Kürt Sinemacılar, Bir Sinema Manifestosu Yayınlamalı!

0
11
REKLAM    

Kürt sineması kavramını son on yıldır sıklıkla duyuyoruz. Çeşitli akademik tartışmalarda ve yapılan sinema sohbetlerinde bu kavrama yönelik çeşitli vurgular söz konusu ediliyor. Nitekim ülke sinemaları o ülkelerin etnik kimlikleri ile anılır. Fransız sineması veya Türk sineması gibi… Herhangi bir Kürt ülkesi söz konusu olmadığı için Kürtlerin yaptığı veya dil olarak karakterlerin Kürtçe konuştuğu, Kürt coğrafyasında geçen hikâyelerin sinemaya aktarılması sonucu ortaya çıkan filmler genel olarak “Kürt sineması” olarak tanımlanıyor. Burada şu soruyu sorabiliriz: Peki Kürt sineması nedir? Daha önce bazı örnekler bulunsa da genel olarak 1995 sonrası İran ve Türkiye’de bazı genç sinemacıların amatör düzeyde giriştikleri çabalar sonucu ortaya çıkan bir elin parmak sayısını geçmeyecek filmin gördüğü ilgi ve yapılan teşvikler sonucu oluşan bir sinemadır. O zamandan bu yana Kürt sineması olarak tanımlayabileceğimiz filmler bir elin parmak sayısını çoktan geçtiler. Fakat Kürt sineması için sadece Kürtçe konuşulan filmler yapmak tek başına yeterli mi? Kanımca hayır.

Bu değerlendirmeyi çok uzatmadan Kürt sineması için düşüncelerimi maddeler halinde sıralayacak olursam:

1-Türk sineması 1990’lara kadar Kürt imgesini, Kürt coğrafyasını aşağılamıştır. Türkiye’de sinema ve ondan sonra da televizyon dizileri aracılığıyla Kürt imgesi içkin bir bakışla oryantalist bir yerden kodlanmıştır. Bu durum Kürt sineması için bir dezavantajdır. Kürt sineması, Türkiye sinemasının bozduğu bu imgeyi düzeltmek ve doğru bir bakışla anlatıya kavuşturmak zorundadır. Türkiye sinemasının bu oryantalist tutumu erken dönem Kürt filmlerinde de görülmektedir. Daha çok karakterlerin Batı’dan Kürt coğrafyasına yaptığı yolculukların konu edildiği filmler, bu bakış açısının izlerini derinliklerinde barındırmaktadır. Bu nedenle Kürt sinemacıları “Kürt imgesi”, “Kürt imajı”, İran ve Türkiye sinemasının Kürt olgusuna yaklaşımı konularını derinlikli olarak tartışmaya açmalıdırlar. Bu tartışmalardan sonra Kürt sineması kendi özgürlük sınırlarını belirleyebilecektir.

2-Kürt sinemasının diğer bir dezavantajı ise Kürt toplumunda görsel bir hafızanın bulunmamasıdır. Ortadoğu kültürünün baskın izlerini taşıyan Kürtler yazılı edebiyat konusunda bile çeşitli yoksunluklar yaşamaktalar. Kürt toplumunda yoğun olan sözlü edebiyat geleneğinin yazılı edebiyata yansıması çok zayıftır. Yazılı edebiyatın zayıf olması aynı zamanda görsel imajın oluşmasını güçleştirmektedir. Sinema imajı ve edebiyat iç içe olan konular ve birbirini besleyen unsurlardır. Örneğin Kürt dengbejlerinin taşıdığı sözlü edebiyat geleneğinin/anlatıcılığının görsel bir tarafı bulunsa da bunun yazılı hale getirilmemesi bir eksikliktir! Kürtlerin edebiyat anlamında yaşadıkları bu zayıflık Kürt sinemasının özgün bir imaj ve özgün dinamikler oluşturmasını engellemekte ve onu zayıf bırakmaktadır.

Örneğin Rus sinemasının bu kadar güçlü olmasının en temel nedeni Rus romanı ve şiirinin güçlü geleneği ile bağlantılıdır. Güncel olarak da Rus sineması bu gelenekten yoğun olarak beslenmeye devam etmektedir. Rus sinemasının alegorik anlatıcılığının altında güçlü Rus edebiyat geleneği yatmaktadır. Kürt insanının duygu ve düşünce dünyası genel olarak edebiyat, özel olarak ise roman ve şiirde işlenmemiştir. Bu konuyu işleyen romanlar veya şiirler bir elin parmak sayısını geçmemektedir! Kanımca bu durum Kürt sinemasının en önemli şanssızlığıdır. Rus sinemasının şiir ve romana dayanan özelliği İran sineması için de geçerlidir.

3-Kürt sinemasının diğer bir çıkmazı ise politiktir. Bu konuda Kürt sinemacılarının kafasının karışık olduğunu düşünüyorum. Rafine olarak sorulması gereken sorular şunlardır: 1- Kürtler kimdir? 2 – Kürtlerin yaşadığı acının ve çilenin nedeni nedir? 3- Kürt ülkesini sömürge haline getiren Arap, Fars ve Türk insanından farklı olarak Kürtlerin duygusu, düşüncesi ve varlık olarak davranışlarını koşullayan hangi psikolojik ve kültürel süreçlerdir? 4-Kürtlerin yaşadığı yabancılaşma, göç vb. sorunlar sonucu açığa çıkan Kürt tipinin çıkmazı nedir? Bunların sorulması elzemdir. Çünkü sinema kaba siyasal sorunlarla daha az ilgilenir. Daha çok genel anlamda bu siyasal sorunların açığa çıkardığı insan tipinin günlük hayat içindeki hikâyesi ve davranışını imaja dönüştürür, oradan beslenir.

Kürt toplumsal olgusunda aşk ve isyan birbirine yapışık iki gerçektir. Kürt sineması aşk temasını neredeyse sıfırlamıştır. Bireyin politik isyanı ön plana çıkarken, bireyin aşk ile ilişkisi neredeyse hiç işlenmemektedir. Nitekim Kürt insanının aşkı nasıl yaşadığı Türk sineması ve dizileri tarafından çokça çarpıtılmıştır. Kanımca bu konuda bir düzeltmeye ihtiyaç vardır. Örneğin son Kürt isyanının gölgesinde Diyarbakır’da genç bir kadın ve erkek arasında cereyan eden aşkın hangi dinamikler üzerinden yaşandığını bilmiyoruz! Kürt sinemacılarının aşk temasına neden bu kadar uzak durdukları ise belirsizdir!

4-Kürt sinemasının diğer bir sorunu ise Kürt sinemacılarının yaptığı tüm çalışmaların (Film çekim çalışmaları, sanaryo yazımı, post-prodiksiyon) İstanbul merkezli olmasıdır. Aynı zamanda kendisini Kürt sinemacısı olarak tanımlayan kişiler çalışmalarını birbirinden kopuk yürütmekteler. Bunun nedeni ortak bir entelektüel tartışma alanının olmamasıdır. Bu bağlamda ortaya çıkan filmler çeşitli zayıflıklar taşımaktalar. Kürt sineması daha çocukluk aşamasını yaşamaktadır. Bu nedenle ortak alanlar oluşturulup üzerine bolca tartışılması gereken bir konudur. Fakat pratikte gerçekleşen durum bunun tam tersidir. T.C. Kültür Bakanlığı’ndan alınan fonlar ve bireysel çabalarla kotarılan filmler, bazen izleyiciye ulaşmadan unutuluyorlar. Yapılan bu filmlerin unutulup gitmemesi için bağımsız film dağıtım ağlarının oluşturulması gerekmektedir.

5-Bu kişisel bir öneridir: Bana göre Kürt sinemacıları bir konferans toplayıp bir sinema manifestosu yayınlamalılar. Politik görüşü ne olursa olsun Kürtçe film çeken herkes bu konferansta bulunmalıdır. Kürt sinemasının temel çıkmazları ve tarihsel süreci masaya yatırılmalı ve gelecek için bazı argümanlar oluşturulmalıdır. Bu konuda Lars von Trier ve arkadaşlarının Amerikan sinemasına karşı ideolojik tutumları nedeniyle yayınladıkları “95 Dogma Manifestosu” örnek alınabilir. Nitekim Trier’in yayınladığı manifestonun içeriği farklı olmakla birlikte yöntem olarak esas alınabilir. Kürt sinemacılarının yayınlayacağı manifesto yapacakları konferans sonucu ortaya çıkacak fikirler etrafında şekillenecektir. Konferans Diyarbakır’da olmalı ve belki sonuç olarak bir kurumsallaşmaya bile gitmelidir. Çünkü Diyarbakır merkezli sinematek tarzı bir kurumlaşmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Sonuç olarak Kürt sineması bu tartışmayı sağlıklı bir şekilde yürütebilirse dünya sinema piyasasında adından söz ettirecek filmlerin ortaya çıkacağı bir gerçektir.

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse