Sinemacılar Filmamed’i değerlendirdi

0
75

3’üncü Filmamed Belgesel Film Festivali kapsamında birçok oyuncu ve yönetmen Diyarbakır’da buluştu.

DİYARBAKIR  – Paris’te katledilen üç Kürt kadın siyasetçiye adanan festival kapsamında Diyarbakır’a gelen yönetmenler Semir Aslanyürek, Rodi Yüzbaşı, Piran Baydemir ve oyuncu Julide Kural, belgesel sinema ve Filmamed’e ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

3’üncü Filmamed Belgesel Film Festivali kapsamında Diyarbakır’a gelen yönetmen Semir Aslanyürek, Rodi Yüzbaşı, Piran Baydemir ve oyuncu Julide Kural ile belgesel, sinema ve Filmamed üzerine konuştuk. Festivale jüri olarak katılan yönetmen Semir Aslanyürek, belgesel sinemanın öneminin birkaç dakikada anlatılamayacağını belirterek, şunları söyledi: “Şu ana kadar sadece bir tane belgesel filmim olmuştur, belgesel film çekmeye cesaret edemiyorum. Bana kalırsa kurmaca filme göre daha zor ve sabır isteyen iş. Çok şükür ki, şu ana kadar henüz ticari bir iş olamadı, umarım ki olmaz. İşin içine rant girdiği zaman bozuluyor. Gerçek deforme oluyor. Belgesel sinemanın en önemli özelliği, daha saf ve yürekten olmasıdır.”

‘İki dilli oluşu dillere bir saygıdır’

İlk kez Filmamed’e katıldığını ve gelirken endişeler taşıdığını ifade eden Aslanyürek, “Ben çok fazla festivallere katılmıyorum, bıktım artık. Filmamed’ten teklif gelince memnuniyetle karşıladım; ama biraz da düşündüm ne yapacağım orada diye” dedi. Filmamed Belgesel Film Festivali’nde, Kürtçe ve Türkçe dillerinin birlikte kullanılmasının diller için büyük bir saygı olduğunu vurgulayan Aslanyürek, “Her filmin hem Türkçe hem Kürtçe tercümesi oldu bu gerçekten çok güzel bir adım. Keşke biz de bunu Antakya’da yapabilsek. Burada hemen hemen herkes iki dili de biliyor; ama iki dilin konuşulması iki dile de saygı. Bana sorarsanız Kürdistan’da Türkiye’deki ve bölgedeki ezilen halklara rehber olacak nitelikte bir hareket var” diye konuştu. 

Alternatif dağıtım ve sinema salonları

Alternatif bir dağıtım oluşturulması gerektiğini ve dağıtım şirketlerinin her filmi izleyiciye ulaştırmadıklarını kaydeden Aslanyürek, “Mesela bölgede 100-150 salonun olduğu söyleniyor, bunlar önemli bir güç. Artık dağıtımcılar her filmi dağıtmıyorlar, daha ticari ve daha doğrusu izleyicinin affına sığınarak söylüyorum, dandik filmleri dağıtıyorlar. Gerçekten bir sözü olan, derdi olan filmleri dağıtmıyorlar” dedi. 

‘Bir köprü olabilir’ 

Belgesel sinemanın halkların kendilerini ve diğer halkları tanıması bakımından bir köprü olduğunu belirten yönetmen Rodi Yüzbaşı, “Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, birbirimizi tanımıyoruz ve bununla birlikte kendimizi de tanımıyoruz. Komşularımızı etrafımızdaki kültürleri tanımıyoruz. Tanımadığımız için de çok kolay malzeme oluyoruz, çok kolay bizi kandırıyorlar. En küçük tahrikte halkları çok kolay birbirlerine düşürülebiliyorlar. Dolayısıyla belgesel sinema birbirimizi tanımamız için bir köprü olabilir” dedi.

‘Festival bir tartışma ortamına dönüştürülmeli’

Bölgede yapılan festivallerin, sinemacıların bu meslekte ne olduğunu, ne aşamada olduğunu görmesi için önemli olduğunu ifade eden Yüzbaşı, “Bu işte ne aşamada olduğumuzu görmemiz bakımından önemli. Yoksa benim inandığım tanıma ve tanışma kaygısına henüz çok hizmet eden pozisyonda değil. Ama burada ne aşamada olduğumuzu bu meseleye nasıl yaklaştığımızı görebiliyoruz. Daha çok konuşabilmemiz için tartışma platformları kurulursa belki daha da fonksiyonel olur” diye belirtti. 

‘Yarışma yapmak doğru bir kültür değil’

Festivalin başladığı günden beri içinde olan, iki yıl ödül alan ve bu yıl jüri olarak katılan Yüzbaşı, şunları dile getirdi: “Hem festivale katılıyorum hem jüri oluyorum hem eleştiriyorum bu da benim çelişkim; ama yarışma doğru bir ahlak değil. Özellikle burada verilen mücadele sonucu elde edilen değerlerle hiç örtüşmeyen bir akıl. İnsanların çalışmalarını emeğini onure edebilirsiniz bunun türlü türlü yolu var. Burada yarışma yapmak çok doğru bir kültür değil.” Festivale daha fazla dışarıdan katılımın sağlanmasının yollarının bulunması gerektiğini vurgulayan Yüzbaşı, “Burada gösterilen filmler zaten birbirine çok benziyor, sanki tüm filmleri tek kişi çekmiş gibi. Biraz bu işle ilgiliyseniz hepsi bir ekip tarafından yapılmış hissine kapılırsınız. Dünyada belgesel yapan insanların katılımları sağlanmalı, bütün bunlar yapıldığında da konuk olan insanlar daha çok kentle, kent ruhuyla buluşur. Sinemayı merak eden bir izleyici kitlesi var, karışık bir kitle yok halktan, farklı kesimlerden kimse yok. Daha çok insanla buluşmasının yolu sağlanmalı; ama şu an ki haliyle henüz buna hazır değil, burası daha çok bir tartışma platformu olabilir.”

‘Belgesel tarihe iz bırakmaktır’

Festivalde jüri olarak yer alan oyuncu Jülide Kural ise, belgeselin kendisi bakımından tanımını şu şekilde yapıyor: “Belgesel sinema aslında bir tür tarihi belgeleme, insan hayatında var olup bitenleri, çığlıklarını, insana dair her tür reel olguyu, tarihe iz bırakmak için en iyi biçimlerden biri. Dolayısıyla hem gerçek olması hem bu gerçeklikte etkileyici kimi anların aslında bu kadar gerçek ve reel olurken nasıl elimizden gidiverdiğini görmemizi sağlayan sinema biçimi olarak görüyorum.” Festivalle birlikte Diyarbakır’da çok güzel bir ortam oluştuğunu dile getiren Kural, “Çok güzel bir atmosfer var burada. Jürinin kendi içindeki uyumu sinema tutkunu kişilerden oluşmuş olması önemli” dedi. Yıllardır sürekli olarak Diyarbakır’a geldiğini ve her gelişinde değişim gördüğünü belirten Kural, “Bu şehrin sahiden de bir merkez olarak Kürt halkı için önemini anlayan biriyim. Burada da şunu gördüm ki, izleyicinin bilgi birikimi daha önce izlediklerimizden daha farklı. Hep bir gelişme var burada, bu çok etkileyici. Ben buraya daha önce hep açlık grevleri, Roboski, gözaltında kayıplar gibi hep kötü nedenlerle gelmiştim” diye konuştu. 

‘Belgesel dediğimizde kaybolmuş diller ve halklar geliyor aklımıza’

“Fecîra” isimli belgeseliyle festivale katılan yönetmen Piran Baydemir de, belgeseli bir hafıza ve bellek olarak kabul ettiğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Belgesel dediğimizde kaybolmuş diller, halklar, yüzler geliyor aklımıza. Halklar için, özellikle de dili ve kültürü yok olmayla karşı karşıya olan halklar için, çok önemli. Bunun başında tabi ki Kürtler geliyor. Kürtler için belgesel çok önemlidir. Kürtlerin kurmaca filmlerden önce, çokça belgesel film çekmesi gerekiyor. Çünkü geçmişimiz çok büyük bir kırıma uğratılmış ve büyük katliamlar yapılmış. Bunu ilerleyen kuşaklara anlatabilmemiz için dökümantaris çok önemli bir yerde duruyor” dedi.

Filmamed Belgesel Film Festivali’nin öneminin burada ortaya çıktığını ifade eden Baydemir, “Bugün 60’dan fazla film burada gösterimde ve bunlardan 40’ı Kürt filmi. Bu müthiş bir şey. Bir filmin çekilmesi çok zor bir şey ve burada bu kadar filmin olması gerçekten sevindirici” diye konuştu. Yarışma mantığına karşı olduğunu vurgulayan Baydemir, “Yarışma bölümü var. Ben kişisel olarak yarışma mantığına karşıyım. Başvuran filmler arasında 20 film çekip hepsine cüzi miktarda yardım yapılsa bile bu yönetmen için çok daha motive edici bir şey haline dönüşür. Bu durum yönetmeni ve yaptığı işi daha değerli kılar. Kürt kentlerinde daha fazla festival yapılması gerekiyor” diye belirtti.  DİHA

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse