Sinema ve Toplum İlişkisi Üzerine

0
158
REKLAM    

 

Amaç

Bu çalışmanın amacı sinema ve toplum ilişkisini, onu ortaya çıkaran nedenler ve sonuçlar ile birlikte ortaya koymaktır. Toplumsal olanın sanatsal olanı etkilediği savını temel önerme olarak kabul edilen araştırmada, bir sanat olan sinemayı da bunun içine dahil etmeyi amaçlamaktadır.

 

Yöntem

Çalışmada yöntem olarak sosyolojik eleştiri yöntemi kullanılmıştır. Buna ek olarak Marksist eleştirinin diyalektik yöntemi de tercih edilmiştir. ‘’Sosyolojik yaklaşıma sahip bir film eleştirmeni, bir sosyolog gibi, filmleri bir toplumun değer yargılarını, normlarını, ideallerini ve dünya görüşünü yansıtan birer kültür ürünü olarak ele almaktadır (Özden, 2004: 154)’’.

Sinema ve Toplum İlişkisi

‘’Film yapmak uzaya astronot göndermek gibidir (Samuels, 1992: arka kapak)’’. der Fellini. Bir sanat olan sinema, zor olan birçok şeyi başaran bir yapıya da sahip olmuştur. Fellini yaptığı benzetme ile aslında bunu yinelemiştir. Toplumsal koşulların değişmesi, bizzat sinemayı da etkilemiştir. Griffith’in 1914 yılında yaptığı ‘Bir Ulus’un Doğuşu’ aslında sinemanın toplumu nasıl biçimlendirdiğini kanıtlayan ilk örneklerdendir. Amerikalılara ulus olma  bilincinin aşılanması amacıyla çekilen bir filmdir. Yine aynı döneme paralel olarak açılan ‘Nickeledeonlar’ın açılması da bunu destekler niteliktedir. Geniş yığınları ‘ulus’ olarak dizayn etme Holywood’un sürekli kullandığı bir yöntemdir. Devletin var olan yapısına uygun olarak yapılan ve ‘öteki’yi düşman olarak gösteren filmler ‘Bir Ulusun Doğuşu’ filminden beri devam etmektedir. Öteki tanımı ya da daha doğrusu ‘düşman’ tanımı değişse bile Hollywood sürekli bu argümanı kullanmaktadır. Filmlerde sürekli bir düşman karşımıza çıkmaktadır. Westernlerdeki kızılderelilere yapılan öteki bakışı daha sonra ise yer yer canavarlara, uzaylılara ya da bir dönem yoğun olarak kullanıldığı gibi siyahilere yönelik olarak yapılmaktadır.

 

Zararsız görünen pek çok Hollywood ‘hikayesinde’ kılık değiştirmiş toplumsal arzular, sıradanlıkları metaforik yüceltmeyle örtbas edilmiş korku ve kaygılar boy gösteriyor. Muhafazakar Hollywood sinemasında bolca rağbet edilen metaforik anlamlandırma biçimi, psikososyal gerilimleri yatıştırmaya yönelik bir boşalım mekanizması oluşturuyor. Öyle olunca örneğin Baba’nın erkeklerini bu kadar erkek yapanın ne olduğu, Şeytan’daki masum kız çocuğunun neden şeytanlaştığı, Jaws’daki köpekbalığının aslında kime ve neden dehşet saçtığı, Havaalanı ve Yangın Kulesi gibi felaket filmlerindeki felaketle birlikte nelerin savuşturulduğu, Kıyamet’te Vietnam’la nasıl hesaplaşıldığı, Rambo’nun neden şiddete doyamadığı üzerinde yeniden düşünmek gerekiyor (Ryan ve Kellner, 2010: arka kapak).

 

Hollywood filmlerinde karşımıza çıkan ‘canavarlar’ aslında ötekinin bir alegorisidir. Sinema ideoloji toplum ekseninde düşünecek olursak Holywood’da bunun birçok örneğini görmek mümkün olacaktır.

Toplumun yaşamının yansıtıldığı bir ayna görevi gören sinema, insanın kendini ve dünyayı anlamlandırma çabasını, arasındaki ilişkileri, varolan ekonomik ve sosyal düzeni resmetmektedir. Örneğin; 3. Dünya Sineması olarak tanımlanan sinema, dünya üzerindeki yoksul halk kesimlerinin söz söyleme alanı haline gelmiştir. Ülkemizde belgesel sinema alanında etkilerini görebileceğimiz bu durum toplumsal ilişkilerin şekillenmesine de bir katkıda bulunmaktadır. ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’ adlı belgeselde bunu görmek mümkündür. Sinema halkların arasına koyulmaya çalışılan çeperleri kaldırıp onları birbirine yakınlaştırmak görevi de görmektedir. Bu anlamda önemli bir toplumsal işlevi yerine getirmektedir.

 

Sinema çağdaş toplumsal ilişki(sizlik)leri ve bununla beraber bireylerin en mahrem veya en aleni arzularını ve korkularını şekillendirme açısından belirgin bir güce sahiptir. Bir bakıma sinema, bir tür toplumsal bilinçdışı işlevi görür: Toplumsal incelemenin nesnesini yorumlar, türetir, yerinden eder ve eğip büker. Sinema yalnızca toplum üzerine bir fikir sunmaz, rezmettiği toplumun ayrılmaz bir parçasıdır. Gelgelelim sinema yalnızca bir dış gerçekliği yansıtmaz/eğip bükmez, aynı zamanda toplumsal yaşamın önüne muazzam bir olanaklar evreni serer. Bu bakımdan sinema çoğu zaman, değişen toplumsal biçimlerle yapılan bir deneydir.(Diken ve Laustsen, 2010: 24).

 

Sinema tarihine baktığımız zaman sinemanın toplumu ideolojik olarak biçimlendirmek amacıyla bir araç olarak kullanıldığı sonucu karşımıza  çıkmıştır. Dolayısıyla ideoloji-toplum ve sinema ayrılmaz bir üçgendir. Yönetmen politik film yapmasa bile, aslında her filmde bir ideolojik yansıma görülmektedir.

‘’Yönetmenin siyasal olanı filmine yerleştirmek için özel olarak çabalamasına gerek yoktur. Siyasal olan minik bir ayrıntıdan, biz sözden, bir giysi parçasından tutun da, filmin bütününü kapsayacak şekilde filme girebilir (Yılmaz, 2009: 8)’’. Filmdeki diyaloglar, karakterlerin giyinme biçimleri, ikonlar, diyaloglar, müzik gibi birçok şey aslında siyasi olana bir gönderme gibi gözükebilmektedir.       Sinemanın bu gücünün farkına birçok  devlet varmıştır. Sovyetler Birliği’nde ajit-tren adı verilen trenler ülkenin dört bir tarafını dolaşarak, gösterilen filmler ile yeni sistemin propagandasını yapmaktadır. Rejim tarafından sinemaya destek verilmesi bunun için de Eisenstein, Pudovkin, Vertov gibi yönetmenlerin desteklenmesi aslında sinemanın SSCB yöneticileri için ne kadar öenmli olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Naziler de sinemanın bu gücünü keşfetmiş, Hitler faşizmini övücü nitelikte filmler yaptırmışlardır. ‘İradenin Zaferi’ adlı film bunlardan sadece bir tanesidir. Keza İtalya’da Mussolini’nin de bunun farkına varıp ‘beyaz telefon filmleri’ adı verilen filmler çektirmesi, sinema aracılığı ile kendi faşist rejimini güçlendirmeye çalışması da sinema-ideoloji-toplum ilişkisine verilebilecek örneklerdendir.

 

Sinema esasen, teşhis koyan toplumsal analiz için bir kaynak teşkil eder. Özdeşleşmeyi ve toplumsal kontrolü mümkün kılan bir aynasunarak toplumsal bilinçdışını gözler önüne serer. Dolayısıyla ideoloji ve sinema arasında yakın bir ilişki var (Diken ve Laustsen, 2010: 28).

 

Nasıl ki sanatı ayrı ve özerk olarak düşünemeyeceksek, bir sanat olan sinemayı da toplumsal, siyasal ve ekonomik olandan ayrı olarak değerlendirmek mümkün olmayacaktır. Aksi takdirde sanatı ve özelde sinemayı soyut alana indirgemiş oluruz. Bu da sanatın toplumsal bağlarından soyutlanmaya çalışılması anlamına gelmektedir. Sanatı toplumların ilerleme tarihi ile birlikte düşünecek olursak, mağaralara çizilen av resimlerinden bugüne kadar, sanatın toplumların ilerleme tarihine paralel olarak ilerlediği ortaya çıkmaktadır. Toplumsal olan, sanatı ilerletmiş ve sanatın ilerlemesi sonucunda ise toplumun geri kalan kısımları da sanat tarafından dönüştürülebilmektedir. Sanatın dönüştürücü, ilerletici işlevi önemlidir. Sinemamızda toplumsal gerçekçi filmler çeken yönetmenlere baktığımızda, bu konudan ne kadar beslendikleri ve dolayısı ile halkın kökenlerine indiklerini görmekteyiz. Bu kökler onları besleyen damarlardandır. Örneğin; gecekondu olgusunu işleyen filmler buna örnektir. Kent yapılaşması, göç, yabancılaşma, taşra kent ikiliği gibi birçok konunun sinemada işlenmesi sinemanın toplumsal olan ile ilişkisini kanıtlayan diğer örneklerdendir. ‘’Sinema miti, fotoğrafla birlikte mekanik sanatların ortaya çıkışı olarak yüzyılımıza damgasını vurmuştur (Bazin, 2011: 29)’’.

 

Sonuç

Bu çalışmada bir sanat olan sinemanın toplum ile ilişkisi tartışılmış ve toplumsal olandan ayrı düşünülmemesi gerektiği ortaya konulmuştur. Hiçbir olgunun birbirinden ayrı düşünülmemesi gerektiği  araştırmada da karşımıza çıkmıştır. Sanatın ortaya çıkış süreci, sinemanın yaratım aşamaları, hem toplumsal olandan beslenmekte hem de toplumsal olana etkide bulunmaktadır. Araştırmanın amacına uygun hareketle bu etkiler ortaya konulmuş ve sinema-toplum ekseninde çalışmaya dahil edilmiştir.

 

 

Arda KAYA

 

Kaynakça

Bazin,   A. (2011)  Sinema nedir? (Çev. İ. Şener). İstanbul: Doruk Yayınları

Diken,           B. ve Laustsen, C. B. (2010), Filmlerle sosyoloji. (Çev: S. Ertekin).

İstanbul: Metis Yayınları

Ryan,            M. Ve Kellner D. (2010), Politik kamera (Çev: E. Özsayar). İstanbul:

Ayrıntı Yayınları

Özden,          Z. (2004), Film eleştirisi film eleştirisinde temel yaklaşımlar ve tür filmi

eleştirisi

Samuels,       C. T. (1992), Antonioni Truffaut Fellini Bergman sinemasını anl

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse