Mustafa Seven’den kareler

0
26

Mustafa Seven’in bu sergideki fotoğraflarından huzur taşıyor, huzur yansıyor. Oysa Mustafa senelerce haber fotoğrafçılığı yapmış, haberin peşinden habere koşmuştu. Öyleyse gündelik hayatın ritmini bozan, akışını dalgalandıran, gidişatını raydan çıkaran ‘haber değerli’ olayların senelerce sürmüş yıpratıcı takibinden sonra onun da nicedir aradığı bu olmasın zaten: Hayatın ortasında, gündelik hayatın ortalık yerinde bulunmuş tekil huzur.”
Mustafa Seven imzalı ‘Tek’ adlı serginin kataloğunda, sunuş yazısını kaleme alan Ahmet Tulgar böyle ifade ediyor temayı. Galeri Eksen’de 27 Marta kadar sürecek sergisi üzerinden Seven ile İstanbul’u, fotoğrafçılığı, kadrajdan görünen hayatı konuştuk.
Tek adlı serginin açılışı son derece güzeldi, fotoğrafların kadar, kataloğun ve katalogdaki Ahmet Tulgar imzalı sunuş yazısı da çok beğenildi, çok konuşuldu. Buradan başlayalım, bir edebiyatçı ile bir fotoğrafçının uzun yıllara dayanan özel dostluğundan söz edelim isterim.
Dilini, aklını çok iyi bildiğim Ahmet Tulgar’ı özellikle istedim, birlikte fotoğraflarıma baktık, duygularını konuştuk, kendisi de kırmadı beni, Kıymetli Hayat başlıklı yazısını kaleme aldı. Çok önemlidir Tulgar benim için, Milliyet döneminden başlayan ve uzun yıllara yayılmış bir dostluğumuz var.
Özellikle huzuru vurguluyor yazısında.
Dolaylı bir mesaj olarak huzur var evet, teklik üzerinden giden bir huzur meselem vardı bu sergide.

Neden tek?
Yalnızlık değil teklik, öncelikle bunu vurgulamalı. Fotoğraflar içinde hep tek insan, tek obje var, var oldukları mekanları dönüştürüp biricik hale getiriyorlar, bu önemli bir şey. Yalnız değiller, mekanı özel kılıyorlar, teklikleriyle zenginleştiriyorlar.

MAKİNEYİ KUMANDA EDENİ ÖNEMSİYORUM

Teknolojinin işin içine girmesiyle bütün işi makineler üstleniyor, insan faktörü yok artık, olsa olsa makineyi sabit tutan tripod işlevi görüyor eller şeklinde özetlenebilecek bir görüş var, sen nasıl bakıyorsun bu yaklaşıma?
Dijital dönüşüm üzerinde düşünmek gerekiyor. Her insanın hikayeye bir yaklaşım biçimi vardır. Yirmi fotoğrafçıya yirmi aynı marka makine ver, her biri farklı bir şey çıkaracaktır. Makineyi kumanda edeni, insanı önemsiyorum her zaman. Mekan aynı olabilir ışık aynı olabilir ama anlatılan her defasında farklı olacaktır.
Sosyal medyanın gücünü nasıl değerlendiriyorsun, çeşitli mecralardan fotoğraflarını düzenli olarak paylaşıyorsun takipçilerinle.
Marketing aracı olarak kullanıyorum. Derdimi anlatmak istediğim şeyin mecrası sosyal medya benim için. Geri dönüşler de önemli diğer yandan. Anlık tepkiler alıyorsun, bir şey paylaşıyorsun ve hemen karşılığını olumlu olumsuz görüyorsun, bu tetikleyen bir şey beni. Profesyonel bir şekilde yönetmek çok önemli tabii, bunda da ekibimin gücüne güveniyorum.

HER KELİME FOTOĞRAFIN RUHUNDAN BİR ŞEY ÇALIYOR

Fotoğrafların altında açıklayıcı metinler yok, hikayelendirmemen özel bir tercih mi fotoğraflarını?
Fotoğrafların hikayeyle anlatılmasından hoşlanmıyorum, fotoğraf kendini anlatmalı, yalnızca mekanın adını verdim, tarih bile koymadım sergide de. Elimde olsa mekanları bile yazmazdım. İzleyeni yönlendirecek her türlü girişimden kaçınıyorum bir fotoğrafçı olarak. Her kelime fotoğrafın ruhundan bir şey çalıyor, ben izleyicinin kendi hikayesini kendi başına yazmasını önemsiyorum.
Birçok karma sergide yer aldın, Tek ise ilk kişisel sergin. Yakın zamanda başka planların var mı?
İtalya ve Fransa ile görüşüyoruz. Kasımda başka bir sergi olacak Dubai’de. Bir yandan da kentsel dönüşüme dair projem devam ediyor.

Kentsel dönüşüm projeni anlatır mısın?
Hikayenin serüvenini anlatıyorum. Eski mahallelerin yıkılmadan önceki halleri, iklimleri, devamında yıkım aşamasını çekiyorum. Süleymaniye pilot bölgem, ağırlık orada. İnşaat aşamaları ve yeni kurulacak hayatları çekeceğim devamında da.

MAHALLELERİ BEYAZLAŞTIRMAK İSTİYORLAR

Nasıl karşılıyorsun bu kentsel dönüşüm projesini?
Muhalif taraftayım. Asıl mesele sağlıksız konutlar değil. Sağlıksız yaşam alanları değil durum, bunu farkında olmalıyız. Rant temelli bir iş bu. İstanbul’un en değerli alanları, merkeze en yakın olan bölgeler. Pahalı noktalar dönüştürülüyor nedense. Tarlabaşı, Süleymaniye, devamında Balat’a da sıçrayacaktır. Mahallenin dokusunu oluşturan Kürtleri, siyahileri, azınlıkları uzaklaştırmak istiyorlar, bir yönüyle beyazlaştırmak istiyorlar bölgeyi. Başka bir şeye hizmet ediyor bu dönüşüm, bunu farkına varmak gerekiyor. Uzun vadeli bir proje bu, önümüzde dört beş yıl var.

Satış olarak nasıldı?
Birinci edisyonlar satılmıştı, ikinci edisyonlar da keza satıldı. Satış gibi bir derdimiz yoktu. Sergiyi kurduğumuzda satış olsun mu olmasın mı diye çok tartıştık. Epos7 ile dirsek temasımız oldu, onlar da işin içine girince bir kısmını da onlara bağışlamak istedik. Süreç böyle ilerledi. Asıl önemsediğim aldığım güzel geri dönüşler, sergiyi ziyaret eden, destek olan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse