Oğullar ve Annelerinin Şarkıları

0
24

annemin_şarkısı_copy.jpg

Ali ve annesi Nigar’ın büyük kentte köklerini arayışlarını belgesel havasında veren Annemin Şarkısı şüphesiz ki yurtsuzluk üzerine yapılan Kürt sinemasının en iyileri arasına girmeyi hak ediyor. Sinema dilinin gerçeküstü, rüya ve hileli kamera hareketlerinin neredeyse hiçe indirerek gerçekçi bizden bir hikaye dili yaratmasının altında sağlam bir senaryo yatmakta. Diyalogların kalitesi hikayenin çok dallanıp budaklandırmadan sadece Ali, Anne Nigar ve Zeynep üzerinden yürütülmesini güçlendirmiş film .

Sinema dili yaratmaya çalışırken tercih edilen uzun sekanslar her ne kadar Kürt sinemacıları eleştirenler tarafından sanat sinemasına bir özenti olarak gösterilmeye çalışılsa da hikayenin amacı olan yalnızlık, yurtsuzluk, kök arayışı, kentleşme ve göçsorunlarının soğukluğunu hissettirmek açısından oldukça uygun bir seçim olmuştur.

Ali kente alışmış, kentin iş ve sosyal hayat akışına kendini bırakmış ama bir o kadarda kendi içinde kök sorunu yaşayan bir insandır. İşyerinde grevlere katılarak soruşturma geçirmesi,  Kürtçe kursu verdiği yerde aramaya maruz kalmasına sitemi her ne kadar sisteme entegre olduğu görüntüsü verse de içten içe aslında anne Nigar gibi aidiyet sorunu yaşadığını ve bunun öfkesini içten içe taşıdığını gösterir.  Ali karakterini filmin başında ve sonunda anlatılan ve aslında filmle özdeşleşen tavus kuşu olmaya çalışan kargayla özdeşleştirdiğimizde hikayenin ana konusu anne Nigar’ın memleket özlemi değil Ali’nin onun engellemesi ve kendince yeni hayata adaptasyonun hem kendisinde hem annesinde hem de sevgilisi Zeynep’te yarattığı tahribat olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü anne köyünden zorla göç edilince sığındığı ve zorla alıştığı varoşta yarattığı komşuluk ilişkileri sayesinde azda olsa memleket hasreti gidermiştir.Ama varoştan da kentsel dönüşüm nedeniyle sitelere ve bloklara taşınmak zorunda kalması Nigar’da yersizlik ve yurtsuzluk özlemini depreştirmiştir ki bu normaldir. Normal olmayan  Ali’nin annesine köye dönüşün olmadığını göstermesi bir hafta sonu seyahatine sığdırılacakken sürekli annesini boşuna çıkarmaya çalışması aslında Ali’nin gençliğinin geçtiği, ekmeğini kazandığı yeri yurt edinmeye başlamasının ve aslında annesinden kopmaya başladığını göstermez mi?

Film ilk izlenimde klasik yurtsuzluk, doksanların jitem baskınları, dil ve kentleşme sorunlarını aktaran bir çok örneğine rastlayan filmlere benzetilebilir. Ama şurası gerçek ki o olaylar asıl sorun olan Ali ve anne için alt metin oluşturacak göçün nedeni anlatan basit birer detaydır. Asıl detay tavus kuşu gibi olmak isteyen karga’da yatmaktadır. Çünkü genelde etnisite sorunlarını veya özgürlük mücadelelerini anlatan yönetmenler de Ali karakteri gibi eğitim almış, kentte veya yaşadığı yerde bir nevi tavus kuşuna özenen kargalar olarak görülmezler mi? . Kürt sorunu anlatmak için Türk yapımcılardan destek beklemek. Kürt sineması için film üretip Türk sinema eleştirmenlerin iyi not almaya çalışmak birer örnek olmaz mı tavus kuşu hikayesine.

Hikaye olması gereken üzerinde durmuyor. Ali annesi ile köye yerleşmeli kentten kopmalı mesajı vermiyor film. Film Ali’nin, annenin ve Zeynep’in bir aile olarak yaşadıkları aidiyet sorunun temeline inerek sorunu irdeliyor çözüm hakkında bir şey demiyor. Ne Ali ne anne ne de Zeynep hiçbiri bir değişime uğramıyor. Ali işinde ve yeni yerinden kalmakla ısrarlı, anne gitmekte ısrarlı, Zeynep çocuğu yapmakta ısrarlı. Aslında hiç kimse bir değişime hazır değil ama sorunu da biliyorlar.ve mesele sorunu çözmek değil sorunu ertelemek veya örtbas etmeye çalışmak olarak görünüyor.  Aslında annenin aradığı ses köklerinin çağrısıdır. Sadece anne duyuyor ama o da çaresiz tek başına hareket edemiyor. Ne Ali nede kente göç etmiş Agit amca artık bu sesi duyamıyor.

Sonuçta yurt özlemi hayata gözlerini kapatıyor, yeni yurda alışma süreci bu sonu bekler bir edayla ölümü karşılıyor, ölünün başucundaki bitki kökleri kök salmaya çalışan bir çınarın belki de pes edişini veya ölerek asıl köklerine dönmeyi sembolize ediyor.

Erol Mintaş bu ilk uzun metraj filmi ile Kürtlerin ellerindeki hikayelerin derinliğinin yaşanan travmanın büyüklüğüyle ne kadar orantılı olduğunu anlatıyor. Şiddeti göstermeden şiddetin yarattığı ruhsal çöküntüyü çok iyi özetliyor. Tek kare yasaklama ve işkence göstermeyerek hepimizi Nigar anneyle beraber dört duvar arasına sıkıştırıyor, Ali ile beraber iki kadın arasında ve gelecek bebek konusunda çaresiz bırakıyor, Zeynep’in hamilelik sevincini kursağında bırakan Ali tavrı ile de yaşanan bu trajedinin en çok etkilenenleri olarak kadını ve kadının üretkenliği olduğunu gösteriyor ki tüm bunlar Ali gibi aslında duyarlı ve anlayışlı bir insana rağmen gerçekleşiyor. Ali kötü huylu, kötü niyetli, cahil biri değil tam tersi entelektüel kendini geliştiren duyarlı bir insan buna rağmen bir çözüm getirmemesi veya değişim göstermemesi filmin karakter yaratımındaki bir sorundan mı yoksa asıl anlatılmak istenen hikayesi mi tam verememesi tek zayıf noktası olarak görülebilir.

Genel sinematografik dilinin yaratımı, anlatım tarzının özgünlüğü ve hikayenin kurgusu çok başarılı ve mutlaka izlenmesi gereken filmler kategorisine yeni bir filmin eklendiğinin göstergesi olması açısından yeterlidir. İyi seyirler.

 

Aziz Polat

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse