Kültür

0
15
REKLAM    
Kültür, tarihsel süreç içinde toplumların, uygarlıkların, çıkışlarında yer edinmiş ve vazgeçilmez bir kavram olarak hala günümüzde sıcaklığını ve canlılığını korumaktadır. “Hala” sözcüğünü kullanmamın sebebi, tarihin başlangıcı ile başlayan süreçlerde egemen-devletçi zi hniyetin üzerinde en fazla oyun oynadığı, hem maddi hem de manevi olarak tahribat yarattığı bir kavram olmasındandır.


Bilge’nin kültüre ilişkin bir tanımlaması şöyledir: “Toplumların tarihi süreç içinde oluşturduğu tüm yapısallıklar ve anlamlılıklar bütünü olarak genel bir tanımlamaya kavuşturabiliriz.” Sistemlerin neden bu kadar kültüre yöneldiğini anlıyoruz.

Kültür nedir sorusu; gerek sosyal bilimcilerin gerekse filozofların ilgilendikleri alan olmuştur. Bir kesim sosyal bilimcinin ortaklaştığı nokta, kültürün doğaya rağmen insan eliyle meydana gelen, ortaya çıkan maddi-manevi değerler bütünü olduğudur. Etimolojik olarak ise Latin dil ailesinden gelmektedir. Latince’de Colera’dır. Sözcük anlamı ise ekip biçmedir. Colera’dan gelen toprağı sürmek insan fiiliyatının sonucudur. Buna benzer bir tanımlama da Fransızca Culture; insan iradesiyle ortaya çıkan, oluşandır. Kürtçe’de ise Çand adını alan kültürün asıl içeriği toprağı ekip biçmeden gelir. Yani tarımsal bir kavramdır. Aslında bu tanımlamaların kökeni bize devrim diye niteliyebileceğimiz neolotik döneme uzanan bir süreci ifade etmektedir.

Günümüz anlamına yakın bir biçimde ilk kez kullanan, 17. yy. düşünürü Samuel V. Pufendorf’dur. Ona göre kültür, doğaya karşıt olan ve belli bir toplumsal bağlamda ortaya çıkan tüm insan eserleridir.

Kültürün insan biyolojisi ile olan ilişkisini bilim ve antropolojik araştırmalar ispatlamıştır. İnsanlık tarihinde insanlar doğada var olanla yetinmiştir. Elini kolunu ilk zamanlarda kullanmamıştır. Kolun kullanılmasının tıbben beyindeki sinirleri ve hücreleri çalıştırdığını bilmekteyiz. Beynin çalışmasıyla yeni farkındalıklar da oluşmuştur. Örneğin; el-kol işaretleri ile iletişim sağlanmaya başlanmıştır. Bir süreden sonra biyolojinin daha fazla kulanımı düşünceyi geliştirecek, düşüncenin gelişimi ile simgesel dilin daha fazla kullanımı düşünceyi geliştirecek. Düşüncenin gelişimiyle daha ileri gidecek simgesel dil, konuşma biçiminde insanlığa kazandırılacaktır. Bu adım sanatın doğuşunda da etkin rol oynayacaktır.

Her şeyi, özellikle doğada olanı kültür diye niteleyemeyiz. Kültür, insan elinin duygusu ve düşüncesiyle yoğrulan maddi ve manevi değerlerdir. Doğada muazam bir görünüm, muhteşem bir düzen vardır. Bir örümcek ağının oluşum şekli, bir gülün gonca şeklini alması vb. Ancak bunları kültür olarak ele alamayız. Çünkü bin yıl öncesi nasılsa günümüzde de aynıdır. Tamamen doğal bir diyalektik sürecin güdüleridir. Yani değişim-dönüşüm yok.

Kültürün bir diğer özelliği; sürekli oluşu ve yayılışıdır. Kültür bir anda oluşmamıştır. Toplumların kimliği oluşana dek, sürekli bir devinim içinde kendini değiştirip dönüştürmüştür. Klanların kabilelere, kabilelerin köylere, köylerin şehirlere kadar gitmesi bu devinimin sonucudur. Bir kuşaktan diğer kuşağa geçerken önceki kuşağın ve içinde bulunduğu kuşağın şartlarını zaman ve mekansal olarak kendini yenilememektedir ve öz aynı kalmaktadır. Ayrıca şunu unutmamak gerekir: Kültür başka toplumlarla sürekli bir etkileşim içerisindedir. Bir örnekte somutlayalım. Türkçe’de birader, Kürtçe’de bira, Farsça’da berader olan erkek kardeş kelimesi, hem etimolojik yapı, hem de anlam olarak aynıdır. Bundan da anlaşılacağı üzere kültürel yayılımın bir diğer kültürü yok saymadan devam etmesi, olgusal olarak ne kadar bütünleştirici ve kapsayıcı olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bizce önemli olan, kültürel gelenek-görenekleri toparlayıcı, yapıcı ve geriliklere alet olmadan doğru temelde demokratik komünal ilkelere bağlı kalınarak bir yaşam tarzı haline getirmektir. Ancak bu şekilde insanlığın kültürel bunalımı son bulur

Nurcan Başak / Şakran Kadın Kapalı Cezaevi

.

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse