Kuma: Rahatsız, Dinamik ve Röntgenci Bir Film

0
99

Film Künyesi

Yıl: 
Yönetmen: umut dağ
Oyuncular: Begüm AkkayaNihal Koldaş
Ait olduğumuz kültürün kimliğini nerede ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım, her daim üstümüzde taşımaya devam ediyoruz. Eğitimin bütünüyle devrimleştirebileceği ya da refah seviyesinin tamamen evrimleştirebileceği bir olgu değil kültürel kimlik. Onunla doğup, onun öğretileri etrafında yaşayıp, onun etkileri ile ölüyoruz. Bu en erdemli ahlak anlayışından, gelişen toplumun ‘’mide ağrısı’’ olan törelere kadar, farklı yüzlerde ve farklı davranış biçimlerinde karşımıza çıkıyor. Dünyanın Orta Doğu’su, kendimizin Doğu’su diye günden güne itelediğimiz, kendimize yakıştıramadığımız gelenekler, televizyonlarda ve üçüncü sayfalarda gördüğümüz hayatlar, bir şekilde hücum ederken modern dünyaya, ayıplamaktan geri kalmadan kendi hallerine bırakıveriyoruz gördüklerimizi. Uzaktan kumandanın bir düğmesine basmakla, biraz önce haberlerde gördüğümüz töre cinayetinden katledilen bir aile, biranda yok oluveriyor televizyon ekranından ve sonra da zihnimizden. Sanki hiç var olmamışçasına, diğer kanalda bir eğlence programını veya bir spor programını izlemeye devam edebiliyoruz. Sanki tüm gerçeklik kurgusal bir algı düzeyine indirgenmiş. Günümüzde gerçek, kurgu gibi algılanıp hemen ulaşılıp; tüketilirken, asıl kurgu olan diziler, filmler ve programlar ise gerçek olarak algılanıyor. Gerçek ve kurgunun algılarımızda böylesine yer değiştirmiş olması ise en çok kendimizi kandırma hususunda işe yarıyor.

Umut Dağ’ın ilk uzun metrajlı filmi Kuma, modern toplum içinde arada kalmışların, ait olduğu kültürün kimliğini sırtında taşıyan ve işin ilginç yanı da bundan gocunmayanların filmi. Bu belki bir kabulleniş, belki de bu defa farklı bir açıdan senaryo taslaklarında aşındırılmaktan bıkmış konuların dile getirilişi. Film, beklenmedik kırılma anları ve sürprizleriyle merak duygusunu film süresince uyanık tutmayı başarırken, karakterlerle özdeşleşme veya onlara acıma kısmında da izleyiciye pek cömert davranmıyor. Bilindik bir üçüncü sayfa haberinden farklı olarak, psikolojik bir tahlil süreci kamera önünde seyredilen hikâye.

Fatma (Nihal Koldaş)Ayşe (Begüm Akkaya) aynı kadının iki ayrı dönemini temsil eden, kadının aile ve kendi olma süreçlerini adım adım yaşayan filmin ana karakterleri. Fatma, 50’li yaşlarda kocası ve altı çocuğuyla Viyana’da yaşayan, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı, dogmatik yapıda bir kadınken aynı zamanda ‘’ana’’ olma, aileyi bir arada tutabilme ve yaşatabilme adına kendinden ödün vermekten geri kalmayarak, kendince bir fedakârlık göstermektedir. Ayşe ise köyden gelin olarak Viyana’ya Fatma’nın ortanca oğluna-Hasan– gider. Anadolu’nun bir köyünde gerçekleşen Ayşe ve Hasan’ın düğün sekansıyla açılan film, ilk onbeş dakikadan sonra seyrini ani bir kırılmayla değiştiriyor. Viyana’ya Ayşe ile geri dönen aile, evin kapısı kapandıktan sonra, seyirciyi beklenmedik bir sürprizle karşılıyor. 19 yaşındaki yeni gelin Ayşe, Hasan’la evlendirilmesine rağmen, Fatma’ya kuma olarak geliyor. Film ilerledikçe bu kırılma anıyla izleyicide oluşan soru işaretleri de yavaş yavaş cevap bulmaya başlıyor. Fatma ve Ayşe arasındaki yakın ilişki, Fatma’nın kanser hastalığıyla ailesini emanet edebileceği biri olarak Ayşe’yi seçmesi, kocasını onunla paylaşması, Hasan’ın cinsel kimlik tercihleri ve aile içindeki bu ‘’garip’’ durumların kabulleniş süreçleri, çözümlemesi bol sahnelere gebe oluyor. Film ise sadece bu ilk sürprizle yetinmiyor ve senaryosunu beklenmedik olaylara açarak, seyirciyi şaşırtmayı ve tetikte tutmayı istiyor.

kuma2

Avrupa’da yaşayan göçmen Türkler ile ilgili filmlerin ortak teması; kültürel deformasyon, uyum süreçlerinin iyi işlememesi, Türklerin yaşadığı bölgelerin küçük birer Türk mahallelerine dönüşmesi ve gençlerin uyum sürecinde arada kalan bir jenerasyonu temsil etmesi olarak özetlenebilir. Kuma’da da bunları görmekten geri kalmıyoruz. ‘’Elalem’’derdi, mahalle baskısı gibi öğeler yine aynı güçte ve şiddette tezahür ediyor yaşamlara. Fakat bu öylesine dozajında ayarlanmış ki, klişeler ve sıradanlıklara yaslanmadan, hikâye ilerliyor. Ayşe, filmin kimliksiz karakteri olarak tüm bu hengâmede hangi rüzgâra kapılacağını bilemeyen bir sal gibi, zaman zaman Fatma’nın annelik sevgisine sığınırken, zaman zaman da insani arzularının peşine takılarak her daim elalem için suçlanacak ve yargılanacak biri olmayı başarıyor. Aile üyeleri ve filmde vuku bulan olaylar bir sarmal gibi kendi içinde sorgulanır ve her karakter bir diğerini yargılarken, izleyici tüm süreci şaşkınlıkla ve belki de olayı ve kişileri ötekileştirerek izliyor. Filmde, Fatma ve Ayşe eksenine öylesine bağlı kalınmış ki, filmin görece kısa zamanı içinde arada yan hikâyelere de ihtiyaç duyuluyor. Yönetmenin psikolojik atmosferi bozmama ve kırılma anlarına konuyu daha dinamik bir şekilde taşıyabilme adına diğer karakterlere fazla yer vermediğini düşünüyorum ama filmin bir yarım saat daha uzun olmasını kişisel zevkim adına isterdim.

Kuma, bize tekrardan gösteriyor ki töreler, gelenek ve görenekler bir toplumun üstünde yükselebileceği ve onları bir arada tutabilen bir yapı olmak yerine, asıl yıkıcı ve sorgulayıcı tarafında kalıyor yaşamın. Olayın merkezinde olup, tüm sürece maruz kalanlar ise ‘’izleyici’’ tarafından acımasızca eleştirilip, ‘’neden ve nasıl’’ harekete geçmez, karşı çıkmaz diye yargılanıyor. Hangisinin doğru ve yanlış olduğuna karar vermek ise kapanış jeneriğinden sonra koltuğumuzdan kalkıp, kalabalığa karıştığımızda, sinemadan çıkmış insana dönüşüveriyor.

Bu yıl Berlin Film Festivali’nin Panaroma bölümünde açılış filmi olarak gösterilen Kuma, iki ana kadın karakterlerinin oyunculuklarıyla ve Avrupa stili çekim tarzıyla, Umut Dağ’ın ustalıklı bir ilk işi olmuş diyebiliriz.

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse