Kürt Sineması mı Kürdistan Sineması mı?

0
113

YILMAZ TEKİN

Bir süredir hem kendime sorduğum hem de çevremdeki insanlarla tartışmaya çalıştığım bir konudur Kürt Sineması… Bu konuda yazdıklarım da kendime sorduğum soruların, aldığım cevapların bir nevi dışavurumudur. Kürt olgusu ile ilgili olan her şey çok uzun zamandır tartışma konusu… Kürtlerin varlığına dair olan -politik-tarihsel-kültürel- tüm öğeler hem bir gelişme aşamasından hem de bir tanımlanma evresinden geçmektedir. Bu tartışmalı halin oluşmasında en temel faktör Kürtlerin toplum olarak bir devlet aygıtına sahip olmamasında yatmaktadır. Kürtlerin yarattığı sosyal ve kültürel gelişmelerin kavram olarak tartışmalı olmasının altında “devletsiz” olmaları yatmaktadır. Çünkü devleti olmayan toplumların kültürü de bir noktada kurumsallaşamaz. Kurumsallaşamayan bir kültür ve onun çeperlerindeki gelişmeler kimlik noktasında çeşitli sıkıntılar yaşar. Devleti bulunmayan (Kürdistan Federe Bölgesi dışında), aydın sınıfı zayıf bir toplumun kültürel mirası başka kesimler tarafından tanımlanır. Dışarıdan yapılan bu tanım ve kimliklendirmeler çeşitli politik ve sübjektif bakışlar içerdiği için tatmin edici olmazlar. Kürtlerin politik olarak sahip oldukları sorunları başka bir yazıya bırakmak şartıyla şimdilik değerlendirmemin odağına genel anlamıyla Kürt kültürel nosyonu içinde konumlandıracağımız “Kürt Sineması” kavramını alarak tartışmaya çalışalım.

Bu tartışmayı birkaç kavram etrafında yapmanın daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim. Çünkü kavramlar durup dururken ortaya çıkmazlar. Dayandıkları sosyal, tarihsel maddi bir referans olmak durumundadır. Eğer bugün Kürt Sineması diye bir kavramdan bahsediyorsak bu kavram kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Mutlak anlamda dayandığı tarihsel bir zemin bulunmaktadır. Fakat kavramlar açısından işin şöyle tuhaf bir yanı da var. Bazı kavramlar ifade ettikleri gerçekliğin olmayışını temsil ederler. Yani Kürt Sineması Kürtlerin bir sinemasının olmaması ile ilgili de olabilir mi? Kürtlerin sineması olmadığı için de bu kavram “olmama” gerçeğini ifade ediyor olabilir mi? Fakat kişisel gözlemim, yaptığım araştırma ve incelemelerin sonucunda Kürtlerin son 15 yıldır yoğun bir şekilde film ürettiklerine dairdir. Kürtler açısından bu film üretme pratiği, dağıldıkları coğrafyalarda çeşitli denemeler şeklinde sürekli devinim halinde olmuştur. Bu pratikle kast ettiğim şey, toplumsal-politik-kişisel hikâyenin kamera denilen aygıtla kayıt altına alınmasıdır. Nitekim görüntü altına alınan her insani pratik sinema disiplininden yoksun olsa bile bir noktada filmsel materyal niteliği taşır. Fakat Kürt toplumunun (sinema disiplinini içeren) son 15 yılını ele aldığımızda bu film yapma pratiklerinin daha somut bir düzenlilik içerdiğini ve bu nedenle de Kürt Sineması kavramının bu düzenliliği ve somutta ortaya çıkan filmleri tanımlamak için kullanıldığını söyleyebiliriz. O zaman kavram olarak Kürt Sineması’nın işaret ettiği bağlamı bir olgu olarak kabul edip oradan devam etmekte fayda var. Ama öncelikle şunu belirtmek de gerekiyor: Nitekim bu tanım da Kürtlere dair olan diğer kavramlar gibi dışarıdan yapılmış bir tanımdır. Bahman Ghobadi ve Hüner Salim filmlerinin katıldıkları uluslararası festivallerde bu kavram adı altında kategorik olarak sıralanması ile meşruiyet kazanmıştır. Öncesi mutlaka var mı? Kişi olarak pek emin değilim! Fakat sinema açısından bir tanımın veya kavramın meşruiyet kazanması daha çok uluslararası meşruluğu olan film festivalleri üzerinden olmaktadır. Kısacası artık Kürt Sineması’nın varlığını tartışmaktan öte onun bir olgu olarak nasıl tanımlanması gerektiği noktasında fikir yürütmek, soru sormak, soruları cevaplandırmak gerekiyor. Bu Kürt Sineması adına büyük bir gelişmeyi ifade etmektedir. Artık konuşulan şey varlığı veya yokluğu değil, ne olduğu yönündedir.

Değerlendirmemin odağını fazla dağıtmadan bir soru sorarak konuyu derinleştirmeye çalışayım. Bir filmin Kürt Sineması olması için hangi temel niteliklere sahip olması gerekir?

Dil…

Edebiyat ve filmsel bir materyali sınıflandırmak için bu konuda başlıca gözlemlenmesi gereken öğe dildir. Dil, filmsel ve edebi materyalin içeriğini en somut haliyle ifadeye kavuşturan ve onu dışa vuran, aktaran unsurdur. Dil aynı zamanda insanın doğa ile sessel-işitsel bağının ortaya çıkardığı maddi bir gerçekliktir. Dil ile ifadeye kavuşan sanat eseri açık ve gizli anlamları ile birlikte bir kültüre tekabül eder. Dil aynı zamanda kültürü ana ve geleceğe taşıyan yegâne yoldur. Sinemada dil kullanımı -sessiz filmler dönemini saymazsak- ile dilin işaret ettiği sosyo-kültürel grubun dünya üstündeki varlığı bir noktada meşruiyet kazanmış demektir. Dünyada politik olarak da varlığı tanınmış topluluklar kurumsal anlamda dillerini eğitim vb. pratikler üzerinden sürekli gelişme halinde tutsalar da dilin geleceğe aktarılmasında edebiyat, sinema ve müzikalite önemli roller oynamaktadır.Kürt Sineması açısından dil olarak Kürtçe kullanımı iki bağlama işaret etmektedir. Bunlardan birincisi politik, ikincisi ise kültüreldir. Politik bağlam, Kürt dilinin çeşitli yasak ve yok sayılma evrelerinden geçerek varlığını koruyabilmesi ve bugün itibariyle giderek meşru bir zeminde hayat bulup geleceğe doğru evrimleşmesidir. Kürdistan Federe Bölgesi’ni saymazsak Kürtlerin yaşadığı ülke ve coğrafyalarda Kürt dili hala eğitim vb. kurumsal yapılar üzerinden geleceğe taşınamıyor. Bu durum Kürt edebiyatının ve sinemasının gelişmesi önünde en temel engel durumunu teşkil etmektedir. Kürt dilinin gelişmesi hala geleneksel yöntemler üzerinden olmaktadır. Kürtlerin meskûn oldukları coğrafyada toplumsal iletişimlerini Kürtçe olarak sürdürme inatları bir noktada Kürt dilinin korunmasını beraberinde getirmiştir. Kürtlerin ortaya çıkardıkları filmlerin dil olarak Kürtçe olması aynı zamanda Kürt dilini yok sayan egemen politik sistemlere karşı bir tutumu ifade eder. Bu noktada ikinci bağlam olarak tarif ettiğimiz kültürel boyut ise Kürt dilinin sanat eseri olarak filmsel materyalde kullanılması, bir noktada geleceğe taşınması için bir kayıt altına alınma durumu anlamını içermektedir. Ortaya koyduğumuz bu iki bağlam ve bu bağlamların politik ve kültürel nitelikleri gereği içinde Kürtçe konuşulan bir filmi Kürt Sineması nosyonu içine yerleştirmek kanımca doğru yaklaşım olur.

Mekân…

Tarih boyunca yok sayılma ve yok edilme pratiklerinden Kürtlerin kültürel ve fiziki olarak kurtulmalarının altında yatan en temel neden topluluk olarak aynı coğrafyada meskûn olmalarıdır. Kürt coğrafyası politik olarak bölünmüş olsa da kültürel olarak benzerlikler taşımaktadır. Ayrıca egemen politik sistemin böldüğü Kürt ülkesi ve bu bağlamda çekilen sınırlar Kürtler tarafından ekonomik olarak yapılan alışverişler (kaçakçılık) sonucu ihlal edilmiştir. Bu ihlal etme durumu farklı devletlerin politik egemenliği altında yaşayan Kürtlerin bir noktada kültürel/dilsel bağlarını sürekli canlı tutması, koruması anlamını içermektedir. Yani Kürtler fiziki olarak bölünmüş olsa da kültürel olarak sürekli bir iletişim, paylaşım halindeler. Bu noktada Kürt Sineması, Kürtlerin göç ettikleri coğrafyalarda, örneğin Avrupa, Rusya ve Kafkasya’da, filmler ortaya çıkarsa da en temelde Kürtlerin yoğun bir şekilde yaşadıkları coğrafyanın Kürt Sineması’nın mekânsal bağlamını oluşturması gerekmektedir. Sinema diğer sanat tiplerine oranla mekâna bağlı bir metodoloji içermektedir. Mekânı burada dar anlamıyla ele almıyorum. Kürtlerin ülke olarak belledikleri kültürel ve fiziki olarak yaşadıkları coğrafyanın tamamı olarak ele alıyorum. Mekân toplulukların/insanların fiziki olarak yaşadıkları yerden öte bir anlam içermektedir. Bu anlam kültürel, dinsel, dilsel vb. birçok boyutu bağrında taşımaktadır. “İnsan yaşadığı mekâna benzer” tanımı zannımca bu hakikati ifade etmektedir. Kürt Sineması’nı tanımlamak için ikinci temel prensip mekân bağlamının hangi coğrafyada cereyan ettiğine göre olmalıdır. Bu konuda şöyle bir örnek verebilirim. Bir İran filmini mekân olarak İran’dan koparıp aynı hikâyeyi başka bir mekânda çekin, o film İran filmi olmaktan çıkıp başka bir şeye dönüşecektir. Bu nedenle filmsel materyalin tanımlanması için mekân boyutunun önemli bir moment olduğunu düşünüyorum.

Peki, Kürt ülkesinde geçmeyen fakat Kürtleri anlatan veya Kürt bir yönetmen tarafından çekilen herhangi bir filmi Kürt filmi saymayacak mıyız? Bu konuda şöyle düşünüyorum. Kürtler de dünyanın çeşitli ülkelerinde göçmen olarak yaşamaktalar. Örneğin İstanbul’da yoğun bir Kürt göçmen kitlesi bulunmaktadır. Bunlarla ilgili filmler yapıldığında “Kürtleri anlatan” filmler kategorisine girmelidir. Bu noktada Kürt Sineması ile “Kürtleri anlatan” filmleri ayrı tutmak gerektiği kanısındayım. Çünkü Kürt göçmenleri ile ilgili olan filmlerin dil olarak tam olarak Kürtçe (veya yarı Kürtçe olacağı) olmayacağı veya filmin mekân olarak geçtiği yerin farklılığı, orada konuşulan dilin, hâkim kültürel formun başka bir kültüre işaret etmesi nedeniyle benim kurduğum parametrede bu tip filmlerin Kürt Sineması kavramı yerine Kürtleri anlatan filmler kavramı ile tanımlanması gerektiği kanaatindeyim. O zaman daha somut olarak şunu söyleyelim: Bir filmin Kürt Sineması olması için Kürtçe dil yanında bir de mekânsal olarak Kürt ülkesinde (İran, Türkiye, Irak ve Suriye devletleri arasında bölünmüş olan Kürt coğrafyası) geçmesi zorunludur.

Göstergebilim…

Bir toplumun tanımlanması, o toplumun zihniyet ve kültür formunun açık ve gizli anlamları ile ifadeye kavuşması için o toplumun sahip olduğu ikon ve göstergelerin anlaşılması ve gösterilmesi elzemdir. Kültürel ve fiziki göstergelerin önemine dair bir örneklendirme yapacak olursam. Örneğin bir Fransız filminde Eiffel Kulesini kadrajda gördüğümüzde o mekânın Paris olduğunu hiçbir yazılı ifade olmadan anlarız. Benzer bir örneklendirme İstanbul’daki Galata Kulesi veya Amerika’da bulunan Özgürlük Heykeli için yapılabilir. Aynı kural edebiyat metni için de geçerlidir. Dostoyevski’nin bir romanını düşünün, o romanın mekânsal arka planında mutlaka bir Rus şehri bulunmaktadır. Dostoyevski tüm romanlarının arka planında Rus kültürel ve fiziki göstergelerini konumlandırır, hikâyesini bu mekânsal bağlamın üstüne inşa eder. Hatta bazen Rus ikonları, şehirleri, sokakları ve karakter iç içe geçer, anlatı bunun üzerine inşa edilir. Bu metodolojiyi belli başlı tüm yazarlarda görmek mümkündür. Aynı şey filmsel materyal için de geçerlidir. Alfred Hitchcock sinemasının Amerikan kültür ikonlarını, fiziki göstergelerini kullanım üslubunu takip ettiğimizde bunun en somut örnekleri ile karşılaşırız. Hitchcock’un San Francisco şehri ile özdeşleşen köprüyü birçok filminde kadrajına alması anlatmaya çalıştığımız durumun en basit örneklerindendir. Peki, Kürt Sineması bunu nasıl yapmalı? Bu filmsel üslup kuşkusuz ki mekân bağlamı ile ilişkilidir. Çünkü orijinal anlamda bir toplumun tarihi ve kültürel kodlarına işaret eden ikon ve göstergeler o toplumun yaşadığı mekânın içindedir. Bir toplumun ruhunu yansıtacak olan imge ve göstergeler o topluma kimliksel aidiyetle bağlı olan bireylerin göç ettikleri yerde bulunamazlar. Bu tip göstergeler o toplumun varlık alanında yaşarlar. Kürt Sineması olarak tanımlayacağımız film, hikâye seçiminden tutalım, karakteri giydirmesine, kadraja girecek olan ikon ve göstergelerin taşıdıkları anlamlar gibi daha birçok yan unsuru açısından Kürdi olmalı ve bu yönde inşa edilecek bir film evrenine sahip olmalıdır. Kanımca dil, mekân ve ikon/gösterge bağlamlarının birleşik kullanımının olduğu bir film tamamen Kürt Sineması sayılmalıdır. Tüm bu öğeler bir filmde bir araya gelirse zaten o film içerdiği semantik itibariyle bir Kürt tarihselliğine işaret edecektir.

Kürt Sineması mı Kürdistan Sineması mı?

Kürt Sineması kavramını sorunlu bulduğumu ifade etmeliyim. “Kürt Sineması” demek Kürtlerin yaşadığı politik sorunu “Kürt sorunu” kavramı ile tanımlamak gibi bir algıya işaret etmektedir. Örneğin Kürtlerin politik olarak yaşadıkları sorunlara Türkiye’den, Tahran’dan veya ötesi Şam’dan bakarsanız bir “sosyal sorun” olarak algılarsınız. Fakat Kürdistan’dan bakarsanız bunun sosyal bir sorundan öte bir ülke sorunu, Kürtlerin ülkelerinde inşa edilen egemenlikle ilgili bir sorun olduğunu görürsünüz. Zaten bu tanımlamalar politik ve sosyolojik boyutunu dışarıdan almaktadır. Ayrıca bu kavramları Kürt olmayan kesimler (Kürt sorunu kavramını ağırlıklı olarak Kürtler de kullanıyor) kullanmaktalar. Kültürel bir coğrafya olarak Kürdistan bağlamının dışında yapılan bu tanımlamalar kanımca Kürtlerin siyasal olarak ülkelerinde sürdürülen politik egemenliğin meşruiyetini onaylamaya dair gizli veya açık olarak yapılan propagandayla ilgilidir.

Yukarıda yaptığım değerlendirmede kişi olarak ben de Kürt Sineması kavramını kullandım. Kabul gören bir tanımlama olduğu için düşüncelerimi o kavram üzerinden ifade ettim. Fakat Kürtlerin yaptığı sinemayı Kürdistan Sineması olarak tanımlamanın daha doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmekteyim. Neden? Birincisi, Kürdistan kavramı kültürel ve coğrafi olarak bütün Kürtleri kapsadığı için ve Kürtler için bir yurt bağlamına işaret ettiği için bu ifadenin kullanılmasının daha sağlıklı olacağı düşüncesindeyim. Zaten Kürdistan kavramı siyasal bir ülkeye işaret etmemektedir. Ağırlıklı olarak ve güncel anlamıyla kültürel bir coğrafyaya işaret etmektedir. Kürtlerin yaptığı sinemanın bu kavram altında toplanmasının politik bir tutum almak adına da ilerici olduğunu belirtmek gerekiyor. Çünkü bu tutum aynı zamanda Kürdistan Sineması’nın, Kürt ülkesinin bölünüp, parçalanması ve paylaşılmasına karşı net bir duruşunu temsil eder. Aynı zamanda Kürt ülkesinde süren Türk, Arap ve Fars egemenliğine karşı, filmsel hikâyede Kürt ülkesini hem fiziksel hem kültürel olarak birleştiren öykülerin işlenmesi bile bir “sınırsızlık” temasını doğurur. Kürtler politik olarak kendi özgür ülkelerinde yaşamış olsalardı yaptıkları sinemayı belki de Kürt Sineması olarak tanımlayacaklardı. Fakat Kürt ülkesinin klasik anlamıyla olmasa bile bir sömürge olması nedeniyle yapılan filmleri Kürdistan Sineması olarak sınıflandırmak gerekiyor. Bu tutum siyasal anlamıyla olmasa bile kültürel anlamıyla Kürdistan olarak bir Kürt yurduna işaret edeceği için de gelecek adına net ve kararlı bir tutum olacaktır. Pratikte nasıl işler şimdiden kestirmek zor ama kişi olarak da Kürdistan Sineması’nın politik tutumunun Kürt yurdunun bağımsızlığı ve özgürlüğü noktasında olması gerektiğine canı gönülden inananlardanım.

Pratik anlamıyla belki benim bu önerime şöyle bir itiraz gelebilir. İşte neden Fransa Sineması değil de Fransız Sineması? Sonuç anlamıyla birincisi ülkeye, ikincisi ise ulusal aidiyete işaret etmektedir. Fakat Fransa veya Fransız Sineması denildiğinde zaten otomatik olarak zihnimizde ülke ve devlet anlamıyla Fransa beliriyor. Yani Fransız Sineması eşittir Fransa Sineması demek. İşte bu nedenle Kürdistan kavramı çeşitli ülkeler arasında bölünmüş bir coğrafyayı tanımlasa da yoğunluklu olarak Kürtlerin meskûn olduğu bir coğrafya ve yurttur. İşte bu nedenle Kürtlerin kendi sinemalarını yurtlarının adı ile tanımlamaları daha geniş bir kavramsallaştırmadır. Ayrıca Kürt Sineması kavramıyla ilişkili bir nokta da yönetmenle ilgilidir. Filmi yapan bir Kürt yönetmen fakat bu yönetmen ve filmi yapan Kürt hangi Kürttür, Türkiye’de yaşayan mı yoksa İran veya Avrupa’da olan biri mi? Ayrıca bu filmi Kürt Sineması’na yaklaştıran özellik nedir? Dil, mekân, ikon ve gösterge olarak hangi niteliklere sahiptir? İşte kavram olarak Kürdistan Sineması bu pratik ve maddi sorunlara derman olma niteliği taşımaktadır.

Türkiye Sineması Kavramı

Yapılan bazı tartışmalarda Kürdistan kavramı kullanılmadığı halde Kürt Sineması -Kürtlerin yaptığı filmler anlamıyla- kullanılmasına rağmen, bazı sinemacılar bu kavrama bile tepki göstermekteler. Türkiye Sineması kavramı işte bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kanımca Kürt veya Kürdistan Sineması kavramına karşı geliştirilen bu reaksiyoner tutumlar tamamen devletçi bir zihniyetin ürünüdür. Neden Türkiye Sineması denilsin? Sonuç anlamıyla Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın siyasal anlamıyla olmasa bile kültürel anlamıyla bir ismi var. Neden Kürtler kendi sanat eserlerini kendi yaşadıkları -egemeni olmasalar bile- yurtlarının adı ile anmasın? Bakın, Kürtler tarihsel ve toplumsal anlamıyla sahip oldukları kültürel içerikle bir toplumdur. Burada ulus demeyi doğru bulmuyorum, çünkü ulus devletleşmiş toplumlar için kullanılıyor. Ben toplum demeyi daha uygun buluyorum. Ulus-milliyet-halk bunlar siyasal kategorilerdir. Toplum ise sosyolojik bir kategoridir. Bu nedenle Kürt toplumu (devletleşmediği için) demeyi daha doğru buluyorum. Yani bu toplum, mekân, dil, ikon ve göstergeleri ile gözlemlenebilen, varlığı tespit edilebilen sosyal bir olgudur. Neden kendi sanat eserini “Türkiyelilik” üzerinden tanımlasın? Kanımca Türkiye Sineması olarak dayatılan kavram Kürt veya Kürdistan Sineması’na karşı geliştirilen ve biraz da yumuşatılan devletçi bir zihniyetin dışavurumudur. Tamam, belki birileri çıkıp Türkiyelilik kavramı ile coğrafi ve kültürel bir noktanın işaret edildiğini savunacaktır. Fakat Kürtlerin yaşadıkları yerin zaten bir adı var. Bu nedenle Kürtlerin yaptığı filmlerin festivallerde Türkiye Sineması kavramı altına alınmasını doğru bulmuyorum. Sonuç olarak Kürdistan Sineması’nın kavram olarak tanımlanma arayışları daha uzunca bir süre devam edeceğe benzemektedir.

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse