Banu Bozdemir kısa filmcilerle yaptığı söyleşiler serisine Serhat Karaaslan ile devam ediyor. Karaaslan, aslında mesleği eczacılık olan bir sinemacı ve gittiği festivallerden eli boş dönmeyen, bol ödüllü Bisiklet filmiyle bu aralar oldukça gündemde. Ülke meselelerine yoğun olarak eğilen filmlerinde derin bir sessizlik hakim…

14İnsanın ileride yapacağı işi baştan seçememesi garip bir şey. Gerçi sen hem eczacılık (yapıyor musun hala?) hem de sinema yapıyorsun. Bu dengeyi iyi kurmuş gibisin… Sinemadan para kazansan eczacılığı bırakır mısın?

Serhat Karaaslan: Aslında yıllarca tıp fakültesine girebilmek için sınava hazırlandım. Ailem ve çevremdeki herkes tıp okuyacağımı beklerken, lise son sınıfta bu kararım birden değişti. Tıp fakültesine girebilecek yeterli puanı aldığım halde eczacılık fakültesini ailemden gizli yazdım. Bunu o zamanlar hiç kimseye açıklayamasam da, amacım İstanbul’da üniversite okuyup bir şekilde sinemanın içinde yer almanın yollarını aramaktı. Tıp fakültesine girersem bunun zor olacağını, bu işe vakit ayıramayacağımı; eczacılığın bunun için daha iyi bir seçenek olabileceğini düşünüyordum. En başından böyle olmasına biraz da ben karar vermiş oldum. O zamanlar yönetmenlik nedir pek bilgim olmadığından, oyuncu ve senarist olma hayalleri kuruyordum. Üniversiteye gelip yeni sinemalar keşfettiğimde ve bu işle biraz ilgilenmeye başladığımda asıl isteğimin yönetmenlik olduğunu anladım.

Beş yıl eczacılık yaptım, üç ay önce bazı özel sebeplerden dolayı bıraktım. Sinemadan para kazanırsam eczacılığı tamamen bırakırım. Bütün zamanımı ve enerjimi sinemaya harcamak isterim. Bu çok mümkün görünmüyor şimdilik.

13Film çekmeye nasıl başladın? Kısa film senin için ne ifade ediyor.

Yıllarca film yapmak istedim ama nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Bir şeyler yazıp çiziyordum ama nasıl çekeceğim konusunda pek fikrim yoktu. Hiç set görme şansım olmamıştı. Eğitim almam gerektiğini düşünüyordum, o yüzden üniversiteden sonra birkaç  sinema yüksek lisans programına başvurdum, giremedim. Daha sonra Derviş Zaim ’in senaryo atölyesine katıldım, Derviş Zaim’in bize verdiği cesaretle ilk kısa filmimi (5 Lira) çektim. Gördüğüm ilk set kendi setim oldu böylece. Çok keyifliydi ve bir ay içinde bir kısa film (Araf) daha çektim. Bunlar çok basit denemelerdi ama bir şekilde başlamış oldum film yapmaya. Bu iki filmle Kadir Has Üniversitesi Film ve Drama yüksek lisans programına girdim. Festivallere katıldım.

Kısa film, sinemayı öğrenmek için iyi bir yol bence. Sinemanın mutfağı demek yanlış olmaz herhalde. Ben sinemayı öğrenmek için kısa filmler yapıyorum. Bunu bir mecburiyet, uzun metraja geçmek ya da başka alanlarda yönetmenlik yapmak için bir ön çalışma ya da bir araç olarak da görmüyorum. Bu işten çok keyif alarak yapıyorum.

12Yani kısa film senin için amaç mı, araç mı?

Hem amaç hem de araç diyebilirim. Dediğim gibi sinemayı öğrenmek için kısa filmler yapıyorum, ama bir yandan da hikayelerimi bu şekilde insanlarla paylaşıyorum.

11Kısa filmin ülkemizdeki ifade alanı ne sence?

Kısa film ülkemizde öğrenci işi ve amatör olarak görülüyor. Buna herkes böyle baktığı için bir türlü kısa film sektörü oluşmuyor bizde. Ne yazık ki kısa film yapanların da bakışı çoğunlukla böyle. Kısa film yapanların nerdeyse hepsi sinema öğrencilerinden oluşuyor ve bir mecburiyetten, ödev olarak, bitirme projesi olarak kısa film yapıyorlar. Onun dışında Ahmet Uluçay ’dan sonra Arin İnan Arslan , Savaş Baykal  gibi kendi imkanlarıyla çok iyi kısa filmler yapan birkaç bağımsız sinemacıdan söz edilebilir.

10Bisiklet’i nerede çektin? İstanbul’un hangi bölgesi? Filmde yoğun bir yoksulluk ve buna rağmen insanların birbirlerini tamamlama hali var. Kendilerine yetme… Yoksulluğu neden böyle anlatma ihtiyacı duydun?

Bisiklet (Bîsqîlêt) ‘i İstanbul’un birkaç bölgesinde çektim. Sahnelerin büyük bir kısmı İkitelli Bayramtepe mahallesinde, geri kalanını da Gazi mahallesi, Alibeyköy ve Okmeydanı’nda. Filmin senaryosunun son haliyle cebelleşirken, bir yandan da mekan ve oyuncu arıyordum. Kafamda şehrin kıyısında kalmış, gökdelenlerin gölgesinde, şehrin içine karışamayan insanların yaşadığı bir varoş mahallesi vardı. Zamansız ve mekansız bir film yapmak istiyordum. Yoksulluk da zamansız ve mekansızdır. Hep olmuştur ve olmaya da devam edecektir maalesef.  Bu film günümüzde geçtiği gibi 50-100 yıl sonra da geçebilir. Aynı şekilde İstanbul’da geçtiği gibi Hindistan’da ya da Afrika’da da geçebilir. Birbirine yetme meselesi de; ikinci el bir dünya kurmak istedim. Filmde sıfır hiçbir şey yok. O dünyanın içinde böyle bir sirkülasyon oluşturmak gerekiyordu doğal olarak.  Şehre karışamadıkları için kendi içinde birbirlerine yetme durumu var. Bu da mecburiyetten kaynaklanıyor, onlara başka bir yaşam alanı ve şansı bırakılmamış. Ama yine de hep bir şeyleri eksik kalıyor. Bir türlü tamamlanamıyorlar…

9Filmlerinde az diyalog, hatta neredeyse hiç diyalog yok. Bunun nedeni?

İlk dört filmimde diyalog yok. Bu bir tercihten çok biraz da  mecburiyetten oldu açıkçası. İyi diyalog yazamama, sesi yeterince iyi alamama gibi problemleri aşmak için diyalogsuz kısa filmler çekmeye başladım. Daha sonra Kadir Has Üniversitesine girince Ezel Akay  bize dönem ödevi olarak diyalogsuz kısa film çekme ödevi verdi. Bu benim için hiç zor olmadı. Zaten öyle filmler yapıyordum. Birçoklarının yaptığı gibi ilk akla gelen sağır dilsizlerle ilgili diyalogsuz filmler yapmadım. Bizdeki kısa filmlerin kitabi diyaloglarına dayanamıyorum o da ayrı bir mesele. İlk başlarda kısa film senaryosu yazarken kendi kendimi sansürlüyordum. Diyalog olmasın, az mekan olsun, az oyuncu olsun, gündüz geçsin ışık kullanmayayım gibi engeller koyuyordum kendime. Bu da film çekme koşullarımdan kaynaklanıyordu. Sonuçta sinema görsel bir sanat. Görsel olarak bir şeyleri bir araya getirip ortaya bir anlam çıkarmak marifettir. Bunun için de çok faydalı oldu diyalog kullanmamak. Bu engellerin sonunda bisiklet gibi bir film çıktı ortaya. Ama yeni çektiğim ve henüz kurgusuna başlayamadığım kısa film tam tersi bol diyaloglu oldu.

8Filmlerinin yurt içi ve yurt dışı yolculuğu çok yoğun… Bunun sana kattıkları?

Bisiklet (Bîsqîlêt)  ile dünyayı gezdim resmen. Bir kısa film sayesinde belki de hiç gidemeyeceğim ülkelere, şehirlere gitmiş oldum. Bundan daha iyi bir kazanç olamazdı . Film görmekle ilgili. Filmlere ulaşmak çok kolay artık, her yerde film izleyebiliyorsun. Ama dışarıda kısa filme verilen değeri görünce ben hayatım boyunca sırf kısa film bile çekerim diyorsun. Bizdeki gibi değil. Bizde o yüzden kimse kısa filme devam etmiyor. Tek sebebi para kazanmamak değil bence. Bizde zihniyet kısa filmle ne kısalıyorsun ne uzuyorsun hesabı, çoluk çocuk işi olarak görülüyor. Dışarıda 50 yaşında olup sadece kısa film çekmiş ve çekmeye devam eden yönetmenler tanıdım. Bu da devam etmek için motive edici oluyor bir bakıma.

7Diğer ülkelerdeki kısa filmcilerle konuşma ve tanışma imkanın oldu mu? Onların ülke meselelerine bakışı nasıl? Kısa filmi bunun için bir amaç olarak görüyorlar mı?

Tanışıp, konuşma imkanım oluyor, ancak İngilizce sıkıntım olduğu için pek kaynaşma şansım olmuyor maalesef. Bu yüzden soruya çok doyurucu bir cevap veremeyeceğim. Çoğunlukla  Avrupa’daki festivallere gittim, gördüğüm kadarıyla Avrupa’da yapılan kısa filmler hakkında birkaç şey söyleyebilirim. Göçmenlik sorunu dışında pek ülke meseleleriyle ilgili kısa film görmedim. Göçmenlikle ilgili kısa filmleri de yine oralarda ki göçmenler yapıyor zaten. Onun dışında genel olarak daha kişisel kısa filmler yapıyorlar. İçerik olarak açıkçası biraz zayıf ve çoğunlukla komedi, sürpriz sonlu kısa filmler oluyor bunlar. Tabii ki bu çok kişisel olan kısa filmler arasında çok iyi örnekler de oluyor.

6Kan çok sade bir anlatıma sahip… Çok gündemde bir konuyu bu kadar sade anlatmanın nedeni?

Kan aslında diğer filmlerime göre daha farklı bir yerde duruyor. Çok içime sinen bir film değil açıkçası. Zaten film niyetiyle değil yine Ezel Akay ’ın dersi için tek planlık mizansen ödevi olarak çekmiştim. Sınıfta grup kurup ödev yapacaktık. Bir bayan arkadaşın bu konuyla ilgili bir hikayesi vardı. O yazacaktı ben yönetecektim. O hikaye olmayınca, bu konu aklıma takıldı, üstünde biraz düşündüm. Ben de basitçe böyle bir şey yapayım dedim. Daha çok kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak, bildiğim dünyalarla ilgili filmler yapıyorum. O yüzden çok bildiğim bir mevzu olmadığı için biraz dışardan bir bakış oldu. Zaten kameranın kullanımı da buna o şekilde hizmet ediyor. Hiçbir yorum olmadan sadece göstermiş oldu durumu. Kamera odadaki herhangi bir nesneyi gösterdiği gibi o iki insanı gösterip geçiyor, onların dünyasına girmemize ya da onları anlamamıza izin vermiyor. Soğuk bir şekilde sadece görüyoruz olanları ve öncesini tahmin etmeye çalışıyoruz.

5Sinema artık doğuya daha fazla bakmaya başladı… Kısa filmde de böyle. Bu konudaki düşüncelerin?

Doğudakiler sinema yapmaya başladıkları içindir. Özellikle de kısa film yapan çok fazla genç Kürt sinemacı var. Doğal olarak geldikleri yerden anlatıyorlar hikayelerini.

4Araf farklı bir araf hali… Şimdi çekseniz nasıl çekerdiniz Araf’ı…

Bu konudaki hissiyatım ne gündeme göre, ne de siyasi dengenin değişimine göre değişmez. Bugün de çeksem aynı şekilde, aynı duygu yoğunluğuyla çekerdim. Ancak teknik olarak ve anlatım açısından daha güçlü olmasını sağlardım. Ayrıca o duyguyu verebilecek bir oyuncuyla çalışırdım. Çünkü o filmi çekerken en büyük sıkıntımız oyuncuyla oldu. Oyuncu bir türlü oynayamadığı için sürekli sigara içirterek duygusunu vermeye, sıkıntısını göstermeye çalıştık. Hatta bu eksiklikten kaynaklı kurguda müziğe de biraz fazla yüklendik. Yer yer müzik filmin çok önüne geçiyor.

3Kısa film çekme koşulları nasıl ülkemizde? Zorlanıyor musunuz?

Bütçe sıkıntısı ve kısa filmlerde yapımcı olmaması bu işi sürdürmeyi gerçekten zorlaştırıyor. Çünkü hep aynı eski alışkanlıklar, eksikliklerle ve amatörlüklerle film yapmaya devam edemiyorsun. Kültür bakanlığı dışında kısa filme destek veren bir yer ya da fon da yok. Kültür Bakanlığı da bu işin lobisini iyi yapanlara destek veriyor görüldüğü üzere. Bizim hiç şansımız yok yani. Defalarca başvurmama rağmen hiç destek alamadım. Bu dertten sadece ben değil, tanıdığım birçok kısa filmci de muzdarip. Bilmiyorum, bakanlıktan bir kısa filme destek almam için Oscar mı almam gerekiyor?  Yıl da 40-50 civarı kısa filme destek veriyor bakanlık, bu kısa filmlerin istisnai bir iki tanesi dışında diğerlerini hiçbir yerde göremiyoruz. O yüzden nasıl projelere destek verdiklerini de bilemiyoruz. Artık bakanlığa proje göndermekten vazgeçtim, çünkü bu işin düzeleceğine dair en ufak bir umudum kalmadı. Bu kurulların sektörden olması hakkaniyetli bir dağıtım yapılmasını hiçbir şekilde sağlamıyor. Ne dedikodular duyuyoruz.  Bütün bunlara rağmen imece usulü birbirimizin projelerine destek vererek bir şeyler yapmaya çabalıyoruz.  Ahmet Uluçay  imkansız şartlarda yıllarca harika kısa filmler yaptı. Onu düşündükçe bizim şartlarımızın yine fena olmadığını ve şikayet etme de film yap diyorsun kendine.

2Var mı başka projeler?

Yeni bir kısa film çektim eylül ayında, daha montajına başlayamadım. Onun dışında Mardin’de bir köyde çekmek istediğim ‘Dondurma’ diye bir kısa film projem var. Bütçe sıkıntısından dolayı sürekli erteliyorum. Bir de uzun metraj vardı, onun da yapım süreci sekteye uğradı biraz. O yüzden şimdilik durumu belirsiz projenin.

1Beğendiğin kısa filmciler ve uzun metraj yönetmenleri?

Kısa filmcilerden Cahit Çeçen  , Arin Inan Arslan  ve Savaş Baykal  var. Uzun metraj yönetmenlerinden ilk aklıma gelenler; Yılmaz Güney , Zeki Demirkubuz , Tayfun Pirselimoğlu , Abbas Kiarostami , Jean-Pierre  ve Luc Dardenne Kardeşler, Ethan  ve Joel Coen  Kardeşler, Majid Majidi …

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse