Kürt Sinemasına Eleştirel Bakış

0
147

Kameralar henüz gerçeği yansıtmadı

Kürt sinemasının öncelikle ışığı ve kamerayı doğru yere, olaya ve kişiye tutup tutmadığı önemlidir. Dolayısıyla Kürt filminin her şeyden önce demokratik ulus kültürünün bir öğesi olarak nerede durduğunu sorgulayan eleştiri yönteminin doğru olacağını, ilk eleştiri noktasının bu olması gerektiğini belirtmek mümkündür.

 

Sanat dalları içinde Kürtlerin en fazla güçlük çektiği alanın sinema olduğu görülüyor. Sinema filmi bir yanıyla romana benzer: Olay ve olguları bir kurguya kavuşturmak, verilmek isteneni yan elemanlarca desteklemek, buna göre ışıktan renge, renkten kostüme, kostümden repliklere kadar daha birçok faktörü bir arada sanatsal ahenk içinde uyumlu hale getirip halkla buluşturmak henüz tam başarılmamıştır. Çabaların arttığı bu alanda, Kürt sanatçıların değişik sebeplerden ötürü zorlandıkları görülmektedir. Çağımızın en etkili sanat dalı olan sinema yapılmadıkça Kürt sanatı eksik kalacaktır. Bu alanda yaşanan sorunların aşılması için hem film çekimlerini teşvik etmek, destek sunmak hem de eleştirel mahiyette görüşlerle katkı sunmak hepimizin görevidir. 


Bu yazı dizisi, şimdiye kadar çekilmiş filmlerin çarpıcı ortak yanları üzerinden Kürt sinemasını eleştiren görüşleri içerecektir. Kürt sinemacıların daha iyi ve güzel eserler vermesini isteyen her temeşavanın (izleyici) hakkı olan eleştirel görüş, aynı zamanda Kürt filmlerine sahip çıkmak olacaktır.  
Bilindiği gibi Kürt sineması oluşum sürecindedir. Bu sürece kendi mecrasını bulma, kimliğini yaratma sürecin de diyebiliriz. Dolayısıyla Kürt sinemasının geleceğini belirleyecek bugünkü filmler, diğer sanat dallarında çıkan ürünlerden daha fazla değerlendirilmelidir. Kürt sinemasında yapılan ve yapılacak eserlere dönük eleştiri ile üretim paralel gidebilmelidir. Sinema eleştirmenleri olmazsa da bu işlerden anlayan ve ilgi duyan duyarlı herkes yine temeşevanlar görüş belirtebilmelidir. Sanatçılar da görüş almaya açık olabilmelidir. Bu yaklaşım, Kürt sinemasının gelişimi için film yapmak kadar değerli ve anlamlı olacaktır.


Kürt sineması yeni olduğu için hakkında söylenmiş çok fazla söz, yazılmış çok fazla eser de yoktur. Bu konuda şimdiye kadar yapılmış tek tük çalışmalarınsa eleştiriden ziyade var olanı kabullenen ve yeniden tanıtan değerlendirmeler muhtevasında kalmıştır. Bu yaklaşım, pozitif olmak, teşvik etmek, moral verip geliştirmek, izleyicinin dikkatini filmlere çekmek açısından yararlı olabilir. Bu yapıcı olma adına genelde başvurulan bir üslup olmaktadır. Bir noktaya kadar yararlı da olabilir. Ancak kanaatim odur ki sanat alanında pozitif olmak, güçlü eleştiri dilini kullanmaktan geçer. Çünkü sanata etkili eserlere yol açacak yapıcı destek unsuru eleştirel değerlendirmeler olduğu ispatlanmış. 

Henüz oluşum sürecinde mi..?

Kürt sineması kapsamına giren filmleri eleştirmek için öncelikle Kürt sinemasının hem bir sanat dalı olarak durumunu hem de kazandığı düzeyin ne olduğunu objektif tespit etmeyi gerektirir. Birincisi; sanat dalı olarak Kürt sineması yenidir. İkincisi; varlığı itibarıyla da henüz oluşum sürecindedir. Özü itibarıyla her iki özellik bir biriyle sıkı ilişki içindedir. Ancak birincisiyle daha çok işin mesleki boyutunu ve tek tek filmleri, ikinci özelliğiyle de de sinema sanatı etrafında oluşan tüm yapıları kast etmekteyim. 


Günümüz dünyasında sinemanın estetik, sanatsal, içerdiği konu ve hikayeler bakımından toplum ve hayatla kuruduğu problemli gerçeğine rağmen kazandığı düzeyle toplumu etkileyen bir sanat olmaya devam ediyor. ABD’nin dünyayı ve dünya sinemasını etkileyen, yönlendiren ve deyim yerindeyse hegemonyası altında tutan gerçeği sinema sanatının günümüz açısından hem önemli bir sorunu hem de vardığı düzeyi göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir. Buna rağmen hemen hemen her halkın sineması kendi sınırları ve kültür sahası içinde belli bir etki gücüne kavuşmuştur. Her sanat alanında olduğu gibi sinema sanatı da kendi toplumunun sosyal, siyasal atmosferinden, sorunlarından etkilenerek, ve bazen de mevcut düzeyi etkileyerek ilerlemiştir. 


Birçok ülkenin yaşadığı toplumsal sancıların kendisini en çok açığa vurduğu alan sinema sanatı olmuştur. Doğu sinemasından, Avrupa sinemasına kadar bunun somut örneklerini vermek mümkün. Bu çarpıcı gerçekliğe dayanarak Kürt sinemasını neden daha işin başındadır diyerek eleştire bilir miyiz? Hatta birçok toplumda belli bir gelişmeden sonra sinema bunalımı yaşanıyorken, sinema adı altında birçok değişik deneme de bulunuluyorken, Kürt sinemacıları neden daha işin başında sayılıyorlar? Bu kapsamdaki bir eleştiri yerinde bir eleştiri sayılır mı? Kürdistan’ın 20.yy’da maruz kaldığı sömürgeciliğin sınır tanımaz baskıları, yasakları göz önüne alınırsa her iki eleştiri içinde yanıtımız hayır olacaktır. Çünkü sanatın gelişmesi için sanatçının asgari de olsa çalışma koşullarına ihtiyacı vardır. Kürdistan’da sadece sinema değil diğer sanat dalları da (müzik hariç) yeni yeni şekillenmektedir. Bunun süren işgal, inkar ve sömürgecilikle direkt bağı olduğu bilinen bir husustur. 

Kamerayı doğru yere tutmak
Şark Islahat Planı (1925) ile sömürgecilik, Kürtler adına ne varsa yok saydı. Bu planla birlikte bin yılların Kürt kültürü için “yok edilsin” emri verildi. Türkiye devleti bu işi öylesine vahşi, barbarca uyguladı ki Kürtleri öldürürken kullandığı cephane parasını dahi Kürtlerden alma kararları çıkardı. TC devleti bu süreçle beraber Kürt sanatını da yasakladı. Yüz yılların sanat değerlerini Türkleştirme politikasını devreye koydu. Sinema esasta 20.yy’da doğmuş bir sanattır. Böylece Kürt sineması diğer sanat dalları gibi 20.yy’ı, ülkesinin inkar edildiği imha edilip yok sayıldığı bir çağ olarak yaşamak mecburiyetinde bırakıldı. Bu sebeplerden kaynaklı Kürt sinema sanatı bir dal olarak diğer sanatlardan daha şansızdı. Diğer sanat dallarının en azından 20. yy. öncesi bir deneyimi vardı. Örneğin müzik, edebiyat gibi. Ne zaman ki Kürt özgürlük mücadelesi gelişti ve Kürt realitesi fiili olarak kabul ettirildi, Kürt sanatçılar belli oranda çalışma ortamına kavuşabildi. Bu ortam diğer dallar gibi sinemada da canlanmaya yol açtı. Bunun için Kürt sineması, 20.yyda dünya sinemasının çok gerisinde de değil, uzun bir dönem olmadığı için yeni başlamıştır.  


Kürt filmleri kapsamında 20.yyda Sovyetlerdeki Kürtler içinde bazı denemelerin yapıldığını biliyoruz. Yine Yılmaz Güney, konusu ve kimi müzikleri Kürtçe olan Türkçe filmler çekmiştir. Sovyet alanındaki örnekler, Sovyetler Birliği’nin çok kültürlü yapısı içinde yapılmış az sayıdaki çalışmalardır. Kürt sineması için değil Sovyetlerin kültür politikası icabı yapılmıştır demek daha doğru olacaktır. Yılmaz Güney filmlerine de Kürt sineması demek zorlama bir görüş olacaktır. Kuşkusuz Yılmaz Güney, kimliğini özgür yaşayabilecek ve sanatını icra edebilecek uygun bir ortam bulabilseydi, Kürt sinemasına ciddi katkılar sunacaktı. Çünkü O, ulusal kimliğinin bilincinde devrimci bir kişilikti. Yılmaz Güney filmleri, neden ve hangi koşullardan dolayı Kürt sinemasının yapılamadığını göstermesi açısından çarpıcı veriler sunmaktadır.  


Kürtlerin hem Kürdistan’da (halen ciddi tehlikeleri ve büyük zorlukları olsa da) hem de yurt dışında filmlerini kesintisiz yapmaya başladıkları dönem, kabaca 1990’lardan itibaren başlamıştır. 1990 öncesi yapılan çalışmaları, geçmiş dönemleri analiz etmeye katkı sunacak eserler olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Demek ki Kürt sanatını engelleyen temel faktör sömürgeciliğin inkar, imha saldırıları olmuştur. Bu engellerin yarattığı tahripkar sonuçlardan kaynaklı, kurumsal tecrübe ve mesleki olanaklar bağlamında bir dönem daha sıkıntıların yaşanabileceğini öngörebiliriz. Ana hatları ile Kürt sinemasını eleştirirken gözetilecek özgün noktaları bu biçimde belirtmek mümkündür.   


Bu özgün noktaları da gözeterek Kürt sinemasını nereden ve nasıl eleştirmeye başlamalıyız? Çekilmiş filmlere yönelteceğimiz eleştirilerin objektif olabilmesi için daha çok nelere dikkat etmeliyiz? Kürt sinemasının sahip olduğu kendine has durum, Kürt sinemasını, sinema sanatının genel düzeyini ve mesleki yetkinliğini ölçü alarak eleştiremeyeceğimizi göstermektedir. 


Kürt sinemasına eleştirilerimizi, Kürt sinemasının yaşadığının farkında olup olmadığı noktasından başlata biliriz. Bununla; Kürt sinemasının Kürdistan gerçekliğini doğru tahlil edip etmediğini, kendisinin neden daha işin başında olduğu sorusuna yanıtının doyurucu olup olmadığını, belirtmek istiyorum. Bu noktayla bağlantılı, yapılan filmlerin Kürt ve Kürdistan gerçeğini ne kadar yansıttıkları hususunun ele alınarak eleştiri yapılmasının gerektiğine inanıyorum. Çünkü set olarak kullandığı toprakların gerçeğini, film ekibini oluşturduğu insanların, ele aldığı toplumun her alandaki sorunlarını doğru ve yeterli tanımlayamamış sinema, kendi kimliğini yaratamaz. Kürt sinemasının öncelikle ışığı ve kamerayı doğru yere, olaya ve kişiye tutup tutmadığı önemlidir. Dolayısıyla Kürt filminin her şeyden önce demokratik ulus kültürünün bir öğesi olarak nerede durduğunu sorgulayan eleştiri yönteminin doğru olacağını, ilk eleştiri noktasının bu olması gerektiğini belirtmek mümkündür.

Kürdistan yerelliğin anahtarıdır

Kürt sineması bir benzeri daha olmayan bir sinemadır. Çünkü Kürtlerin ve Kürdistan’ın bir benzeri daha yoktur. Sadece sinemada değil tüm sanatlarda evrenselliğin kapsını açan yerellik anahtarıdır. Bu sanatın ait olduğu halkın ve ülkenin gerçekliği içinde doğmak ve şekillenmek zorunda olması ilkesi gereğidir. 


Kürtler 20.yy’ın son çeyreğini direniş içinde yaşadılar. Bu direniş sayesinde tanınmayan ve yok sayılan bir halk ve ülkeden günümüzün gerçekliğine ulaşılmıştır. Doğaldır ki Kürt sanatı ve sineması ait olduğu halkın gerçeğini yansıttığı oranda kimlik kazanacaktır. Bunun için öncelikle Kürt sinemasının Kürt halkının yaşadığı gelişme momentumuyla paralel hareket edip etmediğine bakmak gerekecektir. Kürtler halk olarak neye karşı durdu, direndi, neleri reddetti, neyi nasıl ve hangi yöntemlerle değiştirdi? Kürt sinemasını eleştirmek için sanatın konusu olan toplumsal sorunlar, talepler ve değişim gibi temel hususların, Kürt sinemasına yansıyıp yansımadığına bakmamızı gerektirir. Çünkü Kürt sanat eserini eleştirirken esas alınacak bir yöntemde, Kürt halkının yaşadığı gelişme düzeyini, bu düzeyi ortaya çıkaran öncülüğün, sanata yaraşır tarzda yansıtılıp yansıtılmadığı olacaktır. 


Şimdiye kadar yapılmış filmlerde göze çarpan ilk ortak eksiklik, filmlerin ezici bir bölümünün, hiçbir sorunu olmayan bir halkın sinemasıymış gibi bir anlayış içinde olduklarıdır. Bu Kürt sinemasının gerçekçi hareket etmediğini, halk ve ülke gerçekliğini objektif değerlendiremediğini, hayati olan bu noktalarda yanılgılar içinde olduğunu gösterir. Bu da kendi toplumu ve yaşadıkları ile bir yabancılaşma durumunu göstertedir. Gerçeğe gözlerini bu kadar kapatarak ya da gerçeği bu kadar tersinden okuyarak gelişecek sinema ürünleri elbette hep bir problem taşıyacaktır. Oysa sinema en fazla hayatın içinde olan, ona bakabilen, baktırabilen güçlü bir göz demektir.  Bu yaklaşımı ‘henüz rotasına tam girmemiş olmak’ cümlesi ile özetleyebiliriz.    

Değişimi, dönüşümü veremiyor
Bu konuda tek tek film kritikleri yaparak örnekler vermek mümkündür. Ancak film sayısı az olduğu için bir genelleme yapmak daha uygun düşecektir. Ana hatları ile belirtirsek; Kuzey Kürdistanlı sinemacıların çektiği filmlerde kültürel kimlik sorunları olduğu rahatlıkla görülmektedir. Bu bir sanat eserinde Kürtleri ayrı bir halk olarak kendi kimliği ile olması gereken kültürel rengi içinde yansıtamamaktır. Halktaki değişimi dönüşümü tam olarak verememektir. Halen ürkek, çekingen, kendisini duyuramayan bir üslup ve ruh hali hakimdir. Bu sömürgeciliğin Kürt insanında olduğu kadar en fazla da sanatçısında yarattığı ruh halinin sanattaki dışa vurumudur. Kendisini küçük gören, kendisinden kaçan ruh hali bu gün Kürt sinemasının bazı ürünlerinde kendi gerçeği ile uçurumlar yaratan, sanatçıyı ve ürününü kendi gerçeğinin uzağına düşüren bir sonuç ortaya çıkarmıştır. 


Güney Kürdistanlı sanatçılar eserlerinde kendilerini özgürleşmiş, hiçbir sorunları kalmamış duygusu ve düşüncesi içinde ifade edebilmektedirler. Bu baştan ulusal düşünmemek, sorumlu davranmamak demek olduğu için bu sahadaki filmler eksik ve yanlış mesajlar sunmaktadır. Geçmişten kopuklar ve gelecek perspektifleri çok zayıf olmaktadır. Kültürel kimlik ve dil sorunları ciddi olmayan doğu Kürdistanlı sinemacılarsa, kurtuluş için “ABD’nin İran’ı işgal etmesini” öneriyorlar. Yurtdışıdaki Kürt sinemacıların önemli bir bölümü “göçmenlik sorunlarıyla” meşguldürler denebilir. Yurt dışındaki Kürt sanatçıların filmleri ülkeden kopmuş olma gerçeğini sorgulatan, neden bir halkın bu kadar sistem kıskacında tutulduğunu sorgulatan bir dili bulunmamaktadır. Yanlış bir tanımlama olarak diaspora filmleri de denilen bu çalışmaların en fazla bu noktalar üzerinden Kürtleri kendi ülkelerine dönüşe teşvik etmeye çaba göstermesi lazımken, tam tersi bir durum yaşanabilmektedir. Bu eksendeki göç, toprağını, geçmişini, ana ve atalarını unutarak belirsiz ve nereye savrulacağı belli olmayan acılı bir yaşam gerçeği iken burada yapılan sinema bu gerçeği değiştirmeye hizmet etmezse sanatsal, ahlaki ve yaşamsal olarak sorunlu olmaya devam edecektir. 


Dile getirdiğim bu sinema çalışmalarının her birini kendi özgülünde ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Ancak toplamda çıkan sonuç, Kürt sinemasında bilinçli bilinçsiz özgür Kürt kişiliğini, kültürünü işleyip başkarakter yapmaktan uzak duran bir yaklaşımın olduğudur. Bunun anlamı Kürt demokratik gelişimini besleyememe, onu yansıtamama demektir. Bu da sinemanın halkın hem mevcut algı ve örgütleme düzeyinin hem de geleceğe dönük ütopyalarının gerisine düşmesine yol açmaktadır. Daha açık bir ifade ile Kürt filmlerinde “yarın” ya yoktur ya çok belirsizdir ya da ülke dışına çıkmaktır. Bunun da sebebi sanatçının dünya bakış açısının problemli oluşudur. Kürt sinemacılarının yanlış, eksik politik tutumların etkisinde olmaları da bunda sebeptir.

Sanat ve politik yaklaşım

Yapılan sinema filmlerinden çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri de Kürt filmlerini çeken sanatçıların aşırı politik tutumlarının filmlerini çok etkiledikleri noktasıdır. Kuşkusuz politikayı “toplumsal işleri en iyi yapmak” olarak ele alırsak dünyanın en politik insanları sanatçılardır. Ve sanatçının politik tercihini yapması kadar doğru ve haklı başka bir tutum daha olamaz. Çünkü her sanatçı eserinde mesajını politik çizgisine göre verir. Kurgu olgusu da tıpkı senaryo gibi esasta ideolojik politik düşüncenin eseridir. 


Olay ve olgulara her hangi bir ideolojiye dayanarak bakmayan tek bir insan yoktur. Çünkü politik olmak demek bir insanın bilinçli tercih yapması demektir. Dolayısıyla Kürt sinemacıların çok politik olması en doğru yaklaşım olmaktadır. Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki Kürt sinemacıların politik tutumları Kürtleri inkar eden sistemle direnen Kürt özgürlük çizgisi arasında bir yerde kalmaktan tam kurtulamamanın politikliğini ifade etmektedir. Bu arada kalma tutumu, ideolojik bir yaklaşıma dayandığı için filmi kaygılı, ürkek, belirsizlik içinde bırakmakta ve toplamda filmin Kürtleşmesini engelleyebilmektedir. Ve film ağırlıkta tarafsızmış gibi durarak siteme daha çok hizmet edebilmektedir. 


Dikkat edilirse çekilen filmlerde cesaretle özgür Kürt kimliği ve Kürt kimliğinin düşmanı sömürgecilik Kürt izleyicide “ox” dedirtecek düzeyde işlenememiştir. Bu yaklaşım Kürt sinemasının rotasında hızla ilerlemesini de engellemektedir. Ve aynı zamanda kimliğini bulmasını geciktirmektedir. Bu yanlış düzeltilmezse Kürt sineması yanlış bir kimlikle biçimlenmekten kurtulamayacaktır. Son dile getirmeye çalıştığımız politik tutum meselesi hassas bir konu olduğu için yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için konuyu biraz daha anlaşılır kılmakta yarar var. 

Dünya sinemasında Kürtler yoktur

Bilindiği gibi Kürt halk kimliği uluslararası sistemin isteği ve onayı, Kürdistan’ı sömürgeleştiren dört devlettin pratik uygulamaları ile inkar edilmiş, hakkında yok edilme kararı verilmiştir. Devam eden bu vahşiliğe karşı Kürtler direnç gösterince “eşkıya, şaki, terörist” olarak adlandırılmıştır. Bu direniş boyutlanınca uluslararası sistemin tüm mekanizmaları çalıştırılır ve Kürtler, tehlikeli ve suçlu sayılmaya başlanır. Kürtlere her şey yapılır ve kimse ses çıkarmaz. Kürtler bir halk olmaktan doğan haklarını isteyince “suçlu, ayıp, günah işlemiş” gibi damgalanır. Kürtler 21.yy’da bile “kuralara göre” öldürülebilmektedir. Kürtler kendilerini savunmaya başlayınca “katil” sayılır ve böyle damgalanırlar. Böyle bir dünyada değil Kürt sanatçısı gibi iş yapmak, sıradan bir Kürt olarak yaşamaya çalışmak bile dünyanın en zor işi olmaktadır. Adı konulmasa da ve açıktan ifade edilmese de egemen sistemin en politik olduğu konuların başında Kürtler ve Kürdistan meselesi gelmektedir. Bu uygulamaların Kürt sanatçılarını etkilediğini belirtmek mümkündür. Buna en çarpıcı örnek, hayvan haklarının bile güvenceye alındığı Avrupa’da Kürtlerin terörist sayılmasına rağmen, halen Avrupa sistemi gözü ve aklı ile Kürt halkının onurlu mücadelesine yaklaşan kimi Kürt sanatçıların olmasıdır.  


Kısacası Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın deyimi ile bu sistem içinde “Kürt olmak demek öz vatanı olmayan, hiç para etmeyen, parasız kalmakla özdeş olan, yoğunca işsiz kalan, her ücrete çalışan, sürekli yaşam kavgası veren, kültürel ihtiyacını unutan, NAN’sız kalan topluluk kalıntısı benzeri bir şey olmak demektir.” Kürt sinemasında politik tutum tam da bu noktada devreye girmekte ve bu çok zorlu koşullarda politik tercihini net yapamamaktadır. Kürt sinemacısı herkes gibi film yapabileceğine inanmaktadır. Bilindiği gibi kapitalist modernite sisteminin en çok denetimine aldığı sanat sinemadır. Dünya siyaseti gibi sinemasında da Kürtler yoktur. Hakim sinemada olumlu olumsuz birçok halk ifade edilmiştir. Her halk kendi sineması yoluyla kültürlerine belli değerler de eklemiştir. Geçmişlerini işleyerek hafıza tazelemişlerdir. Kürtlerin en çok konu edildiği sinema Türk sinemasıdır. Bu sinemada da Kürtler “katil, şaki, terörist, geri, hizmetçi, mafya, oturup kalkmasını bilmeyen, Türkleştikçe adamdan sayılan vb…” minvalde işlenmiştir. İşte Kürt sineması bu saldırıyı aşmakla yükümlüyken bundan kaçıyor, taklitçiliği esas alarak film yapmaya çalışıyor. Buda Kürt insanını olumlu olumsuz yönleri ile konu ederek güç vermesini engelliyor. 

 


 

Alternatif sinema isyana çağırır

Dünya sinema tarihinin birikim ve tecrübelerinden yararlanmak gerekir. Ancak kapitalist sistemin yozlaştırdığı sinema çizgisinin anlayışlarını iyi görmek gerekir. Hele hele sömürgeciliğin yarattığı ve kendisini yok saydıkça “ilerleyen ve mutlu olan” Kürt tipini veren inkarcı Türk sinemasını taklit etmek yarının en büyük tehlikesi olacaktır. 

beritan

 

 

KÜRT SİNEMASINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ  (2)

Sistemin Kürt yok cenderesini kendi dallında aşmayı göze alamayan Kürt sineması, Kürtlerin zorlu ‘NAN’ bulma mücadelesine kendi kulvarından tam olarak katılamamıştır. Yapılmış hemen hemen tüm filmlerde (bilinçli, bilinçsiz) özgür Kürt kişiliğinin özellikleri ile topluma verilmesi gereken mesajlarla arasına bir mesafe koyduğu görülmektedir. Kürt filmlerinde sömürgeciliğin teşhiri de “inkarcı, soykırımcı sömürgecilik” çizgisi ile tam olarak işlenememektedir. 


Kürtlere uygulanan sömürgeci şiddetin her biçimi “adli bir vaka” anlayışı ile veriliyor. Oysaki Kürdistan’daki yabancı sömürgeciliğin Kürt halkına karşı sahip olduğu düşmanlık, Hitler’in Yahudi karşıtı zihniyetinden, Kızılderili halkı katleden ABD’den, Aborjinleri katleden İngilizlerden asla farklı değildir. Böyle olmamış olsaydı, Halepçeler, Dersimler, Roboskîler olur muydu? Kürtçe ıslık çaldın diye insanlar suçlanır mıydı? O zaman Kürt çocuklarını öldüren, tecavüz eden, öldüresiye dövenler kimdir ve nasıl düşünürler nasıl yaşarlar? Sanatçıların yanlış ya da eksik politik yaklaşımları sahnelerinde ağırlıkta demokratik Kürt kültürü ve özgür Kürt kişiliğini eksik bıraktırdığı gibi yukarıda sıraladığımız sorular ekseninde sömürgecilik verilirken de yanlış ve eksik kalmaktadır. Yani hem direnen Kürt ve hem de sömürgeciliğin hakkı verilememektedir. Belirtmek istediğimiz Kürt sinemasında yanlış politik duruş bu biçimde perdeye yansımaktadır. Kürt sinemasının halen kendi payına düşen zorlukları göze almadığı görülmektedir. Bu sanatçı tavrında yaşanan aşınmalara bir işarettir. Yine inkar ve imha altındaki bir halkın sanatı olan Kürt sinemasının ciddi yanılgılar barındırdığını göstermektedir. Halkının yaşadıklarına karşı duyarlı olmayan sanat, halkıyla arasını açarak yabancılaşır ve önü alınmazsa zamanla başkalarının sanatı işlevini görmeye başlar.  

Hollywoodlaşma tehlikesi

Kürt sinemacıların yanlış tutumları ve bundan kaynaklı sinema perdesine aktarılan ters karelerin bir diğer nedeni ise verili dünya sanat ve sanatçılığına öykünmeleridir. Taklitçilik de olan bu yanlış yaklaşım yazılan senaryolarda ve yapılan kurgularda görülmekte ve izlenebilmektedir. Bu verilen mesajların diline yedirilmiş olarak izleyicinin karşısına çıkarılmaktadır. Ve böylece Kürt sineması daha yolun başındayken ‘Hollywood’laşma hevesine kapılmış olmaktadır. Sinemada Hollywoodlaşmak kadar yanlış ve tehlikeli başka bir şey daha olmaz. Bunun nedenlerini uzun uzadıya anlatmak yazımızın konusu olmadığı için değinmeyeceğiz. 


Kuşkusuz ki dünya sinema tarihinin birikim ve tecrübelerinden yararlanmak gerekir. Ancak kapitalist sistemin yozlaştırdığı sinema çizgisinin anlayışlarını iyi görmek gerekir. Hele hele sömürgeciliğin yaratığı ve kendisini yok saydıkça “ilerleyen ve mutlu olan” Kürt tipini veren inkarcı Türk sinemasını taklit etmek yarının en büyük tehlikesi olacaktır. Yapılan filmlerin tümünde olmazsa da bazılarında bu tehlike vardır. Seçilen konularda ve karakter oluşturmada bu görülebilmektedir. Örneğin Kürtlerin şehre göçü Şark (Kürdistan) Islahat Planı politikaları dahilinde zorla olmuştur. Ve yüz yıldır sistematik olarak değişik yöntem ve uygulamalarla bu politika sürdürülmektedir. Son aylarda Kürtlerin bir “halk olmaktan doğan haklarını istemediği” şeklinde bir özel savaş propagandası zorla göçertilmiş, yoksullaştırılmış, kültürel aşınmaya uğratılmış ve asimile edilmiş bu Kürtlerin durumu zemin yapılarak dillendirilmektedir. Yani insanlık suçu olan kültürel soykırımın yol açtığı acı sonuçları dahi “bakın Kürtler bunlar ve hiçbir talepleri yok” diyen bir pervasızlıkla karşı karşıyayız. 

‘Neden bu haldeyiz’i sorgulamalı

Kürt halkının sosyal, kültürel ve psikolojik durumunu işlemek, sorunlarının çözümüne ışık tutmak başta sanatçının işidir. Kültür kırıma uğramış bir toplumu, asimile edilen bir insanın sosyopsikolojik ve sosyokültürel durumunu tam olarak sanat anlatabilir. Kürtlerin yaşadığı her tür sorunun birinci ve temel nedeni inkar ve imhaya dayalı sömürgeciliğin kültürel soykırımıdır. Ancak Kürt sinemasında sömürgeciliğe dokunulduğunda değişik nedenlerden ötürü bir ucundan da Kürtler ve Kürt özgürlük mücadelesinin eleştirildiği görülmektedir. Tabi ki Kürtler ve Kürt özgürlük mücadelesi de eleştirilir. Ancak bu eleştiri ile sömürgecilik eleştirisi aynı dili, argümanları esas alarak yapılamaz. Hata dolaylı bir dille bile olsa bir çağrışımın dahi olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kürt sineması “Kürtlere neden bu haldesiniz” diyerek sorgulama yaptırabilmelidir. Ardından da “bu halin” nedenlerini gösterebilmelidir. Amiyane deyimle “bundan utanmak gerekir” manasında eleştiri yapma hakkı ve görevi vardır. Sinema, yaşadıklarına ses çıkarmayan Kürt kendisi olmaktan çıkmış, refleksleri törpülenip köreltilmiş, insanlıktan uzaklaşmış Kürt’tür deme hakkına da sahiptir. “Aslını inkar eden haramzadedir” diyebilmelidir. Sömürgecilik eleştirisi tıpkı Filistinliler İsrail’i, Yahudiler Hitler faşizmini, Vietnamlılar ABD’yi nasıl eleştiriyorsa öyle yapılabilmelidir. 


Kürt sanatı ve dolayısıyla sineması Kürtleri, içinde tutulmak istenen toplumsal koşullara karşı isyana çağırmalıdır. Kürt sineması başkaldırının ve isyanın sineması olmadan kendini yaratamaz. Çünkü ait olduğu halk bu yolla özgürlüğünü sağlamaya çalışmaktadır. Sanatın isyan ederek başkaldırması, kapitalist sistem kaosunun yarattığı sorunlardan ötürü aynı zamanda evrensel bir tutum almak olacaktır. 

Alternatif olabilme imkanları var
Kürt sineması neye nasıl bakmalı? Kürt filmi nasıl başlamalı ve nerede, nasıl bitmelidir? Her filmde olan bu mesleki kural, Kürt sinemasında yeni bir tarza yol açabilir mi? Çok iddialı gibi görünse de ayrı bir sinema çizgisi yaratılabilir mi? Sanatta ekol yaratmak zihniyet devrimini gerektirir. Zihniyet devrimi için lazım olan bir diğer şeyse zengin ve orijinal bir kültür mirasına sahip olma şarttır. Kürtler, halk olarak günümüzde demokrasi mücadelesinin en dinamik halkıdır. Kürt sanatçısı Kürt halkının ve önderliğinin tarihsel ve güncel özelliklerinden kaynaklı alternatif olma imkanlarına sahiptir. Bu Kurdi özelliğin sinemaya yansıtılamadığını, arayışın çok zayıf olduğunu da yapılan eserlerde görebiliyoruz. Bu özünde Kürt sanatçısı olabilme sorunudur. 


Demek ki Kürt sinemasını eleştirirken konulması gereken hedefi, onu sadece hakim sinema anlayışı ya da sömürgecilerin sinemasının etkisinden çıkarmak ile sınırlı tutulmamalıdır. Kürt halkı, içinden geçtiği bu tarihsel süreçte her alanda büyük avantajlara sahiptir. Kapitalist sistemin dağıttığı toplumla, tükettiği insanlıkla, yozlaştırdığı sanatla yaşamı anlamsız kıldığı bir dönemde Kürtler, toplumsal yaşam alanlarını çıkarılan derslerle yeniden kurmaktalar. Bu sanata, coşku ve heyecan veren dili ile yansımak durumundadır. Kürt filmlerinde çok eksik olan, bazılarında da görülmeyen bir diğer şeyse bu toplumsal gelişme düzeyinin karşılığıdır. Kürt filmlerinde kime ve neye karşı öfke, mücadele ve direniş, kime ve neye karşı sevgi, kabullenme gerektiği ekseriyete muğlak bırakılmıştır. Hiçbir filmde çarpıcı final yoktur. Film neşeli, mutlu huzurlu kardeşçe özgür bir yaşamın nasıl olabileceğine önerme sunamamaktadır. Kürt filmleri monoton kalmaktadır. Bunun Kürt sanatçıların Kürt halk mücadelesinden ve kazanımlarından heyecan duymaması yanında büyük eserler yaratma arzularının düşük olmasıyla bağı vardır. Bu yaklaşım Kürt sanatının ve özelikle yeni başlayan Kürt sinemasının alternatif olma iddiasını daha başından itibaren sekteye uğratmaktadır. 

Yürüyüşü sürekli kılmak
Alternatif olmakla kastedilenin ne olduğuna dair ilgisiz bir yaklaşım vardır ve bu eserlere direkt yansımaktadır. Tarihsel tecrübeler alternatif sanatın ve edebiyatın, sanatçının dünya bakış açısının ürünü olduğunu göstermiştir. Alternatif sanat ve edebiyat için ilk şart verili sistemin felsefesini ve ideolojisini aşmayı, onu eleştirecek düzeye gelmeyi gerektirir. Toplumsal köklere sağlam bağlanma, sanat ve edebiyat insanının kendi misyonuna cevap olacak kadar yurtsever ve demokratik ulus bilincine sahip olması demektir. Sanatçının bu toplumsal kanundan alacağı güç “tikel” kimliğini ve kültürünü kaybetmeden evrensel gerçekliğin içinde sorumlu hareket etmesine de yol açacaktır. Kapitalist sistemin reddedilmesi ile bismillah demek ve inziva niteliğinde yoğunlaşmakla yaşanacak şey vicdan ve zihniyet devrimine başlamak olacaktır. Bu süreçten geçmiş her sanatçının vereceği eser alternatif eser olmazsa bile sistem karşıtı olacak. Bu yürüyüş sürekli kılındıkça alternatif sanat gelişmeye başlayacaktır. 


Bu zorlu süreçten geçmiş sanatçı yaşadıklarını sinemaya nasıl yansıtılabilir? Alternatif sinema sanat çizgisi verili sinemanın ideolojik, estetik ölçülerini aşarak gelişecektir. Konusu Kürtler, Kürdistan ya da Kürtlerin gözünden insanlığın her hangi bir sorunu olacak bu sinema çalışması tıpkı Kürt özgürlük mücadelesi gibi kendi farkını ortaya çıkarabilir. Çıkarmalıdır da. İdeolojik çizgi topluma nerden ve nasıl baktığımızla ve neyi kabul edip neyi reddettiğimizle bağlantılı dünya görüşümüzün ifadesidir. Günümüzün hakim sinema çizgisi ideolojik bakış açımızdaki farklılıklarımızın sanatsal dile kavuşturulmasıyla aşılacaktır. Bu devrimci faaliyet daha somut olarak Kürt halk önderliğinin felsefesini ve ideolojisini sanat alnında anlatma gücüne kavuşarak yaratılacak üsluptur olacaktır. 

‘Tarih şimdidir’i yansıtmalı
Kapitalist modernite iktidar döneminde şekillenmiş sinemada konu ve karakterler toplumsal yaşamdan kopuk, kendi başlarına soyut bir dünyaya ait kurgu içinde verilmektedir. Kapitalizmin yarattığı kültür, kişiyi sinemada “tozpembemde dünyalara götüren” kurtarıcıdır. İnsan güdülerini, duygularını ve düşüncelerini aşırı zorlayarak kendince karakter ve modeller yaratıyor. Bu filmlerde dünya ve toplum kameraya yansıyan mekan ve insanların sayısı kadar oluyor. Bu sinemada her şey kameraya takılan objelerin dünyasında başlatılır ve orada bitirilir. Yaratıcı kurtarıcı tüm zamanlarda ve mekanlarda erkek karakterdir. Kurtarılan güçsüz insansa kadındır. Bu egemen sinemanın değişmez bir ilkesi olmuştur. Kapitalist sinema filmi geçmişten kopuktur. Toplumsal yaşamda önem verdiği şey değindiği konunun kendisince önemli bulduğu bölümü ile sınırlıdır. Filmlerdeki bu üslup; kapitalist modernitenin kendisinden önceki tarihi ve toplumu reddeden, kendisinden başka her şeyi bilim dışı, geri, ilkel ve yaşanamaz gören ideolojisinin beyaz perdeye aktarılmasıdır. Aynı zamanda toplum karşıtı bir sistemin olay ve olgulara nereden ve nasıl baktığını, çözüm kabiliyetini gösteren sanat anlayışıdır. Burada bir felsefenin, ideolojinin nasıl sinemasallaştırıldığını çok rahatlıkla görebilmekteyiz.  


Alternatif sinema tüm bu sorunları çözerek gelişecektir. Hiçbir şeyin geçmişinden, dayandığı geleneğinden ve toplumsal gerçekliğinden kopuk olmadığını “tarih şimdidir” ilkesiyle vererek hem farkını ortaya koyacak hem de kimliğini oluşturacaktır. Ele alınacak her konuda birden çok olayın, kişinin, belirleyici etkenin ve yan etkenlerin olduğu, bir filmi bu karmaşadan nasıl kurtaracağımız ve tarihin ve toplumun bir kesitini sanat ahengi içinde nasıl verebileceğimiz sorusu haklı olarak akla gelecektir. İşte alternatif sanatçının felsefesi ve ideolojisinin devreye gireceği yer de tam bu nokta olacaktır.
Ele alacağımız konuda temel toplumsal çıkış noktasını belirledikten sonra önümüzde yanıtlayacağımız diğer bir sorun karakterler meselesi olacaktır. Konuyu ele alış tarzımız bu sorunun bir kısmını yanıtlamış olacaktır. Kişiler de olayların bir parçasıdır. Karakterlerimizi etkileyen temel faktörler sıralaması ve bunların dayandığı görünmeyen nedenleri dizmek yani kurguyu doğru yapmakta alternatif olmada diğer bir güç kaynağı olacaktır. Hakim sinemanın iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin gibi kimlik yaratan sorgulamalarda tarafı bellidir. Değerlendirmeye gerek yoktur. Kısacası kapitalist kültürlü Avrupalı, Amerikalı ya da onlar gibi olmak pozitif, diğerleri negatiftir olarak sunulmaktadır. 

Başka bir dünya mümkün

Günümüz sineması şehir merkezlidir. Şehirde başlar ve orada biter. Yaşamı orada sürdürür ölümü de orada getirir. Bununla binlerce yıllık yaşamın hep günümüzün metropollerinde geçmiş algısını yaratarak toplumun içinde tutulduğu “şehir hapsinde” kendini özgür sanması sağlanmak istenir. Şehir yaşamını özgür, ilerici, gelişmiş vb… sunmak için, kırsal ve tabiatıyla köy yaşamın karşısına koyup kötüleyerek çirkinleştirir. Şehir dışındaki mekanlar hep kötülüğün yalnızlık harabeleridir. Hayaletler, korkulacak yaratıklar hep ormanlarda ve dağlardadır. Kan emici vampir şehirlerde gezse de şatoları (bu feodal derebeyliğe göndermedir) genelde kırsaldadır. Özellikle son yılarda bir bütün kırsalın ve köyün öldürüldüğünü görüyoruz. Bu anlayış kapitalist modernitenin endüstriyalist milyonluk şehir olmadan yaşanayamayacağı doğrusunun kameraya çekilmesidir. Sistem özellikle ekonomik çıkarları uğruna filmleri ile toplumsal yaşamı beton ve demir yığınlar arasına sıkıştırmaktadır. Hakim sinemanın çok ideolojik olduğu bir diğer noktada budur.  


Alternatif sinema şehri ama özellikle kapitalist metropolleri “kasaphane, işkencehane, kerhane, işsizhane, yalanhane, çıkarcıhane vb…” sunmak durumundadır. Şehrin yediklerinin ve içtiklerinin nereden geldiğini vererek toplumun ekolojik karakterinin kapitalist sistemce metropolleri uğruna öldürülmek istendiğini işleyerek betonun griliği yerine yeşil tonu hakim, renkli bir sinemaya adım atmak temel bir tarz olarak geliştirile bilinmelidir. Yeni ve alternatif sinema şehirde insanın monotonlaştığını stres gibi ruhsal tüm hastalıkların bu yaşamdan kaynaklandığını, bu yaşamın “katil, hırsız, yalancı, sömürgeci, duyarsız, sevgisiz, saygısız, akrabasız, dostsuz, komşusuz, arkadaşsız gibi” toplumsal sorunlardan sorumlu olduğunu, bunların üstünü örtmek içinde “centilmen, kibar, nazik, ince, hassas, disiplinli” türünde çok yüzlülüğün icat edildiğini, doğruluğun, dürüstlüğün, sadeliğin dostluğun ve diğer tüm erdemlerin kırsal yaşamda olduğunu işlemek alternatif sinema çizgisinin sağlam başlangıç adımları olacağından kuşku duymamak gerekir. Bu sinema filmi olay ve olguları, kapitalist modernite yaşam kalıplarının, ilişki biçimlerinin ve mekanlarının sınırlarının ötesinde işlemekle sorumludur. 


Alternatif sinema tüm bu noktalarda da en az hakim sinema anlayışı kadar ideolojik tutum içinde olmak durumundadır. Dolayısıyla alternatif sinema yeni bir toplumsal arayışı hem teşvik eden hem de gücü oranından somutlaştıran sinemadır. Alternatif sinema aktüel bir slogan olan “başka bir dünya mümkündür” sözündeki “başka dünya” ütopyasını görünür kıldığı sinemadır. Hollywood nasıl ki Amerikan kültürüne öykünmeyi yaratarak toplumda ABD hayranlığını yaratmış ise, alternatif sinemada demokratik özgür yaşamı filmlerinde somutlaştırarak toplumsal işlevini yerine getiren misyona sahiptir. Bunun için “öteki” kavramı yerine ısrarla “alternatif sinema” kavramını savunmak ideolojik bir tavır ve duruş olarak benimsenmeli ve kullanılmalıdır.   

Toplumsal bünyenin kanser hücreleri
Daha somut olarak yeni sinema toplumsal yaşam değerlerini teşkili eden demokratik komünal kültürü “kanlı mezbahalar tarihi” olan devletçi uygarlık kültüründen ayırmayı başarmalıdır. Karakterlerini buna göre oluşturmalıdır. Kurgusunu bunun üzerine kurmalıdır. Hakim sinemanın Kapitalist modernite öncesine ait kültüre ve anti kapitalist duruşlara, kişilere ve kültüre bakışının aynısını ve daha fazlasını bu moderniteye yöneltmeliyiz. Devletler adına iş yapan her düzeydeki elemanlarının bu işleri bireysel tercihleri ile yapmadıkları, bunu sistem adına yaptıkları işlenmesi gereken en çarpıcı husustur. Amiyane tabirle “iyi polis, kötü polis, hizmet eden etmeyen yetkili, kötülük eden etmeyen, demokratik hukuk devleti, anti demokratik devlet” ayrımı devletçi iktidar yaratımları içinde olamaz. Çünkü devletçi uygarlık iyi ve güzel diyebileceğimiz değerleri, toplumu “avlamak” için “oltanın ucundaki yem” hesabıyla kullanır. 
Devletler ve hükümetler askerleri polisleri ve istihbarat güçleri ile toplum içindeki kötülüğe ve kötülük yapanlara karşı toplumun malını canını korumuyorlar. Tam tersi doğrudur; toplumsal sorunlar devletlerin ve adamlarının yarattığı sorunlardır. Devletlerin ve iktidarların bazı adamları da bu sorunları kullanarak toplumu yönetirler. Bu örnekler senaryo yazarken, kurgu yaparken ve karakterler oluştururken gözetilmesi gereken önemli konular olmaktadır. Toplumu savunan koruyan kesimler devlet ve hükümetler değildir. Bunlar toplumsal bünyenin kanser hücreleridir. Çözüyoruz dedikleri sorunları yaratanların bizzat kedisidirler. Egemen sitemler ama özellikle kapitalist iktidar asla toplumcu olamaz. Sanat gibi toplumun vicdanı ve ahlakı olan bir alan en başta da kendisini kapitalist modernitenin sinemadaki tuzaklarından kurtarmayı başarmakla mükelleftir. Yeni sinema tekniğiyle, konseptiyle ve film tanımıyla kapitalist modernite akademilerinde belirtilere göre olmak ve davranmak zorunda değildir. 


Hakkı verilmemiş bir tarih

Piyanist, Hayat Güzeldir gibi filmlerde masum bir halk ve faşizm ikilemi var. İzleyen vicdanlı kişinin Yahudi halkını tanımaması ve acılarını hissetmemesi mümkün değildir. İşte Kürt filmlerinde olmayan temel özellik budur. Kendisi ile faşist sömürgeciler arasına olması gereken mesafeyi koymamasıdır. Bunun asıl sebebi Kürt sanatçısının demokratik ulus bilinci zayıflığıdır.

alt
 

KÜRT SİNEMASINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ  (3)

Kürt sineması kendi toplumunu nasıl ele alabilir? sorusunu irdelemey devam edelim. Bilindiği gibi şehir Kürdün her zaman korktuğu mekan olmuştur. Çünkü şehir Kürtlerin kafasında “avlanılan” mekan olarak yer edinmiştir. Derin tarihi sebepleri olan bu gerçeklik kapitalist dönemde “avlanma” ile birlikte ulusal benliğinden kopartmak ve asimile ederek kendine yabancılaştırıp tanımlanamaz duruma getirmek şeklinde sürüp gitmektedir. Şehri, bajarla aynı tutmamak gerekebilir. Kürt tarihinde Bajar her zaman daha büyük bir köy olarak algılanmıştır: akrabalıklar devam etmiştir, dayanışma sürmüştür, dostluklar ve sosyal topluluklar oluşturulmuştur, geleneksel halk sanatları ve dil olduğu gibi bajarda da yaşatılmıştır. Dolayısıyla şehir “hapishane, kasaphane, işkencehane, işsizlik mekanı” gibi kavramlar manzumesi ekseninden tasarlanabilir. Bajarsa, “sığınma yeri, daha rahat ve güvenlikli yaşam arayışı yeri” biçiminde tasarlanabilir.


Dolayısıyla Kürt için şehir sadece bildik anlamda kendi bajarı (olumlu-olumsuz) rolünde değildir. Kürt halkının şehre göçü; rızası alınmış ya da toplumsal değişim dönüşüm koşullarının sonucunda değil, işgalcilerce ülkelerinin boşaltılması ve kültürel soykırım yöntemleriyle olmuştur. Yani Kürt’ün şehre göçü zamansızdır ve mekansızlığa sürülmedir. Son yıllarda Dersim konulu kimi belgesellerde bunun nasıl yapıldığı belli oranda işlenmiştir. Çünkü Kürt insanı kendi ulusal benliğinden kopsun diye mekan değiştirmeye mecbur bırakılmıştır. Ve topraktan kopartmak soykırımdır. Son yıllarda da köy yakarak, boşaltarak bu sürdürülmüştür. Dolayısıyla Kürtlerde şehre doğru yapılmış her göçün trajik bir hikayesi ve her hikayenin arkasında vahşilerin, barbarların kültür kırım politikaları vardır. Bu öldürücü farklılık görülmeden Kürt’tün şehir hikayesi filmleştirilemez. Filmleştirilse de eksik ve yanlış olur. 

‘Tarafsızlık’ yanlıştır

Kürt insanının kendi yurdunda ve topraklarında yaşadığı değişim dönüşüm de normal seyrinde olmamıştır. Kürdistan toplumunun iç dinamikleri de doğal kabul edilebilecek bir ritim ile çalışma ortamı şansı, bulamamıştır. Son otuz yılı aşkındır verilen mücadele sayesinde kısmen bir normalleşme yaratılmışsa da geçmişin yaraları tümüyle sarılamamıştır. Dolayısıyla yanılmamak gereken bir noktada Kürdistan’da yaşayan Kürtleri ele alma biçimidir. Bu konuda ‘Dört Mevsim Şawaqlar’ türünde yapılmış eserlerde görülen ‘tarafsızlık’ yanlıştır ve odaklanan konuyu yanlışından kaynaklı eksik vermektedir. Bu ve benzer çalışmalarda binlerce yılın kültürünün birden nasıl değiştiğinin cevabı yoktur, bir aşiretin hem kendi topraklarından hem de üretiminden kopartılmasının dış faktörleri görünmemektedir. En önemlisi de değişim diye sunulan yeniliklere paralel yaşanmış “Türkleşme” kameraya yansıdığı halde, bu yeni kimliğin anormalliğine dikkat çekme yoktur. Yani Kürt toplumunun bajarileşme serüveni de doğal diyebileceğimiz sosyal ve ekonomik koşulların sonucunda gerçekleşmemektedir. 


Ülkenin her dört parçasında Kürtler, bajarları sömürgecilerin denetimine girmeyle beraber buralara göçertilmeye mecbur edilmişlerdir. Ve köykentlere, kenar mahallelere doldurulmuşlardır. Neredeyse Kürtsüz gecekondu mahallesi yok gibidir. Kürt şehirde iki koldan baskı altına alınır: Biri her yoksul ezilen sömürülen gibi bir de “damarlarından girecek” asimilasyon politikalar tarafından çekilip paramparça edilmek istenir. Bunu en ince ayrıntısına kadar görüp çözümlemek ve işlemek Kürt sanatçısının işidir. Bu noktayı yakalamak için derin tarih bilinci demokratik özgür toplum felsefesi ve “demokratik ulus Kürt’ü olmak” gerekir. 


Bilindiği gibi ülkenin her dört parçasında ama özellikle kuzeydeki Kürt sanatçılarda Kürtlere yaklaşım daha çok egemen ulus sol ve muhaliflerinin gözüyle olmaktadır. Kuzeyde çekilmiş sinema eserlerinin birçoğunda bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Sanatçı Kürtleri Türkiye’nin her hangi bir muhalif gücü Türkiye devletinin hukuki sınırları içinde kabul edilmiş, edilmesi gereken farklı bir kültür gurubu olarak görmeye devam ediyor. Bu anlayışın siyasette bir karşılığı, anlamı olabilir. Ancak sanatta bu kültür kırımın çok ince yöntemlere sürdürülmesidir. Bunun yanlış bir algı olduğunu da bu vesile ile belirtmek gerekir. Kürtler ülkeleri işgal edilmiş, kültürleri kırımdan geçmiş ayrı bir halktır. Bu gerçekliğe rağmen özellikle kuzeydeki filmlerde adeta ısrarla Kürt halkını Türklüğün bir uzantısı gibi sunma vardır. Böyle bir film Kürt sineması filmi olamaz. Sanat gibi devrimci tarzda değiştiren ve eleştiren bir toplumsal alanda, çekilmiş Kürt filmlerinde açığa çıkan realite demokratik ulus kimliğine mesafeli olduklarıdır.

Resmi ideoloji ve inkarın renkleri
Özellikle kuzey Kürdistan ekseninde belirtilmesi gereken başka bir konu daha vardır: Bu, Kürt kökenli ve demokrat Türkiyeli oldukları için Kürt halkının yaşadıklarına belli bir ilgi içindeki kimi sanatçıların yaptıkları Türk filmleri sorunudur. Aslında Y. Güney çizgisini temsil edebilecek, günümüz koşullarında derinlik kazandırabilecek kesim bu nokta duran sanatçılardır. Maalesef bunlar bu alanı Fethullah parası ve aklı ile iş yapanlara bırakmışlardır. Y. Güney kadar politik tutum sahibi olamadıkları için yaptıkları işler “kimliksiz, çözümsüz, yanlış, iki arada bir derede” çalışmalar olmaktan kurtulamamaktadır. Bu filmler bu halleri ile doğal olarak Kürt halk kültürüne iyi niyetlerine rağmen zarar dahi verebilmektedir. Ayrıca da kendilerini Türk sinemasının hakim pazarına kabul ettirememekteler. 


Türk sineması Kürt halkını inkar eden resmi ideolojinin Şark Islahat Planı’ndan bu yana yürütülen kültür kırım saldırılarında ilk günden bu yana tutuğu yerde film yapmaya devam etmektedir. Hata kimi çalışmalarda ırkçılık dahi yapıla bilinmektedir. Kürtleri görmeyen, görmek istemeyen, gördüğünde de egemen Türk kimliğinin kültürel bir figürü olarak kullanan, Türkiye’deki sosyal, siyasal ve kültürel değişimi işlerken Kürt halkının kırk yılla yakındır süren direniş mücadelesini inkar eden sinema (sol, demokrat eğilimli Türkiyelilerce de yapılmış olsa) yeşil faşist Türkçü ideolojinin değirmenine su taşımaktan kurtulamaz. 


Burada ilginç bir anekdotu da hatırlatmakta fayda var. Bir ara kimi Türk devlet adamları en demokratik siyasi mesajlarını havada uçak seyahatlarında verirdi. Son yıllarda Türk sinemacıları da ödül aldıkları sahnede Kürtleri hatırlamış bulunmaktadırlar. Arada kalan Kürt kökenlilere bazen ödüller vererek Kürtleri görmeye çalışırlar. Bu Türk sinemasında yaşanan temel bir sorundur. Sinemada görmemek ancak ödül alırken Kürtleri değişik vesilelerle hatırlamak kardeşlik duygusu zayıf bir yaklaşımdan kaynaklanmaktadır. Bu çizgideki sinemadan ödül alan “Kürtleri işleyen” Kürt kökenlilerin filmlerinde verilen mesajlara kuşku ile bakılması taraftarıyım.  Örnek olarak ödüllendirilen “İki Dil Bir Bavul” filmi, yapanların iyi niyetlerini sorgulamadan inceleyebiliriz. Yine “Press” filminin kritiği de yapılabilir. “İki Dil Bir Bavul” da Türk öğretmenin sıla hasreti vardır. Asimilasyonun çocuklarda neden olduğu travmalar, bir halkın dilini değiştirmenin ahlaksızlığı değil, bu işle görevlendirilmiş olanın yaşadığı zorluklar işlenmiştir. Muhtemelen ödül verenlerde bu mesajlara bakmışlardır. Kürt sanatı, beyaz-yeşil Türkçü inkarcı faşist sanat çizgisi ile her dalda ‘savaşmak’ zorundadır. Bu Kürt halkının inkarcı sömürgeciliğe karşı ideolojik kültür mücadelesidir.    

Piyanist, Hayat Güzeldir…
Kültürel ideolojik mücadelesinin sinema alanında nasıl verildiğine ilişkin dünya sinemasından bazı örneklere yakından bakarak, konuya biraz daha somutluk kazandırabiliriz. Örneklerimizi oluşturan filmlerin sinema anlayışı, sanat ve mesleki boyutları tartışılabilir. Örneklerimiz Alman Hitler faşizminin Yahudi soykırımını işleyen filmlerinden oluşmaktadır. Bilindiği gibi Alman faşizminin yaptığı Yahudi katliamını dünyaya anlatan ve bir anlamda kabul ettiren temelde birkaç uzun metrajlı sinema filmdir. ‘Piyanist, Pijamalı Çocuk, Hayat Güzeldir’ gibi filmler bunların başında gelmektedir. Tüm bu filmlerde dikkat çeken ortak tema, hayatın günlük akışı içinde “acıları, sevinçleri, hüzünleri ve mutlulukları” ile yaşayan bir halka, derin plan ve hazırlık içinde olan örgütlü bir gücün yaptığı saldırıdır. Bu filmlerde Yahudi halkının masumluğu çok çarpıcı argümanlarla verilmiştir. Yahudiliğin tarihsel ve kültürel mirası harika denilecek şekilde örülmüştür: 


“Yahudiler çok iyi bir topluluktur, insanlığa hizmet etmektedirler, katliamlar olmazsa Yahudiler dünyayı cennete çevirecekler, sabırla inatla direniyorlar, Tevrat inancından vazgeçmiyorlar, içlerinde zayıflar olsa bile hiç biri isteyerek ve kabullenerek katliamcılara hizmet etmez, ajanlık yapanlar bile buldukları ilk fırsatta kendi ulusal ve dini kimliklerine hizmet için geri dönerler gibi” mesajlar işlenmiştir. Ancak karşıdaki güç oldukça bilinçli, amaç sahibi, bir halkı yok etmek için plan sahibi olarak verilmiştir. Özcesi masum bir halk ve faşizm ikilemi, izleyen vicdanlı kişinin Yahudi halkını tanımaması ve acılarını hissetmemesi mümkün değildir. İşte Kürt filmlerinde olmayan temel özellik budur. Kendisi ile faşist sömürgeciler arasına olması gereken mesafeyi koymamasıdır. Bunun asıl sebebi Kürt sanatçısının demokratik ulus bilinci zayıflığıdır. Örneğin “Bahoz” filminde Kürtlerin masumluğu ve Hitler’in bile hocalarım dediği beyaz Türk faşizmi karşıt iki kutup olarak karşı karşıya konulamamıştır. Bu filmde Kürt masum değil birazda gülünç ve teşhirlik bir öğedir.

Vicdanlara çağrı yapılmıyor

Örneğin Bahman Gobadi’de de Kürt masum değil, tam bir zavallıdır. Zavallılıkla, Kürt masumluğunun üstü kapatılmıştır. Adeta “böyle bir halk başkaları olmazsa kendini kurtaramaz” der gibidir. Tekrar Yahudi jenosidini konu edinen filmlere geri dönersek o filmlerde “ey dünya bizi kurtarın” manasında sahneler görülmez. Yahudi halkının sabırla, inatla sürdürdüğü direniş vardır. Metanet gösterme gücü mükemmele yakın işlenmiştir. Bir gün kurtulacaklarına derin bir umut ve inanç etkili bir dille işlenmiştir. Zaten bunun verdiği güçle direnilmektedir. Ancak bu eksende çekilmiş Kürt filmlerinde Kürt halkı, tarihin en eski, direngen ve güzel halkı olarak tanıtılmıyor, gerçekten de halkların kardeşliği kültürünün en emekçi halkı olduğu işlenmiyor. Bu kültürüne rağmen katledildiklerini, inkar edilip yok sayıldıklarını verip milliyetçilik, faşizm teşhir edilmiyor. 


Vicdanlara çağrı yapılmıyor, öfke büyütülmüyor. Şimdiye kadar yapılmış Kürt filmleri, izleyicinin Kürt sinemacıların duygu ve düşünce dünyalarına karşı şüpheye düşmesine neden olabiliyor. Kürt halkının maruz kaldığı katliam ve acıları konu edinmiş filmler, Kürtlere “acıyın” mesajları ile yüklüdür. Sinemasında halkını acınacak durumda gösteren bir sanatçı kurutuluş için mücadele yerine daha çok “dua” etmeyi önerir. Bunun diğer yüzü kaderciliktir. Kaderinize razı olun demektir. Bu Kürt halkının sahip olduğu “güzelliği” görmemektir. Kürt sanatçılarının en temel sorunu “Kürt güzelleşmesini” görememeleridir. 

Kendi öyküleri işlenmeli

Örneklere dayanarak yapmaya çalıştığımız değerlendirmelerden hareketle, Kürt sineması Kürtleri, Kürt özgürlük hareketini eleştirmesin mi demek istiyoruz? Hayır. Demek istediğimiz halk olarak toplumsal kültürümüzde yaşadığımız sorunlar ve hastalıklar, özcesi eleştiri konusu olabilecek kötülük ve çirkinliklerin yabancı sömürgeciler tarafından yaratıldığı, topluma enjekte edildiğinin işlenmesidir. Bizde dili yasaklayan, bilinci körelten, kişiyi kendisi olmaktan çıkaran sömürgeciliktir. Kuşkusuz Kürt kişiliğinde; kendini kandırma, abartma, kendine sevdalılık, yoksulken dünyanın en zengini gibi davranmak, çirkinken en güzel benim demek gibi karaktelere dönüşüp kurumsallaştıkça, düşmanına hizmete dönüşen bozuk bir yanda vardır. Ancak unutmayalım ki bunları yaratan, düşmanın halkımızı maddi manevi alanlarda içinde tutmak istediği cehennemdir. Bu belirlemeleri Kürt sinema filminin kendisini diğer sinemalardan, ülkesini ve halkını da diğer ülke ve halklarından ayrıştırmayı ve halkına kendi öyküleri ile seslenmeyi başarması için belirtiyoruz. 


Kürt filmlerinde Fars, Türk, Arap halkları kendi devletlerinin sömürgeci politikalarını, diğer komşu halklarda hikayelerini görebilmelidir. Türkiye’yi verip Kürtleri de içinde göstermek, İran’ı Irak’ı verip Kürtleri de içinde işlemek ile Kürt sineması değil, “Kürt kökenlilerin” sineması yapılacağını ve bu eleştirilerle özünde bu tür sorunları aşmayı hedeflediğimizi belirtmek istiyoruz. 


Tüm bu ana başlıklardan hareketle Kürt sineması ağırlıkta tematik filmlere odaklanarak kendi kimliğini daha özgün yaratabilir. Seçilen olay, olgu, kişi, mekan ve zaman, çözüm yolu gösterilmesi gereken toplumsal sorunun birer önermesi olarak işlenebilir. 

İşbirlikçi Kürdü de vermeli

Kürt halkının uzun süren inkar ve imha amaçlı sömürgeci baskı ve katliamlardan kaynaklı benzeri olmayan olumsuz özellikler şekillenmiştir. Örneğin ihanet ve işbirlikçilik Kürt toplumunun bir kesiminde normalleşmiştir. Ait olunan bir halkın hemen hemen her şeyine hakaret eden bir sisteme hata partiye kraldan çok kralcı kesilerek hizmet etmekle de yetinmeyen Kürt halkının onurlu kesimine utanıp sıkılmadan düşmanlık eden bir güruh vardır. Aslında Kürt sanatı ama özellikle Kürt sineması bu hain ve işbirlikçileri de konu edebilmelidir. Bu derin bir toplumsal yara olduğu içindir ki büyük Kürt şairi E.Xanî Mem Û Zîn’de bu soruna da değinmiştir. Fakat son kırk yıla yakındır süren Kürt özgürlük mücadelesi ile Kürt halkı dirilmeye başlamış, kendisine has olumlu özelliklerini diriltmiş ve yaratmıştır. Artık çok rahatlıkla iki Kürt karakterden bahsedebiliyoruz; Direnişçi Kürt ve hain işbirlikçi Kürt.

Özgür Kürt kişiliği yansıtılmalı

Her sanat dallının ve en başta da Kürt sinemasının Kürtler konusunda tarihsel, toplumsal ve kültürel olarak asla göz ardı etmemesi gereken özellikleri vardır. Bu kültürel özelliklere yaklaşım ve ele alış biçimi Kürt sinemasının çizgisinin turnusol kağıdı gibidir. Bunlardan birincisi; Kürt halkı demokratik kültürü en güçlü halktır. Devletleşmemiş ya da çok fazla devlet ve iktidar kültürüne bulaşmadan yaşamış olması bunun kanıtıdır. Her zaman devletleşmeye karşıt olması bundan kaynaklıdır. 


İkincisi; Kürt halkı tarımcı bir halktır. Tarım sadece tarla, bağ bahçe ekmek-biçmek olarak anlaşılmamalıdır. Kültürel olarak daha geniş manada doğa ile iç içe yaşamak, toprağa bağlılık, çok zengin lehçelere ve inanç sistemlerine sahip olmak, demokratik karakterde olmak, şehirden ve sınıf kültüründen uzak durmak gibi toplumsal kültür mahiyetinde anlaşılmalıdır. Günümüzün aktüel kavramıyla tarımcı toplum olmak demek, ekolojik toplum olmak demektir. 
Üçüncüsü; Kürt kültürü tanrıça kültürü karakterinde bir kültürdür. Nasıl ki çok tanrılı mitolojik köleci, tek tanrılı feodal ve pozitivist liberal kapitalist kimlikler ve tarihsel süreçler varsa, tanrıça kimliği de bunlar gibi bir zihniyet ve kültürel kimliktir. Bu dönem tarihin en uzun demokratik komünal yaşam dönemidir. Bu kimliğin ve kültürün de bu biçimde anlaşılması, kültür sanat çizgimiz gereğidir. Neolitik toplum dediğimiz bu ilk demokratik komünal toplum süreci, Kürt halkının kendisini içinde gerçekleştirdiği, kalıcılaştıran değerlerini yarattığı zaman dilimidir.


Sanat alanında henüz hakkı verilmemiş bir de bu tarihsel kültürel gerçekliktir. Bunun için Kürt insanının farkını yaratan temel değerleri bu özellikler içinde bulması bunları tüm davranış kalıpları ile vermesi, Kürt sanatçısının olmazsa olmazıdır. Kürt halk önderliğinin Kürt toplumunu ve kişiliğini önemli oranda çözümlemiş değerlendirmeleri bu konu da yol göstermektedir. Kimlik ve kişilik noktasında Kürt sanatının görevlerinin bir bölümünün yapıldığı bu analizlerde, alternatif sanat için yöntem olabilecek fikirler de almak mümkündür. Kürt sanatı, özgür Kürt kişiliği ile tanımlanan insanı kültürel, ruhsal, duygusal ve zihniyet kalıpları ile beraber tüm davranışları ile tanımlayarak model sunmaktan sorumludur. Kürt Sineması da tam bir roman havasında bunu görselleştirmekle görevlidir.  

Netleşen bir halk kimliği var

Kürt sineması Kürt toplumunun tüm zenginliklerini ayrım yapmadan yansıtmalıdır. Seti tüm ülke olması doğru tutum olacaktır. Kameranın döndüğü mekanların kendisine ait değerlerini bu günün ihtiyaçları temelinde çekmesi güzel olandır. Set, dekor, dil, hepsi kurdi olursa yerel kimliğini vermiş olacaktır. Her mekanın kendi özgün kültürü esas alınmalıdır. Olayı, karakteri, mekanı, yerel, mesajlarınınsa demokratik ulusal kültür ve kimlik çerçevesinde olması işin doğası gereğidir. 


Böyle bir sinema çizgisinin gelişmesi halinde sadece Kürt sineması değil sorunlarını teknikle, animasyonla ve toplumsal karşılığı olmayan fantastik eserlerle gidermeye çalışan günümüzün sinemasına da yol gösterici olabilir. Bu tarzda gelişecek sinema için olaylar, öyküler ve karakterler hazırdır ve işlemeyi beklemektedir. Kürt halk direnişi, eski edebiyat eserleri, masalları, güncelde Kürt özgürlük mücadelesi demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması ile işlenmesi halinde yeni bir Kürt sinemasını ortaya çıkaracaktır. 
Bilinmelidir ki hakim egemen sinemada yine her ülkenin kendi sinemasında yaratılan ve büyük kısmı hayali karakterler vardır. Bizde her gün yaşanan kahramanlıklar filme konu olmayı beklemektedir. Kürtlerde son kırk yılla beraber netleşen bir halk kimliği vardır. Ancak sanatımız özellikle sinemamız bu konuda şimdiye kadar yaptıklarıyla tam olarak kendisi olmayı başaramamıştır. Ne güncel değerler ne de tarihsel olay ve dönemler belirleyici kişilikler şimdiye kadar nerdeyse işlenmemiş gibidir. Kürt halkı hemen her şeyiyle sinemaya konu olacak zenginliğe sahiptir. Önemli olan doğru yere bakabilmek ve ışığı gerçeğin ışığına katabilmektir.  BİTTİ


CİHAN EREN

 

www.sinemayakurdi.com

 

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Comments
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne