Rojava ve Antalya

0
16
REKLAM    

M. Hadi Sümer / Ortadoğu Sinema Akademisi
Tarih 13 Kasım 1960. Yer Batı Kürdistan’da (Rojava) Amudê şehri. Bir sinema salonuna film izleme gerekçesiyle toplanan 283 Kürt çocuğu Baas rejimi tarafından yakılarak katledildi. Sinema salonunda yanan Kürt çocuklarının çığlıkları hiç kabuk bağlamayan derin bir yaraya dönüştü. Sinema salonlarında Yahudi katliamını yüzlerce, binlerce filmle izleyen, üzülen tüm dünya, o sinema perdesini kefen tutmuş Kürt çocuklarının katliamını duymadı, görmedi, bilmedi. Ama 50 yıl, yarım asır geçmesine rağmen Rojava, Rojhilat, Bakur, Başur’da ve Kürtlerin soluduğu her zeminde hiçbir Kürt, Rojava çocuklarını unutmadı. Ve 50 yıl sonra şimdi, Rojava Devrimi nezdinde Kürtler çocuklarını kucaklıyor.

Bu yıl 50. düzenlenen, Antalya Film Festivali’nden 50 yıldır kaç film, kaç jüri, kaç yönetmen, kaç seyirci geçti bilinmez ama hiç Rojava geçmedi. Bu yıl Antalya’da uzun metraj, belgesel, kısa film dallarında birincilik alan Kürt yönetmenler ise başarılarını Rojava Devrimi’ne adadılar. Ve bu şimdi sanki bir gecede ortaya çıkan bir durummuş gibi şaşkınca ve çokça tartışılıyor. Gözü namazda olmayanın kulağı camii de olmaz diye bir deyim vardır ya, işte, gözü sadece Antalya’da olanın farkındalığı da elli yıl sonradan oluyor. Kürtlerin, çocuklarının katledilişini (çocukluk hayallerinin arayıcılığıyla) yıllardır dillendirmedikleri dağ, taş, ova, kitap, şarkı, film kalmadı. Sağır sultan duydu, ama hakikati sadece bir sinema perdesinin verdiğiyle bilen duymamıştı, şimdi o da duydu.

Kürt yönetmenlerin Rojava selamıyla bir gecede ‘Kürt sineması’ tartışmaları da var oldu. Önceden yoktu ya! Sadece tartışmaların yürüdüğü ‘festivalcilik’ zemininden bile değerlendirirsek, tartışmaların yine ne kadar Kürtlerden uzak olduğunu görebiliriz. Kuzey’de (Türkiye sahası) Amed Uluslararası Film Festivali, FilmAmed Belgesel Film Günleri, Dersim İnsan Hakları Film Festivali, Batman Yılmaz Güney Kürt Kısa Film Festivali ve bu yıl ilki gerçekleşecek olan Van Axtamar Kürt Film Festivali olmak üzere, yüzlerce Kürt filminin gösterildiği 5 ayrı festival var. Güney’de (Irak sahası) Hewler, Süleymaniye ve Duhok’ta gerçekleşen onlarca film festivali, Rojhilat’ta (İran sahası) Mahabad ve Sine’de gerçekleşen Kürt film günleri, diasporada; Hamburg, Londra, Stockholm, Roma, Köln, Paris, New York ve birkaç şehirde daha gerçekleşen Kürt film festivalleri mevcut. Yıllardır yapılan bu film festivallerinde, Kürt yönetmenlerin yüzlerce filmi halkla buluşuyor, paneller ve seminerlerle sinema tartışılıyor. Bir Kürt filmi, (örneğin bu yıl Antalya’da belgesel dalında ödül alan Fecira gibi) Kürt film festivallerinde gösterilip, içeriği, biçimi, estetiği, başarısı vs. tartışılıp bittikten sonra bile, kırmızı halılı Türkiye ya da Avrupa festivallerine dahil olmayıncaya dek, ne o film ne de o film şahsında Kürt sinemacısı var olamıyor. Yani varlık ölçütü olarak devlet destekli fonlara, festivallere ve kültür bakanlığı onayına ihtiyaç var. Aram Tigran Konservatuarı sinema bölümü, Cegerxwîn Kültür Merkezi sinema bölümü, Nûda Kültür Merkezi sinema bölümü gibi akademilerde, sinema eğitimini Kürtçe tamamlayıp her yıl mezun olan yaklaşık 50 Kürt sinemacı adayını tartışmıyoruz bile.

Rojava’da olduğu gibi yıllardır görmezden gelinen, inkar edilen ama kendini kendi küllerinden alternatif bir dirilişle şekillendiren ‘varlık’ gerçeğinde olduğu gibi, Kürt sinemacılar da akademik ve sanatsal olarak zaten rotalarını çizmiş durumdalar. Antalya’da ödül alan Kürt sinemacı arkadaşların filmlerini ve başarılarını gölgelemeden ve tartıştırmadan söylüyoruz -ki buda tartışılabilir ve yerine göre gayet gereklidir- acaba kendi hattını çizmiş olan Kürt sinemacısı başka bir hatta mı çekilmeye çalışılıyor? Yeşilçam sinemasının orta sınıf bunalımına denk düşen filmleri yerine, kendi ülkesi ve kültürü ekseninden toplumsal gerçekliği resmeden Kürt sinemacısına senin başarının ölçütü Antalya’dır mı denmek isteniyor? Kültürel soykırım kıskacında bir halkın üzerinde denenmedik oyun bırakmayan sistemin bizi bu kadar işaret edip, takdir etmesi açıkçası bizi düşündürüyor. Ama biz sadece parmağın işaret ettiği yöne değil, işaret eden parmağın sahibine de bakmayı öğrendik artık. Kürt sinemacıların, sinemalarını genel adlandırmaları bile, ulus devlet hastalığı olarak her şeyi ulusuyla adlandıran biçimiyle, ulus adıyla (Kürt sineması gibi) değil, anlamsaldır: Dağ Sineması. Ve Dağ sineması sadece Rojava’yı değil tüm insanlığı selamlıyor.

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse