Polis şiddeti Metropolis’te

0
20
REKLAM    

Polis şiddetine kamerasını çeviren yönetmen Eylem Şen, “Neden polis bu kadar kolaylıkla silahını çekip birini vuruyor ve nasıl hiçbir kurum bunu gerçekten engelleyecek bir adım atmıyor” sorusuna cevabı Metropolis’te arıyor.

 

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun uygulamaya başlandığı günden bu yana Türkiye ve Kürdistan’da 127 kişi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin aileleri hak arama mücadelesi yürüttü. Bu mücadele yönetmenlere de ilham veriyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarım öğrencisi yönetmen Eylem Şen, kamerasını yaşamını yitirenlere, gidenlerin ardındaki mücadeleye ve şiddetin, ölümlerin asıl sorumlusu olan polisin cezasız kalmasına çevirdi. Ortaya Metropolis adlı belgesel film çıktı. Yönetmen Eylem Şen, filmin, “resmi şiddet, bu şiddetin uygulayıcıları, nedenleri, bu şiddetin mağdurları ve cezasız kalması” üzerine olduğunu söyledi.


Güvenlik politikaları ve devlet ideolojisi

2007 yılında Baran Tursun sırf trafikte dur ihtarına uymadığı için bir trafik polisi tarafından vurulduğunda çok etkilendiğini belirten Eylem Şen, “O günden bugüne 127 kişi aynı gerekçe ile çeşitli biçimlerde hayatını kaybetti. Neden ve nasıl? Neden polis bu kadar kolaylıkla silahını çekip birini vuruyor ve nasıl hiçbir kurum bunu gerçekten engelleyecek bir adım atmıyor? Bu sorular, beni, güvenlik politikaları, devletin ideolojik aygıtları, yargı-polis bürokrasisi ve siyaset alanlarında resmi şiddeti araştırmaya yönlendirdi” diyor.
Filmi hazırlama süreci ve yapılan araştırmaları anlatan Şen, güvenlik politikaları ve toplumun nasıl razı edildiği üzerine okumalar yaptığını belirterek, şunları kaydetti: “Konu ile ilgili çalışma yapan çeşitli akademisyen ve yazarlarla görüştüm. TESEV, TİHV, Uluslararası İnsan Hakları Örgütü, Baran Tursun Vakfı ve ÇHD’nin çalışmalarından yararlandım. Avukatlarla, gazetecilerle, resmi şiddet mağduru ailelerle görüş alışverişinde bulundum.”

Farklı kesimlerle görüştü

Belgeselde 4 farklı görüntü kategorisi olduğunu ifade eden Şen, şöyle devam etti: “Konu hakkında çalışmalarını ve görüşlerini anlatanlar, resmi şiddetin mağduru aile ve kişilerin anlatımları, olaylar ve konu ile ilgili genel görüntüler. Her kategori kendi içinde farklı çarpıcı ve etkileyici izler yarattı. İlk kategoriye ilişkin Polis Akademisi’nde öğretim üyesi olan Erkan Koca’nın gözlemleri ve çalışmaları polis bürokrasisini içeriden gören biri olması açısından çok dikkat çekiciydi. Yine, Mithat Sancar’ın yargı dünyasında hâkim ve savcılarla yaptığı araştırmalarla ilgili aktarımları çok çarpıcıydı benim açımdan. Emniyet Sen Kurucusu ve eski polis olan Emrullah Aksakal’ın polislerin olaylara yaklaşımını ve polisin bakış açısını yansıtması açısından çarpıcı. Elbette daha birçok etkileyici anlatım ve çalışma var belgeselde ama ilk aklıma gelenler bunlar.”

Karataş ailesinin dramı

İstanbul Yenibosna’daki Karataş ailesi ile yaptıkları çekimlerin de kendisini oldukça etkilediğini aktaran Şen, “Anne dahil olmak üzere 4 kardeş ile birlikte aynı aileden 5 kişi, sayısı 50’ye varan polis tarafından 9 farklı noktada polis şiddetine maruz kalıyor. Cengiz Karataş’ın bir gözünde yüzde 60 görme kaybı oluşuyor. Üstelik olay basit bir üst araması bahanesi ile başlayarak ‘bunlar terörist, polis katili’ noktasına kadar geliyor. Karataş ailesinin dramı bence yaşadığımız coğrafyadaki genel sosyo-politik atmosferi tam anlamıyla yansıtıyordu” diye konuşuyor. Şen, medyanın Karataş ailesine karşı tutumunun manipülasyona dayalı haberciliği teyit eder nitelikte olduğunu söyledi.

Yas tutarak değil mücadele ederek

Cumartesi Anneleri’nin “kendi çocuğunuzu korumak için bütün çocukları koruyacak bir toplumun inşası için sorumluluk almalısınız” şiarını öğrettiğini ifade eden Şen, sözlerine şöyle devam ediyor: “İtirazı olan, muhalif olan insanlar öldürülürken sıranın herkese geleceği çığlığı boşa değildi. Ve aslında bugün gündelik hayatı içinde tesadüfen devletle karşı karşıya kalan gencecik insanlar bile hiçbir politik yanı olmamasına rağmen polis kurşunu ile hayatını kaybediyor ve resmi kurumlar bu durumu engellemek için güçlü ve gerçek bir şey yapmıyor. Bu olaylar birbirinden bağımsız değil. Başkaldıranları susturmak için çekilen tetik, başını kaldırmasına fırsat vermeden mazlumun tenine değiyor.” Baran Tursun Vakfı’nın, bu süreçte örnek bir mücadele yürüttüğünü aktaran Şen, “Bize, çocuklarına sahip çıkmak isteyenlere, yas tutarak değil mücadele ederek bunun yapılabileceğini öğretti” ifadesinde bulunuyor.

DİHA/İZMİR

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse