasaydı, VIII. Henry Anne Boleyn‘le evlenmek için ilk karısını boşamak ve bunun için de Protestanlığı tercih etmek yolunu seçmeseydi, İrlanda’da büyük patetes kıtlığı yaşanmasaydı ve bu nedenle Amerika’ya göç eden bir milyon kadar İrlandalı Amerika topraklarını hiç işgal etmeseydi, Kraliçe Isabel daha yüz yıl kadar batıya yelken açılmasını yasaklasaydı ya da Aztek yerlileri adaya çıkan ilk 300 askeri gördükleri yerde öldürseydi ve uzak batıdan dönen olmasaydı, İspanya İç Savaşını sosyalist ve anarşist cephe kazansaydı, falanjistleryenilseydi… Ne değişirdi?

Bu kırılma noktaları da, oluşturdukları olasılıklar evreni de uzar gider. Ama netice değişmiyor; bu dönemlerin ve noktaların her biri dünya tarihinde dev depremler yaptılar. Yok ettikleri ihtimalleri hesaplamak ve tahayyül etmek ise neredeyse imkansız. Birkaç “deli” bu işi yapıyor ki onlara genelde yazar (çoğunlukla da bilinkurgu yazarı) deniliyor.

İspanya İç Savaşı, dünyanın son ideolojik savaşlarından biriydi. Barcelona ve Madrid komünleri hala anlatılır. Dünyanın en büyük anarşist cephesinin fiili savaşının yaşandığı bir savaştı; Durruti ve söylemleri hala anılır. Üstelik Avrupa’da yarattığı etki öylesine büyüktü ki, hakkında yüzlerce roman yazılmış, şiirlere ve şarkılara konu olmuş, üstüne onlarca film çevrilmiştir. Bazıları ise bunları yaptıkları için ya savaş yıllarında ya da takip eden yıllarda öldürülmüştür. Öte yandan II. Dünya Savaşını Hitler’in kaybetmesi, büyük müttefiki Franco‘ya da zarar vermiş ve diktatörlük yıllarında nispeten yalnız kalmıştır. İşte bir başka kırılma noktası daha; Hitler savaşı kazansaydı İspanya’nın iç savaş sonrası tarihi de çok daha farklı yazılacaktı kuşkusuz.

Şu anda ne savaşın nedenlerini, ne süreci, ne de sonuçlarını anlatacağım sizlere. Zira bu upuzun ve karmaşık alana şuanda girmenin anlamı yok. Dileyenler araştırabilirler elbette. Ya da bu konu üzerine çevrilmiş filmlerden bir demet izleyebilirler. Bu bağlamda aşağıda sinemada İspanya İç Savaşına dair çevrilmiş filmlerin bir listesini bulacaksınız.

En Sevilenler, En Bilinenler

Libertarias (1996)

İspanyol İç Savaşında kadınların yerini ve de özellikle anarşist blokun tutumunu en güzel yansıtan filmlerden biri olarak Libertarias, gerçek bir klasik denebilir. Dindar bir rahibe olan Maria’nın kilisenin boyunduruğundan kurtulması ve iç savaş sırasında özgürleşmesi temelinde ilerleyen filmde dönemin ruhuna dair pekçok ayrıntı bulmak mümkün. Durruti cephesine de ufak bir bakış atan filmin yönetmeniVicente Aranda. Aranda; iç savaş sonrası dönemi anlattığı Amantes (1991), Juana La Loca (2001/Mad Love), Carmen (2003), La Passión Turco (1994) gibi filmleri ile de bilinir.

Land And Freedom (1995)

İspanya’da gösterime girdiği adı ile Tierra y Libertad, ünlü İngiliz yönetmen Ken Loach‘un yönetmenliğini yaptığı ve İspanya İç Savaşı sırasında sosyalist blokla anarşist blok arasındaki gerginlikleri, Sovyet Rusya’nın desteğini çekişini ve savaşın kaybediliş sürecini anlatıyor. Filmde bu süreç İngiltere’de yaşayan ve işsiz olan David’in inançları uğruna savaşmak için İspanya’ya gitmesi ve orada yaşadıkları üzerinden aktarılıyor.

spanya-01.jpg

 

Ay Carmela! (1990)

İspanya’dan çıkan en özgün yönetmenlerden olan Carlos Saura‘nın İspanya İç Savaşı için adeta gülmeceli bir ağıt, bir flamenko ezgisi tadında çekilmiş filmi Ay Carmela ismini de iç savaşın devrimci şarkılarından olan Ay Carmela‘dan alıyor. Şarkı savaşın kilit muharebelerinden olan Batalla del Ebro‘yu (Ebro Irmağı Savaşı) anlatır. Ebro savaşı, cumhuriyetçilerin aldığı son büyük yenilgidir. Bu savaştan sonra Barcelona da düşer ve Barcelona komünü de tarihe karışır. Filmde ise Carmela ve kocası savaşın olduğu bölgelerde gezip savaşanlara tiyatro gösterileri sunarak para kazanan bir çifttir. Yanlışlıkla milliyetçi cepheye düşüşleri ve burada falanjistlere de gösteri yapmak zorunda kalışları anlatılır. Carmela’yı Carmen Maura oynuyor.

El Laberinto del Fauno (2006)

İspanya iç savaşı üzerine yapılmış en fantastik film diyebiliriz Guillermo Del Toro‘nun başyapıtı El Laberinto del Fauno için. Babası savaşta ölen bir devrimci olan Ofelia‘nın annesi şimdi bir falanjist subayla evlenmiştir ve onunla yaşamak zorunda kalmışlardır. Ofelia bu durumdan hiç memnun değildir, ancak yaşamaya başladıkları bu yeni topraklarda onu bambaşka sürprizler beklemektedir. Gerçek bir klasik ve bir peri masalı olan El Laberinto del Fauno, politik yanı baskın ve ön planda olmasa da İspanya iç savaşı hakkında yapılmış en güzel filmlerden biri.

spanya-02.jpg

El Espinazo del Diablo (2001)

Guillermo del Toro‘ya ait olan film, babası iç savaşta öldüğü için bir yetimhaneye gönderilen Carlos’un yetimhanenin hayaletli olduğunu keşfetmesi ile gelişen olayları anlatıyor. İç savaşın yetim çocuklarını ve dönemin yetimhanelerini pekçok dramadan çok daha güzel yansıtan El Espinazo del Diablo, bir korku filmi olmasının yanı sıra, sağlam da bir drama.

 

La Lengua de Las Mariposas (1999)

Guillermo del Toro filmleri gibi olmasa da, iç savaşa çocuk gözünden bakan ve büyülü bir dünya sunan La Lengua de Las Mariposas, Moncho’nun bir çocuk olarak İspanya İç Savaşını selamlayışını anlatıyor. Şiirsel bir dile sahip film, 99’dan beri en sevilen iç savaş filmlerinden biri.

Savaş Dönemi (1936-1939)

Gezi direnişi sırasında direnişçilerin sosyal medyayı ve akıllı telefonlarını nasıl kullandıklarına tanık olduk. Kimileri haberleşme ve uyarı için kullandılar, kimileri de sokağın nabzını tutarak naklen yayın yaptılar ya da çektikleri videoları paylaştılar. Üstelik bu tür hareketlerin yeni olduğu ve bilgisayarlarla, internetle ve akıllı telefonlarla alakalı olduğu sanıldı. Herşeyin bu kadar hızlı olması bakımından elbette bu doğru. Ancak İspanya İç Savaşı, savaş sırasında bizzat direnişçilerin yani cumhuriyetçilerin, sendikaların ve benzer örgütlerin ellerine kamera alarak sokağa, barikata ve savaş alanına gittiği, kayıt yaptığı ilk savaş ve direniştir. Özellikle anarşist sendikalar CNT – FAI en çok kayıt yapan gruptur. Cumhuriyetçi cephenin 360 civarında, milliyetçi cephenin ise 93 kadar kayıt yaptığı sanılıyor. Bunların çoğu belgesel niteliklidir ya da haberdir. Bu filmlerin bazıları iyi durumdadır ve kurgusal anlamda da doğru ve iyi kurgulanmıştır. Ancak bazıları, özellikle de milliyetçi cepheden filmler doğrudan propaganda filmleridir.

FAI-CNT.jpg

Ayrıca genel anlamda iç savaş sürerken her iki cepheden çevrilen filmlerin de kalitesi pek iyi sayılmaz. Çünkü savaşa oldukça fazla para aktarılmaktadır. Öte yandan iç savaş yıllarında sinema filmleri de çevrilmiştir. Cumhuriyetçi cephenin filmleri o dönemde ellerinde tuttukları MadridBarcelona gibi önemli şehirlerde geçerken, falanjistler filmlerini Mussolini’in Romasında, Hitler’in Berlininde veLizbon‘da çekebildiler.

İç savaş sırasında falanjist cephede beş tane aşırı geleneksel ve milliyetçi film çevrildi. Bunların kurgusu ve editasyonu Nazi Almanyasında yapılmıştır. Ayrıca Mağriplilerin falanjist cepheye katkılarının anlatıldığı belgesel Romancero Marroquí (1938/Fas Romansı) da bu dönemde çevrildi.

Defence of Madrid (1936/Madrid Defansı)

İspanyol İç Savaşını konu alan ilk yabancı filmdir. Kanadalı sinemacı Ivor Montagu tarafından çekilmiştir. 33 dakikalık bir filmdir ve adından da anlaşılacağı üzere cumhuriyetçi cephenin Madrid savunmasını anlatır. Montagu, savaş sırasında en aktif yabancı sinemacılardandır.

Nosotros Somos Asi (1936/Bizler Böyleyiz)

İç savaşla ilgili ilk müzikaldir. Anarşist cephe tarafından çevrilmiştir ve çevrilme amacı biraz moral sağlamak ve direnişçileri eğlendirmektir.

España Leal en Armas (1937/Soylu İspanya Silahlandı)

Hükümet tarafından Avrupa ülkelerinde propoganda olması amacı ile çevrilmiştir. Pekçok kaynakta filmin fikrini sunan ve senaryosunu yazan kişi olarak Luis Buñuel geçiyor. Ancak filmi bizzat yönetmemiş olabileceği de konuşuluyor. Filmin son kopyaları Fransa‘dadır ve orijinal İspanyolca olanları kalmamıştır.

Heart of Spain (1937)

ABD tarafından iç savaşta görev alan ve ilk kan bankasını kuran gönüllü Kanadalı doktor Norman Bethune‘nin yaşadıklarını için çevrilmiş bir belgeseldir. Madrid’teki barikatlardan, bombardımandan, yaralılardan ve hayatını kaybetmiş olan cumhuriyetçilerden bir kesit sunar.

Heart-of-Spain-reklam-1937.jpg

Soldados Campesinos (1937/Köylü Askerler)

Dönemin önemli yönetmenlerinden Rafael Gil tarafından çevrilen film, iç savaş yıllarında zor zamanlar geçiren ve cumhuriyetçileri destekleyen köylülerin hikayesine odaklanıyor.

Spanish Earth (1937)

İspanya İç Savaşı üzerine dönemde yapılmış filmlerin en önemlilerindendir. Jorins Evens tarafından çevrilmiş bir belgeseldir. Film kalitesi de son derece yüksektir. Ayrıca belgeseldeki anlatıların büyük kısmı bizzat iç savaşta da bulunan ve İspanya iç savaşı adına Çanlar Kimin İçin Çalıyor’u kaleme alan Ernest Hemingway‘e aittir. Hollywood üslubu ile çekilmiş, dönemin en “film” filmlerindendir.

Return to Life (1937)

Yönetmen koltuğunda Henri Cartier-Bresson ve Herbert Kline oturuyor. Film ABD ve Fransa ortak yapımı bir belgesel. Genel olarak savaş sırasında doktorların çalışmalarına odaklanıyor. Yönetmen koltuğundaki isimler düşünülürse, eşsiz görüntülere sahip bir film olduğu anlaşılabilir.

Alma y Nervio España (1937/İspanyol Kalbi ve Öfkesi)

Falanjist cephenin çektiği filmlerdendir. Falanjistlerin gözünden savaşa bakış anlatılır. Ayrıca Mağripordularının falanjistlere yardımı bu filme de konu olmuştur.

Guernika (1937)

Fransa yapımı film, Bask bölgesinde Franco askerlerinin kendi topraklarını ve insanlarını bombalaması anlatılıGuernika kasabasını haritadan silen ve binlerce insanın ölümüne neden olan bu acı bombardımanı anlatan filmde, inanılması güç anlar da yakalanmış.

 

Blockade (1938/Blokaj)

Dönemin sol görüşlü Hollywood yönetmenlerinin bazılarından cumhuriyetçi cepheye destek olmak amacı ile birkaç film çekildi Hollywood’ta. Bunların en ünlülerinden biri olan Blockade, ünlü yönetmen William Dieterle imzalı. Başrolde ise Henry Fonda var. Ancak prodüksiyon aşamasında bazı sorunlar yaşayan film, bir dönem de yasaklandı.

Savaş Sonrası İlk Dönem (1939-1959)

Her büyük değişim dalgasında olduğu gibi, iç savaştan sonraki ilk dönem en sert dönem oldu. Savaşı Cumhuriyetçiler kaybetmiş ve ülkenin yönetildiği koltuğa falanjist, milliyetçi ve faşist General Francogeçmişti. Savaşta ölmemiş olan cumhuriyetçilerin büyük kısmı yakalandı, tutuklandı, işkence gördü, bazıları öldürüldü ve kaybedildi. Kimileri ise yıllarca hapiste kalmak durumunda kaldılar. Bu yıllarda çevrilen filmler büyük ölçüde ya anlamsız komediler, ya da ahlak dersleri ile dolu melodramlardı. Savaşla ilgili az sayıda film ise, “yenenler” ya da “yenilenler” tarafından çevrilen, ya da onların hikayesini anlatan filmler olarak anıldılar. Yenilenlerin filmlerinin daha az olduğu ve bu işlere girişmenin de cesaret istediğini hatırlatmaya gerek yok sanırım.

General-Franco.jpg

Sin Novedad En El Alcazar (1940/Alcazar Kuşatması)

Falanjistlerin muhteşem adlettikleri Alcazar savunmasını anlatan film, iç savaş sonrası çevrilen flanjist propoganda filmlerinin ilklerinden ve en dikkat çekenlerinden. Film Mussolini İtalyası ile ortak yapımdır. Film o yılki Venedik Film Festivali’nde “Mussolini Ödülü”nü de almıştır. Bir propoganda filmi olmasına ve bütçesi bol olmamasına rağmen sinematik açıdan fena olmayan filmi Youtube‘da bulabilirsiniz (altyazısız olarak).

Raza (1941/Irk)

Doğrudan General Franco tarafından kaleme alınmış olan bu film, “rejimin yönetmeni” adıyla anılan José Luis Sáenz de Heredia tarafından çekilmiştir. Yönetmenin bir diğer çok bilinen yapıtı ise ancak 1964’te gerçekleştirebildiği bir yağcılık silsilesi olan Franco, Ese Hombre‘dir (Franco, işte o adam). Youtube‘da da bulabileceğiniz filmi (altyazısız olarak), artık bir komedi gibi izleyebilirisiniz.

Rojo y Negro (1942/Kırmızı ve Siyah)

Carlos Alévaro tarafından çevrilen Rojo y Negro, cumhuriyetçi işgali altındaki Madrid’in korkunç yüzünü sinemaya aktarma peşindeki bir falanjist film. Kırmızı ve siyah, anarşist cephenin her zaman taşıdıkları bayrağın rengi. Filmde çocukluk arkadaşı olan Luisa ve Miguel’in aşkı anlatılıyor. Luisa falanjist, Miguel ise cumhuriyetçi. Ancak Miguel bir süre sonra aşkı için kendini sorgulamaya başlıyor. Film uzun süre yasaklı kaldı, çünkü bir cumhuriyetçi olarak resmedilen Miguel’in düşüncesindeki Franco imgesi geleneksel falanjistleri yeterince memnun etmemişti.

For Whom The Bell Tolls (1943)

Ernest Hemingway‘in İspanya İç Savaşı sırasındaki anılarına dayanarak kaleme aldığı Çanlar Kimin İçin Çalıyor adlı romanın sinema uyarlamasıdır. Yönetmenliğini Sam Wood yapmıştır. Başrollerde ise Gary Cooper ve Ingrid Bergman yer alıyor. Dokuz dalda Oscar’a aday olmuş ve yardımcı kadın oyuncu dalında kazanmıştır. Film İspanya’da Franco hayatta iken oynayamadı.

L’Espoir (1945/Sierra de Teruel Savaşı)

İç savaş sırasında cumhuriyetçi cephede çarpışan Fransız sinemacı Andre Malraux bu filmi iç savaşta çarpıştığı yıllarda kendi imkanları ile ve profesyonel olmayan oyuncularla çekti. Filmin montajı savaşın da bittiği 1939 yılında tamamlandı. Tüm hazırlıklarının bitip gösterime girmesi 1945’i buldu. Ancak filmin İspanya’da gösterilmesine izin verilmesi 1977 yılında olmuştur. Bu film de youtube’da mecvut. Görüntü kalitesinin düşük olmasına rağmen, belgesel niteliğindeki bazı görüntüler için göz atılabilir. Filmi ilk izlediğimde oyuncuların çoğunun profesyonel olmadığını bilmiyordum. Öğrendiğimde çok şaşırmıştım, çünkü özellikle dönemin koşulları düşünüldüğünde, hiç de fena bir iş çıkarmamışlardı.

The Confidential Agent (1945)

Herman Shumlin tarafından yönetilen ABD yapımı film, Graham Greene‘in aynı adlı romanından ayarlama. İç savaş sırasında falanjistlerin bazı anlaşmalarını önlemek için İngiltere’ye giden ajan Louis Denard, bazı zorluklarla karşılaşır ve bir bölgedeki İngiliz maden işçilerini İspanyol yoldaşlarına destek olmak amacıyla greve ve protestoya davet eder.

Vida En Sombras (1948/Gölgelerde Yaşam)

Vida en Sombras, savaşın bitiminden 1948 yılına kadar geçen savaş sonrası dönemde sinemacıların sıkıntılarını ve bunalımlarını anlatan, uzun süre bir köşede kalmış ama artık kült bir film olarak kabul edilen değerli bir film. Film bir yönetmenin savaş döneminde sinema sevdasını bırakamayışını ve bu uğurda depresyona sürüklenişini anlatıyor. Yönetmen koltuğunda Lorenzo Llobet Garcia var. Gerçekten de buhranlı ve karanlık bir film.

El Sanctuario No Se Rinde (1949/Mabet Teslim Olmuyor)

Arturo Ruiz Castillo tarafından Hollywood üslubunda büyük bir savaş filmi gibi çevrilen film, milliyetçi cephenin canları pahasınaSanctuario de La Virgen de Cabeza’yı korumalarını anlatıyor. Dönemin ilgi gören filmlerinden. Cumhuriyetçi filmlerinde bombardımanlar ve cenazeler sırasında söylenen devrimci marşlara karşılık bu filmde de falanjist cephe milliyetçi marşlar söylüyor.

El Espritu de Una Raza (1950/Raza’nın yeni versiyonu/ Bir Irkın Ruhu)

1941’de gösterime giren ve bizzat Franco‘nun yazdığı Raza‘nın yenilenmiş versiyonudur. Filmin yenilenmesinin amacı Franco rejimini Amerika‘ya pazarlamak ve Amerikan yardımı almaktı. II. Dünya Savaşı yeni bitmişti ve Amerika’nın zaferi her yerde konuşuluyordu. Nazi zulümünden kaçan Yahudi aydınları, Amerika’da varlık gösteriyor ve ülkenin özellikle bilimsel ve kültürel alanına büyük katkılarda bulunuyorlardı. Başka bir deyişle, dünyanın yeni büyük patronunun artık Nazi Almanyası değil, Amerika olacağı çok açıktı. Bu nedenle bir zamanlar Hitler ve Mussolini dostu olan Franco’nun kaleme aldığı bu filmde bulunan bazıanti-semitik etmenler, Nazilerle ve İtalyan faşizmiyle ilgili bazı onurlandırıcı ayrıntılar ufaktan saklanmış ve örtbas edilmiştir.

Guernica (1950)

Dünya sanat tarihine yön veren en büyük sanatçılardan olan Picasso‘nun Guernica bombardımanı sonrası resmettiği ve bir başyapıt olan Guernica tablosu üzerine Fransa yapımı bir belgesel. Tablodan yola çıkarak Bask ülkesindeki Guernica bombardımanına yöneliniyor ve falanjistlerin Nazi uçakları ile kendi topraklarını bombalayışı anlatılıyor.

 

The Snows of Kilimanjaro (1952)

İspanya İç Savaşında mücadele vermiş yazar Ernest Hemingway‘in aynı adlı hikayesinden uyarlanan filmi Henry King yönetiyor ve başrollerde Gregory Peck‘le Susan Hayward oynuyor. FilmdeAfrika‘da safari sırasında yaralanan bir yazarın, öylece yaralı yatarken geçmişi hatırlaması konu edilmiş. Ancak filmde, hikayenin aksine, yazarın İspanya iç savaşı hatıraları aktarılırken cumhuriyetçiler bir grup saf idealist, düzensiz ve organize olamamış bir grup saçma insan gibi resmedilmiş. Bence film, 50’li yıllar Hollywood sinemasının pekçok özelliğini taşıyor. Abartılmış dramatizasyon, gereksiz bir epikleştirme çabası ve coşkulu müzikler…

Dos Caminos (1953/İki Yol)

Savaştan sonraki ilk dönemlerde çevrilmiş ve cumhuriyetçilere değinen ender filmlerden olan Dos Caminos, Arturo Ruiz Castillo imzalı. Filmde savaş bittikten sonra yolları ayrılan iki cumhuriyetçi anlatılıyor. İçlerinden biri yurtdışına gitmiştir. Diğeri ise kırsal bir kasabada doktor olarak çalışmaktadır. Yurtdışındaki yaralı bir gerilla olarak döner ve doktor olan arkadaşının gözetiminde iken ölür.

Murió Hace Quince Años (1954/Onbeş Yıl Önce Öldü)

Yönetmen koltuğunda meşhur Rafael Gil oturuyor. Savaştan sonra bazı çocuklar savaşın yıkımından kurtarılmaları için Sovyet Rusya‘ya gönderirler. Burada komünist propoganda ile yetiştirilen çocuklardan bazıları daha sonra gizli görevlerle İspanya’ya geri yollanırlar. İçlerinden birinin de görevi falanjist hükümetten birini öldürmektir. Ancak o kişi öz babasıdır.

La Venganza (1958/Öc)

Yönetmen koltuğunda Javier Bardem‘in amcası Juan Antonio Bardem oturuyor. Birer vigilante olarak faşitlerden intikam almak isteyenlerin aşk eksenindeki hikayesini anlatıyor. Görsel açıdan iyi bulduğum, ancak günümüz vigilante’leri ile karıştırılmaması gereken bir film. Film uzun süre falanjist rejim tarafından yasaklandı. Hatta filmin adı bile değiştirildi. Filmin Orijinal adı “Los Segadores”dir (The Reapers). AyrıcaEn İyi Yabancı Film Oscarı’na ve Cannes Film Festivalinde de Altın Palmiye‘ye aday olmuştur. Juan Antonio Bardem, İspanyol Komunist Partisi üyesiydi. Dünya çapında ün yapmış ve ödül almış pekçok cumhuriyetçi eseri de bilinmektedir. Bunlar arasında Muerte de Un Ciclista (1977/Bir Bisikletçinin Ölümü), Siete Días de Enero (Ocak Ayında Yedi Gün) ve El Puente (1977/Köprü) yer alıyor.

General Franco, İspanyol İç Savaşında cumhuriyetçileri yenip muhafazakar ve falanjist Katolik İspanya Krallığının diktatörü olarak 1975’te öldüğü tarihe kadar, oturduğu koltuktan bir an bile ayrılmadı. O koltuğa 1939’da oturmuştu. Onun hükümranlığında İspanya cesur ve yürekli falanjisti oynasa da aslında gölgesinden bile korkan ve her türlü yeniliği şüphe ile karşılayan bir ülke halini aldı.

Dini nikah yaptırmadan evlenenlerin cumhuriyetçi oldukları gerekçesi ile idam edildiği, sokakta insan avıyla sadece şüpheye dayalı olarak insanların tutuklandığı savaş sonrası ilk dönemden sonra sakin ama katı bir dönem daha yaşandı.

Zor Yıllar (1960-1975)

Franco’nun nefesinin her sanatçının ensesinde hissedildği bu dönem sinemada temel olarak ikiye ayrılıyor. Yabancı ülkelerde savaşı ve sonrasını anlatmak adına çevrilen filmler ile İspanya’da çevrilen ve en cesuru tarafsız bir panoroma sunmaya çalışan yapımlar.

La Paz Empieza Nunca (1960/Asla Barış Yok)

Arjantin asıllı bir yönetmen olan ve 50’lerde İspanya’ya yerleşerek pek çok spagetti western ve istismar filmi çeken Léon Klimovsky tarafından çevrilen filmin senaryosu dönemin önemli yazar ve gazetecilerinden Emilio Romero’ya ait. Zaten film de Romero’nun romanından uyarlama. Aslında külliyat içinde özel bir yeri yok, ama bir “b film” yönetmeni tarafından çevrilmesi açısından önemli. İç savaşa gidilen yolda safların sıklaştığı ve II. Cumhuriyete karşı milliyetçi seslerin yükselmeye başladığı 1936 yılında bir grup arkadaşın farklı misyonlarla birbirinden ayrılıp ilerleyen dönemde savaşta çarpışmasını konu alıyor.

El-Angel-Vestido-De-Rojo-207x300El Àngel Vestido De Rojo (1960/Kırmızılı Melek)

İtalya ve ABD ortak yapımı olan romantik savaş filmi Kırmızılı Melek’in başrollerinde Ava Gardner ve (Sir) Dirk Bogarde yer alıyor. Yönetmen koltuğunda romantik savaş dramları ile tanınan Nunnaly Johnson var. kilisenin yoksullara karşı tutumunu beğenmediği için kiliseden ayrılan bir rahibin bir kabere şarkıcısı ile tanışmasını ve o sırada cumhuriyetçiler tarafındana alıkonulmalarını anlatıyor film. İş savaşa mesafeli durmaya çalışan ABD’nin ne malına ne mıhına vurduğu ve aşka fon olarak kullandığı filmlerden biri. Ama oyuncuları nedeniyle döneminde pek izlenmiş ve sevilmiş bir film.

Tierra de Todos (1962/Herkesin Ülkesi)

Franco’nun gölgesinde her iki taraftan çarpışanların da hikayesine değinmeye çalışan dönemin cesur sayılabilecek filmlerinden. Yönetmen koltuğunda Estambul 65 (That Man in Istanbul) filmiyle de tanınan Antonio Isasi-Isasmendi var. tierra de Todos, İspanya İç Savaşı üzerine resmi söylemden uzak durmayı tercih eden ve uzlaşmacı bir turum izleyen ilk filmlerden biri olarak kabul ediliyor. Birkaç ilgi çekici sahnesi ile de dikkat çeken film, bu konuda izlenebilir filmlerden biri.

En El Balcón Vacio (1962/Boş Balkonda)

Meksika yapımı belgesel, iç savaş sonrası Meksika’ya kaçan ya da sürgün edilen cumhuriyetçilere önemli bir bakış atıyor. Kendisi de cumhuriyetçi bir aileden gelen ve 1939 yılında Meksika’ya sürgün edilen şair, sanat eleştirmeni, sinemacı ve yazarJosé Miguel “Jomí” García Ascot tarafından çevrilmiştir. Film, sürgünde hayatını kaybeden cumhuriyetçi militanlara adanmıştır ve cumhuriyetçilerin savaş sırasında yaşadığı insanlık dışı olaylara ve yüreklerine kazanınan travmalara odaklanır. Damda tutuklanan bir devrimci cumhuriyetçi, ailesinin cumhuriyetçi taraf Valencia’ya zorlu yolculuğu, cumhuriyetçiler düşmek üzere iken Avrupa’ya kaçış ve oradan zorlu yollarla Meksika’ya uzanan bir hayat hikayesi.

Mourir á Madrid (1963/Madrid’de Ölmek)

İspanyol şair Frederico Garcia Lorca’nın vuruluşu, Guernica’nın “kazara” bombalanışı uluslararası tugayların barikatları ve Madrid savunmasına dair Fransa yapımı belgesel. Film Fransız sinemacı Frédéric Rossif tarafından çevrilmiştir. Ödüllü bir belgesel olarak dönemin en kederli belgesellerinden biri olarak anılıyor ve özellikle son derece etkileyici görselliği ile çağdaşlarından ayrılıyor.

Franco-Ese-Hombre-212x300Franco, Ese Hombre (1964/Franco, İşte O Adam)

Diktatör Franco’nun 25. yılının şerefine José Luís Sáenz de Heredia tarafından çevrilen ve Franco’nun hayatını anlatan belgesel. 1942 yapımı Raza’yı da çeken (bknz: Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı-1) falanjist yönetmen bu filmde Franco’dan Lenin’e, Mussolini’den bir başka diktatör olan General Primo de Rivera’ya, Kral 13. Alfonso’dan ABD başkanı Roosevelt’e kadar pekçok lidere odaklanıyor. Film bizzat Franco ile yapılan röportajlar da barındırıyor.

Behold a Pale Horse (1964)

ABD’nin tanınmış yönetmenlerinden Fred Zinnemann tarafından sinemaya uyarlanan (Killing a Mouse on Sunday adlı Emeric Pressburger romanından) bol yıldızlı bir savaş draması. Başrollerde Gregory Peck, Ömer Şerif ve Anthony Quinn yer alıyor. Aslında buna bir savaş filmi demek doğru değil. Çünkü film savaştan 20 yıl sonrasında geçiyor. 20 yıl boyunca Fransa’da bir sürgün hayatı yaşayan iç savaş döneminin önemli haydutlarından Manuel Artiguez (Peck), ölmekte olan annesini İspanya’ya gizlice girerek ziyaret etmek peşindedir. Ancak onu yıllardır arayan polis Viñolas (Quinn) Artiguez’in peşini bırakacak gibi değildir. 60’lı yıllar Amerikan sinemasının çok sevdiği kaçmalı kovalamacalı epik intikam filmlerinden biri olan Behold a Pale Horse, ABD’nin İspanyol İç Savaşı neresinden gördüğüne iyi bir örnek.

La Guerre Est Finie (1966/Savaş Bitti)

Fransa ve İsveç ortak yapımı olan film, İspanyol Komunist Partisi liderlerinden Diego’nun sahte belgelerle Paris’e geçerken kıl payı kurtulmasını ve bunun üzerine Paris’te bulunan ve Madrid’e dönmeyi planlayan yoldaşlarını arayarak onları uyarma çabasını anlatıyor. Yeni dalga yönetmenlerinden Alain Resnais imzalı film, Fransız yeni dalgasının savaşa bakışını ortaya koyması bakımından önemli. Psiklojik yanı ağır basan film, Diego Mora’nın bu arayış sırasındaki gerilimi için bile görülmeye değer.

El Otro Árbol de Guernica (1969/Guernica’nın Diğer Ağacı)

İspanya’nın en üretken yönetmenlerinden olan Pedro Lazaga imzalı film, Guernica’dan yurtdışına, diğer Avrupa ülkelerine yollanan bir grup çocuğun hayatına, birbirlerine destek olma çabalarına, yeni düzenlerine adapte olma sorunlarına ve herşeyden önemlisi memleketleri İspanya’ya dönebilme arzularına odaklanıyor. İspanya İç Savaşı sırasında pek çok çocuk (bir kısmı yetim ya da öksüz olan); savaşın yıkıcı gücünden ve travmalarından korunabilmek için Fransa, İngiltere, İsveç gibi ülkelere yollandılar. Bu yolla falanjistler tarafından talan edilen pek çok kasabada yaşayan binlerce çocuğun hayatı kurtarılmıştı. Guernica’nın Diğer Ağacı, bu meseleye odaklanan bir film olarak bu anlamda türünün ender örneklerinden.

Viva-La-Muerte-241x300Viva La Muerte (1970/Yaşasın Ölüm)

“Viva la muerte” iç savaş sırasında falanjistlerin en önemli sloganı idi. Yaşama karşı ölümü kutsayan ve bir anlamda “vatan sana canım feda” tadında bir mana içeren bir slogan olarak, cumhuriyetçilerin “no pasaran”ına (geçiş yok/geçemezsiniz) cevap veriyordu. Sloganın aslı “yaşasın ölüm, kahrolsun akıl”dır. Akıl ve mantıkla, kardeşçe yaşayacağımıza, aptallar gibi ölürüz diyordu Franco’nun askerleri, aslında reel olarak asla kaybetmeyecekleri “toprak” uğruna. Kült büyüğümüz Alejandro Jodorowski ile birlikte “movimiento de pan”ı (Pan hareketi) kuran yönetmenlerden olan Fernando Arrabal imzalı film, kısaca Franco diktatörlüğünün sürrealist bir yorumlaması olarak adlandırılabilir. Ölüm üzerine dehşetengiz bir imgeleme sahip film, babası askerler tarafından tutuklanan bir çocuğun zihninde babasının olası ölümüne dair oluşan imajlar üzerine bir film.

Canciones Para Después De Una Guerra (1971/Bir Savaş Sonrası için Şarkılar)

İspanyol sineması içinde en önemli belgesellerden biri olarak kabul edilir. 1971’de çevrilmiş ve Franco hayatta iken yasaklanmıştır. Franco öldükten kısa bir süre sonra ise gösterimine izin verilmiştir. Falanjistlerin iş savaş zaferini, II. Dünya Savaşını, bu savaşta Nazi ordusunda gönüllü olarak hizmet veren İspanyol Mavi Tümen’i ve iç savaş sonrası Franco İspanyasına dair pek çok ayrıntıyı dönemin şarkıları eşliğinde anlatıyor. İç savaşa dair çektiği filmlerle tanınan Basilio Martín Patino imzalıdır.

El Espritu De La Colmena (1973/Arı Kovanının Ruhu)

Türkiye’de en çok tanınan İspanyol yönetmenlerden olan Victor Erice imzalı bir klasik. 1940’larda, iç savaştan hemen sonra kırsal İspanya’da yaşayan küçük Ana, 1931 yapımı Frankenstein’i izlemiş ve filmden çok etkilenmiştir. Böylece Ana canavarın peşine düşer. Zaten anne ve babası da kendi dünyalarındadır ve herkes kendi içinde yaşamaktadır. Doğrudan iç savaşla ilgili değilmiş gibi görünse de, İspanya İç Savaşı sonrasını sembolik diliyle en güzel yansıtan filmlerden biridir ve bu külliyat içinde benim de favorilerimdendir. Ama Arı Kovanının Ruhu herkese cazip gelecek bir film değil.

El Árbol de Guernica (1975/Guernica’nın Ağacı)

Franco’nun öldüğü yıl çevrilen film, bir başka Fernando Arrabal filmi. Aslen de “Guernica Ağacı” bir meşe ağacıdır ve Bask halkının özgürlüğünü sembolize eder. 1811’de ekilmiş olan “eski ağaç” ve Guernica bombardımanından sonra ekilen “üçüncü” meşe ağacı anıtlarını Bask ülkesine yolculuk yapanlar ziyaret edebilirler. Fernando Arrabal da filmini bu kavramdan yola çıkarak isimlendiriyor. Sürreal yapısı ile dikkatleri çeken, zaman zaman gerçek savaş görüntüleri ile genişleyen bir yapısı var filmin. Guernica yakınlarındaki Villa Ramiro kasabasında yaşayanların Guernica Ağacından ilham alarak direnişe katılmaları ve rüya düzleminde gerçekler…

Franco Sonrası (1976-1999)

General Francisco Franco, 20 Kasım 1975’te hayatını kaybetti. Tahmin edileceği gibi İspanya, diktatör Franco’nun ölümünden hemen sonra, 21 Kasımda demokrasiye bir anda geçiş yapmadı. İspanya’nın demokrasiye geçişi yaklaşık olarak on yıldan fazla süren sancılı bir süreçtir.

İlk olarak 1978 anayasası ile ilk adım atılır. Ardından uzun süreden sonra ilk defa seçim yapılır ve 1982’deki bu seçimi İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) kazanır. PSOE 1986’da güç kazanır ve 1989’da meclisteki sandalyelerin yarısına sahip olur. Pek çokları için İspanya’da demokrasi de bu yıllarda gerçek yüzünü göstermeye başlar. Ama bir zamanların militan cumhuriyetçilerinin tam olarak hangi sabah uyanıp sokağa baktıklarında dışarıda parlak bir gün gördüklerini söylemek zor…

Bu dönemle ilgili en enteresan nokta ise, İspanyol İç Savaşı üzerine çok kısıtlı sayıda filmin yapılması ve yapılan filmlerin çoğunun sanatsal ve tarihi anlamda bir değer taşımaması. Şimdi geriye bakıldığında özellikle 1975-1990 arası geçen dönemin güvensizlikler ve belirsizlikler yüzünden kısır kaldığı görülüyor. Ancak 90’dan sonra İspanyol sineması çok sağlam iç savaş filmleri ile dünya seyircisini kalbinden yakalamayı başarıyor.

Raza, El Espiritu de Franco (1977/Irk, Franco Ruhu)

Saçmasapan Raza filmlerinin bir diğeri (diğerleri için bknz: Sinemada İspanya İç Savaşı Külliyatı-1). Franco’nun ölümünden sonra çevrildiğinden, bu kez diktatörün kız kardeşi Pilar Franco’ya odaklanıyor film.

Quico Sabaté (1980)

Penta Kolektifi tarafından çevrilen film iç savaşın ve savaş sonrasının en tanınan anarşist militanlarından birinin hayatına odaklanıyor; Francesc Sabaté. Sabaté, iç savaş sırasında anarşist cephede savaşmış Barcelona doğumlu Katalan bir militanken, savaş kaybedilince Fransa’ya kaçar. Ancak 1943’te İspanya’ya gizlice giriş yapar ve Barcelona’da savaş sonrasında meydana gelen en büyük şehir gerilla hareketini başlatır. “El Quico” lakabıyla tanınan Sabaté, 45 yaşındayken bir Samoten (Franco tarafından organize edilmiş olan bir tür Katalan askeri birliği) tarafından vurularak öldürülmüştür.

Las-bicicletas-son-para-el-verano-223x300La Vaquilla (1984/Buzağı)

İç savaşla ilgili çevrilen ilk komedidir. Cumhuriyetçi cepheden askerler, karşı tarafa ait buzağıyı çalmak istemektedir. Milliyetçi cephe bu buzağı için bir tür müsabaka düzenleyecek ve neticede de hayvanı dini bir törenle kesip yiyecektir. Cumhuriyetçiler ise bu planı bozmak istemektedirler. Ayrıca kendi yiyecek stokları da oldukça azalmıştır. Bu tuhaf mücadele neticesinde gelişenleri anlatıyor film. Yönetmen koltuğunda Luis Garcia Berlanga var.

Las Bicicletas Son Para El Verano (1984/Bisikletler Yaz İçindir)

Fernando Fernán-Gómez’in aynı adlı oyunundan yönetmen Jaime Chávarri tarafından sinemaya uyarlanan film, iç savaşta Madrid’te hayatta kalmaya çalışan bir ailenin savaş süresince günlük yaşamlarına odaklanıyor. Film adını herşeyden çok bir bisiklet isteyen Luisito’nun bu planlarını ertelemek zorunda kalışından alıyor. Film, “no ha llegado la Paz, ha llegado la Victoria” (barış gelmedi, zafer geldi) cümlesiyle biter ki; bu cümle falanjistlerin savaş bittikten sonra durumu nasıl ele aldıklarını da özetliyor aslında. Çünkü falanjistler iç savaşı “zafer” ile tamamladıklarına inanmaktaydılar ve cumhuriyetçilerle “barış” yapmakla pek ilgilenmiyorlardı. Zaten kıyım ve acılar, savaş sonrasında da bu nedenle devam etmiştir.

Lorca, Muerta De Un Poeta (1987/Lorca, Bir Şairin Ölümü)

Javier Bardem’in yönetmen amcası Juan Antonio Bardem tarafından televizyon için çevrilen ve altı bölümden oluşan bir dizidir. Adından da anlaşılacağı gibi iç savaş sırasında infaz edilen şair Frederico Garcia Lorca’ya odaklanıyor. Lorca, savaşın hemen başında falanjistler tarafından öldürülmüştü. Çünkü falanjistler “elinde kalem tutan bir adam, silah tutan bir adamdan daha tehlikelidir” diyorlardı.

vacas-208x300Vacas (1992/İnekler)

En sevdiğim İspanyol yönetmenlerden Julio Médem imzalı Vacas, Bask bölgesinde geçiyor ve iki ailenin yaklaşık 60 yıllık serüvenini anlatıyor. Bir iç savaştan başka bir iç savaşa uzanan yıllar boyunca yanlış adımların bir ailenin gidişatı üzerindeki etkisini izliyoruz. Médem’in Vacas’ında Bask kültüründen flanjizmin köklerine ve İspanyol İç Savaşına kadar pek çok ayrıntı bulmak mümkün. Önemli bir film.

La Niña De Tus Ojos (1998/Rüyalarının Kızı)

Bir adet gencecik Penelope Cruz barındıran Fernando Trueba imzalı film, iç savaş yıllarında Almanya’ya film çekmeleri için davet edilen bir grup sinemacıya odaklanıyor. Almanya’nın daveti “Rüyalarının Kızı” adlı Endülüs etkileri taşıyan bir film çevirmek adınadır. Ama zamanla çeşitli problemler oluşmaya başar ve işler biraz karışır. İç savaş sırasında sinemacıların durumuna bir bakış atıyor film.

Dancing At Lughnasa (1998)

Brian Friel’in aynı adlı oyunundan sinemaya Pat O’Connor tarafından uyarlanan film, 1930’lu yıllarda İrlanda’da yaşayan birbirinden farklı beş kız kardeşin hayatına odaklanıyor. Meryl Streep’in başrolde yer aldığı film aslında İspanya İç Savaşına sadece değinen filmlerden olsa da, savaşın uzaklardaki yankısını duymak adına enteresan bir film sayılabilir.

Talk of Angels (1998)

Film, İrlanda’da politik bir aktivistle evli olan Mary’nin hayatından kaçarak iç savaş sırasında İspanya’ya gelmesi ve burada bir başka aktiviste aşık olarak bir aydınlanma yaşamasını konu alıyor. Yönetmen koltuğunda Belfastlı yönetmen Nick Hamm var. Fena halde Dr. Zhivago’dan esinlenmiş olan filmi izlenir kılan unsur ise bence arada bir görünen Penelope Cruz ve dönem İspanyasına dair fena sayılmayacak bir atmosfer yaratmayı başarıyor olması.

Son Dönem (2000-…)

Silencio-Roto-227x300Silencio Roto (2001/Kırık Sessizlik)

Ödüllü İspanyol yönetmen Montxo Armendáriz imzalı film, iç savaş sonrası genç bir kadın dağlık İspanya’da küçük bir kasabaya gelir ve burada “dağdakiler” diye bilinen cumhuriyetçi militanlara yardım eden bir demirci ile tanışır. Ve olaylar gelişir elbette… Umut ve adalet üzerine enteresan bir film.

El Viaje de Carol (2002/Carol’un Yolculuğu)

1938 baharında 12 yaşındaki Carol ve annesi New York’tan İspanya’ya doğru bir yolculuğa çıkarlar. Carol’ın annesi İspanyol, babası ise Amerikalıdır. Annesi, iç savaşın kalbine giderken Carol’ı arkada bırakmaz. Carol ise, annesinin küçük kasabasına, bu yeni dünyaya alışmaya çalışır. Savaş ve çocuklar temalı filmleri seviyorsanız bu filmi de seveceksiniz.

Soldados de Salamina (2003/Salamis’in Askerleri)

Başarılı oyuncu Ariadna Gil’in başrolde yer aldığı David Trueba filmi, Javier Cercas’ın ödüllü romanından uyarlama. Karanlık bir atmosfer yakalamaya çalışan film, iç savaşın son dönemine odaklanıyor ve bir puzzle’ı bir araya getirircesine ilerliyor.

Triple Agent (2004)

Soğuk Savaş üzerine çevrilmiş onlarca casus filmi var. Fransa – İspanya – Rusya – İtalya – Yunanistan ortak yapımı Triple Agent da, İspanyol İç Savaşı döneminde Nazi Almanyası ve Sovyet Rusya’nın kontrol ettiği casusluk camiası üzerine bir film. Savaşın patlak vermesi ile İspanya da bu iki devlet için, Hitler ve Stalin için bir alana dönüşür. Yönetmen koltuğunda Eric Rohmer var.

Las-13-Rosas-218x300Las 13 Rosas (2007/13 Gül)

Yaş büyültüp infaz etmeye yabancı bir ülke değiliz. 13 gül, Franco döneminde yaşları küçük olmasına rağmen idam edilen 13 genç cumhuriyetçi kadının hikayesini anlatıyor. Başrolde Türkiye’deki izleyicinin yabancı olmadığı İspanyol aktris Pilar López De Ayala’yı görüyoruz; falanjist askerler Madrid’i aldıktan ve şehre girdikten sonra Franco’ya suikast yapacakları iddiası ile infaz edilen 13 gülden birini canlandırıyor.

Los Girasoles Ciegos (2008/Kör Ayçiçekleri)

Alberto Mendez’in romanından uyarlanan Kör Ayçiçekleri, 2008 yılının en iyi ve en etkileyici filmlerinden biriydi. Başrollerde Maribel Verdú ve Javier Cámara gibi İspanyol sinemasının yetenekli oyuncuları var. 1940 yılı, savaş sonrası dönemde sert bir falanjist rüzgar esiyor İspanya’da. Cumhuriyetçi kocası tarafından kandırılmış numarası yapan Maribel Verdú evinde oğlu ile birlikte yaşıyor ve her gün Franco güçleri tarafından kocasının yeri konusunda sorgulanıyor. Oysa kayıp koca çok da uzakta sayılmaz. Hatta hiç uzakta değil… Muhakkak izlenmesi gereken son derece etkileyici bir iç savaş filmi.

La Buena Nueva (2008/İyi Haber)

Gerçek bir olaydan esinlenen filmde başrolde Unax Ugalde var. 1936’da savaş yeni patlak vermişken Franco birliklerine karşı duran küçük kasaba rahibinin hikayesi anlatılıyor. Kısa sürede kasabanın adı rahib sayesinde “kızıllar kasabası”na çıkar. Ancak Peder Miguel, inancı doğrultusunda hareket etmekten ve masum gördüğü insanları korumaktan vaz geçmez.

Balada-Triste-de-Trompeta-218x300Pajaros de Papel (2010/Kağıttan Kuşlar)

2010 yapımı bol ödüllü filmde İspanya İç Savaşı sırasında varlık göstermeye çalışan komedyenlerin hikayesini izliyoruz. İç savaşla ilgili yapılan ender komedi filmlerinden Pajaros de Papel. Ay Carmela kadar etkileyici değil, ama son derece başarılı bir film.

Balada Triste de Trompeta (2011/The Last Circus)

Hastası olduğum yönetmen Alex De La Iglesia’nın pek de hastası olmadığım filmi, her şeye rağmen iç savaş üzerine yapılmış en iyi komedilerden biri.

Pa Negre (2010/Kara Ekmek)

Tuhaf ve güzel filmleri ile sevdiğimiz yönetmen Agusti Villaronga’nın iç savaş üzerine bir ağıt yakar gibi çektiği film Pa Negre, bence savaş sonrası döneme dair yapılmış en güzel filmlerden biri. Bu filme dair bir şeyler söylemek, doğrudan spoiler’a giriyormuş gibi geliyor bana. O yüzden susuyorum ve sadece izlemenizi tavsiye ediyorum.

La Voz Dormida (2011/Uyuyan Ses)

Birbirine benzeyen iç savaş filmlerinden sıkılmışken, benzerlerinden ayrılmayı başaran ve ölümle yaşam arasındaki tuhaf ve gergin döngüyü idam ve doğumla kurduğu denklemle anlatan güzel bir film. Dulce Chacón’un romanından uyarlanan film, gerçekten başarılı performanslara da sahip.

Kaynakça:

– Fotoramas en Guerra, J. M. Caparrós Lera
– Cinemania.es
– Historia del Cine Español, Roman Gubern
– Arte y Política En El Cine de La República, J. M. Caparrós Lera
– peliculasdelaguerracivil.blogspot.com www.otekisinema.com

 Benzer Makale

Uyuyan Ses: Sinemasal bakışta İspanya Dönemi ve Erdoğan Faşizmi

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse