Kürdistan’da yaşanan savaş ‘Were Dengê Min’da

0
138

Film, festival kapsamında Uluslararası Af Örgütü tarafından verilecek olan ödüle aday 16 yapımdan biri seçildi. Hüseyin Karabey’in “Were Dengê Min” (Sesime Gel) filmi, festivalin gençlik filmlerine ayrılmış bölümü olan “Generation Kplus”ta gösterildi. Film, Kürdistan’da yaşanan savaşı ve devletin Kürt köylülerinin üzerindeki baskısını anlatıyor. Yönetmen, Kürdistan’da bir dağ köyünde yaşayan Berfê ve onun kız torunu Jiyan’ın şahsında yaşanan baskıyı sinemaya aktarıyor. 

 


‘Bu benim ayıbım değil’

Hüseyin Karabey tarafından çekilen ve çoğunluğu Kürtçe olan “Were Dengê Min” adlı filmin yönetmeni Kürt sinemacı, fakat Kürtçe’yi bilmiyor. Bu duruma ve filme dair Deutsche Welle Türkçe Servisi’nin sorularını cevaplayan filmin yönetmeni Karabey, “Bu benim ayıbım değil. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtleri asimile etme politikasının bir sonucudur. Ne yazık ki benim gibi binlerce insan var. Ama bunun özellikle belirtilmesi gerekir ki, gelecek kuşaklar için bir tür önlem olsun. Nasıl Almanya’dakiler geçmişte onların dedelerinin işledikleri suçları genç kuşaklara ısrarla anlatarak bir daha olmamasına çalışıyorlar, bize de aynısı gerekiyor. Yani şöyle: Üzerini kapatma da olmamalı; bu en az iki üç kuşak anlatılmalı, bu kuşaklar bu gerçekle büyümeli ki, bu ülkede insanlar artık acı çekmesin; insanlar artık birbirine zulüm etmesin ya da o zulüm yaşanırken bazılarımız susmasın” şeklinde konuşuyor.

Dengbêj geleneği

“Were Dengê Min”, hikâyesini Kürt kültürünün önemli bir parçası olan, köyden köye gezerek hikâyeler anlatan ve şarkıcılık yapan dengbêjler üzerinden aktarıyor. Kürt toplumun zamanında hem tarihçiliğini hem gazeteciliğini yapmış olan dengbêjler, hem geçmişi hem bugünü hem de biraz önce geçmişi anlatmışlar. Gezerlerken, bir önceki köyde neler olduğunu da aktarmışlar diğer köylere. Yönetmen Karabey, yaşanan duruma direkt yüksek sesle bir şey söyleyemediklerini ama 100 yıl önce yaşanmış bir örneği anlatarak gidişatın ne olduğunu dile getirdiklerini belirtiyor ve bunun da aslında sinema için çok güzel bir form olduğunu kaydediyor.

Kartpostallık coğrafya 

Filmin geçtiği yerler ise doğal güzellikleriyle, dağları, bitki örtüsü, gölüyle bir cenneti andırıyor. Karabey, filmlerde insan hakları ihlalleriyle ilgili hikayelerin genelde kötü koşullar altında yaşayan insanların başına geldiğini hatırlatıyor ve kendi filmiyle bu klişeyi değiştirmek istediğini söylüyor: “Bu filmi seyrettikten sonra köyüne dönmek isteyen insanların neden geri dönmek istediğini anlayabilirsin. Ama televizyondaki o aptal dizileri ya da o saçma sapan haber programlarını izlersen ‘Ya ne gerek var işte, şehirdeler zaten, burada kalsınlar’ dersin doğal olarak. Bu manipülasyonun en basit yolu.

Düğün salonunda kameramanlık
Hüseyin Karabey, sinema yapmaya karar verdiğinde üniversitedeki iktisat eğitimini bırakmış ve sinema öğrenmek için yaptığı ilk iş, bir düğün salonunda kameramanlık olmuş. Sonra Mezopotamya Kültür Merkezi’nde sinema bölümünü kurup, oranın hem öğrencisi hem de organizatörü olmuş. Ardından da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun olmuş. Oyuncu yönetimini öğrenmek için dört yıl tiyatrolarda çalışmış. İnsanlarla, insan hakları ihlalleriyle ilgili belgeseller çekmiş. Filmde birlikte çalıştığı amatör oyuncuları yönlendirmeyi çok iyi başarıyor Karabey. Ancak Berfê rolünde harikalar yaratan Feride Gezer, onun için ayrı bir talih olmuş. “Feride Anne” diye hitap edilen Gezer’in eşi, Wan İnsan Hakları Derneği’nin 15 yıldır başkanlığını yürütüyor. Yönetmen, “Hakkari’den bu yaşanan olaylardan dolayı Wan’a göçen bir aile. Ailede bedel ödemiş çok insan var. Aslında Feride Anne biliyor her şeyi. Zaten senaryoyu kendisi okumadı. Ben anlatıyordum, o, ‘Tamam, oğlum, bunlar zaten bizim yaşadığımız şeyler. Fazlası var ama eksiği yok’ diyordu. Ama ekstradan çok da şanslıymışım. Gerçekten Feride Anne’nin içine bir oyuncu kaçmış. Marlon Brando’ya eşit görüyorum onu” diyor.

‘Yeter ki unutmayalım’

Karabey, filminde anlattığı acı hikayeye rağmen Türkiye’nin geleceğinden, barış sürecinden umutlu. “Biz değişime inanmak zorundayız. Fark etmediğimiz gücü fark etmek zorundayız” diyen yönetmen, “Eğer bu ülkede barış isteyenler çoğunlukta olmasaydı, biz defalarca bölünmüştük. Nefret tohumları çok ekilmeye çalışıldı. O yüzden çok iyimserim bu konuda. Yeter ki unutmayalım” şeklinde konuşuyor.
Were Dengê Min, festivalin “Kuşaklar” bölümünde yoğun alkış aldı. Kristal Ayı’nın da favorilerinden. Filmin Türkiye’de ilk gösteriminin ise İstanbul Film Festivali’nde olması planlanıyor. 

Türkiye’den beş film yarışıyor

Türkiye’den seçilen dört uzun metraj film ve bir kısa film Berlin Film Festivali’nde yarışıyor. Deneysel filmlere ağırlık verilen Forum bölümünün programında yer alan Melisa Önel’in filmi “Kumun Tadı”, gençlere yönelik filmlerin gösterildiği Generation Kplus adlı bölümde Hüseyin Karabey’in “Were Dengê Min”(Sesime Gel) filmi ve  Zeynep Dadak ile Merve Kayan imzasını taşıyan “Mavi Dalga” filmi, Panorama bölümünde Kutluğ Ataman’ın yönetmenliğini yaptığı “Kuzu” filmi ve Gençlik filmlerine ayrılmış bölümün kısa metraj film programında ise yönetmenliğini Hasan Serin’in yaptığı “Ağrı ve Dağ” adlı film yarışıyor.

KÜLTÜR SERVİSİ

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse