Sinema ve Toplum

0
87
REKLAM    

Sanatçıların, filozofların, sanatla ilgilenen insanın kısacası sanat üzerine düşünme etkinliğinde bulunan herkesin sanatın amacı, kaynağı üzerine mutlaka bir fikri vardır. Bu fikirleri yönlendiren soruların içinde en popüleri “ Sanat ne içindir?” sorusu olmakla birlikte, iki temel cevap adeta sanat üzerine düşünenleri iki kutba toplamıştır. Bunlardan biri “Sanat, sanat içindir.” Derken diğer “ Sanat, toplum içindir.” Görüşünü savunmaktadır. İlk düşünce sanatın toplumdan bağımsız, yalnızca bireysel, bireyin içine dönük ve birey için olduğunu öne sürer, diğerindeyse tam tersi sanatın toplumun şartlarından doğup, toplumu yönlendirme, eğitme, yüceltme vb. amaçlar taşıdığı savunulur. Oysa esasen sanat, sanatçısının içinde yaşadığı toplumun tüm şartlarından bütünsel anlamda etkilenen, bu toplumun bir parçası olan bireyin içinde şekillenen ve ortaya çıktığı ilk andan itibaren tek tek bireylerden başlayarak, toplumun tümüne etkiyen, onu şekillendiren, yeri geldiğinde yücelten, yeri geldiğinde sürüleştirip, tek tip insan yaratma amacına hizmet eden, insansal bir etkinliktir. Sanat genelinde yapılan bu yargı, içinde estetik kaygı barındıran tüm insan ürünleri için geçerli olmakla birlikte, toplumla ilişkilendirildiğinde, ciddi anlamda karşılıklı etkileşim barındıran birkaç sanat dalı daha öne çıkmaktadır. Sanat ve toplum ilişkisinde belli bir derecelendirme yapılırsa, edebiyat ve edebiyatın bir alt kategorisi sayılan tiyatro ve görsel sanatlar içinde de en belirgin olan sinema başı çeker. Aslında sinemanın ne kadar sanat sayılıp sayılmadığı süregelen bir tartışmadır. Ancak estetik kaygı, nitelik ve üretim bakımından ve sonuçları itibariyle insanın hayatında birinci dereceden etkiyen bir üretim aracı olması açısından toplumla iç içe bir süreç olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

 

Diğer tüm üretimler gibi sinema da toplumdan kaynaklanır ve topluma geri döner. İçinde insan geçen, insanı konu edinen her şey tıpkı diğer canlı varlıklar gibi, kaynaklandığı doğayı beslemekle yükümlüdür. Elbette ki sanatların tümü insanı konu edindiği sürece ilgi çekecek, ve kitleleri etkileyecek kudrete sahiptir. Ancak sinemanın elinde bulundurduğu görselliğin ve bilinçaltıyla direk iletişime geçebilmenin gücü diğer tüm sanatların üzerindedir. Genel anlamda sinemanın gelişim tarihi incelendiğinde bu etki gücünün dünyanın çok önemli tarihsel süreçlerinde, toplumların kaderini belirleyecek pek çok konu için, insanların yönlendirilmesi amacıyla siyasi güçler tarafından da kullanıldığı görülecektir.

Bunun en önemli örneği İkinci Dünya Savaşı sırasında cephe gerisindeki ideolojik savaşın devamı için, radyo ve sinemanın kullanılışıdır. Taraflar sivil halk kitlelerini savaşa dahil edebilmek amacıyla kendi ideolojini yücelten ve kişileri etki altında bırakabilecek çalışmalar yapmışlardır. Savaşın iki önemli tarafı olan Almanya ve Rusya bu konuda yarışır hale gelmişler; almanlar Bismark üzerinden kahramanlık filmleri ile halkı yönlendirirken, Sovyet sineması da Rus tarihinin kahramanlarını yücelten ve vatan bilincini güçlendiren filmleri halka sunmuşlardır. Bu sayede savaş hem cephe de hem cephe gerisinde yürütülmüş, liderler halklarını istedikleri şekilde yönlendirip otoritelerini sağlamlaştırmışlardır.

İkinci dünya savaşını takip eden yıllarda yeni dünya düzeni otururken ve dengeler bugünkü haline yavaş yavaş yaklaşırken soğuk savaş dönemiyle birlikte özellikle Amerika müzik ve sinema ideolojik savaşın yeni materyalleri haline gelmiştir. Günümüzde dünya sinema endüstrisinin en önemli kilometre taşı kabul edilen Hollywood’un yapımlarının halen çok büyük kitleleri etkileyebilme, yönlendirebilme gücüne sahip olması üzerine tartışmalar sürmektedir. Konusu edilen tarihi örnekler sinemanın çeşitli otoritelerin yönlendirmesi ya da sanatçıların bireysel insiyatifi doğrultusunda toplumu yönlendirmesi üzerinedir. Bunun tam tersi özellikle her toplumun toplumsal sineması incelendiğinde açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sinema duyguların dışavurumunu en sağlıklı ve doğal yöntemle yapmanın yöntemidir. Her sanat gibi hayal gücüne dayanır elbette ancak gözlemin ve düşünce dünyasının sinemaya kaynaklığı da yadsınamaz. Bireyin düşünceleri sinemayı etkiliyorsa, toplum hayatı birinci elden sinemayla etkileşim içinde demektir. Bireyin bilim insanı objektifliğine sahip olduğunda bile toplumundan etkilenmemesi mümkün değildir. Hele ki sanatçı karakterindeki üreten insanın toplumundaki iyi güzel, ya da aksayan yönleri belirtmeden durması söz konusu olamaz.

Özellikle gelişmekte olan toplumların, yerleşmekte olan düzenlerindeki tüm eksik ve gedikler sinemanın gücüyle eleştirilir, çözümlenmeye çalışılır.

Aslında denilebilir ki bir toplumu anlamak için, sinemasına bakmak yeterlidir. Onda iyi güzel, hoş, ilgi çekici, kötü, yanlış, doğru ne varsa, sinemasında da o vardır. Belki bir fotoğraf kadar gerçek değil, belki bir miktar hayal gücüne bulanmış… Ancak ne olursa olsun, bir toplum aşkını, acılarını, mutluluğunu, hüznünü, savaşını, barışını sinema perdesinde yaşar. Tıpkı bir ayna gibi, bir toplumun bütün yansımalarının beden buluşunu izlersiniz sinemada. Kısacası, bir toplumun nefes alışıdır, yaşayışıdır sinema.

Bu da demek olur ki, hem ilk verilen örneklerden hem de bölgesel anlamda toplumların sinemayı etkileyişinden dem vurularak şunu söyleyebiliriz: Sinema ve toplum birbirlerini yaşatırlar. Elbette ki her güç için söylenen “Kontrolsüz güç, güç değildir.” Tümcesi sanatın her dalı için de geçerlidir. Yeni dünyanın gittiği yer, ülkelerin politikaları, dünyanın genel sorunları düşünüldüğünde, insanın içinden geçen her etkin güç gibi, sinemanın da doğru ellerde, doğru amaçlar için kullanılmasını dilemektir. Unutulmamalıdır ki Einstein Atom’u keşfettiğinde, onun milyonlarca insanın ölümüne sebep olabilecek bir kitle imha silahına dönüşebileceğini tahmin etmemişti. Sanatın yalnızca yaşamak ve yaşatmak adına kullanılabilmesi dileğiyle…

Merve BAYRAKÇI

Bahçeşehir Üniversitesi

İletişim Tasarımı Bölümü

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse