Küçük Mizgin’in cennet düşleri

0
120

Karpuz Cenneti politik bir meseleyi biraz naif, biraz daha dolaylı olarak bir çocuğun gözünden trajikomik bir şekilde anlatıyor. Yönetmen Gülistan Acet bundan sonra çekeceği kısa filminin de bir Kürt hikayesi olacağını ve dinin Kürt çocukları üzerindeki etkisini anlatacağını söylüyor.

 
‘Karpuz Cenneti’, cennete gitmek için intihar etmek isteyen Mizgin’in hikayesini anlatıyor. Çocuklara empoze edilen cennet fikri üzerinden muhafazakarlaşmaya dikkat çeken yönetmen Gülistan Acet, karanlık dönemin cinayetlerine de yer veriyor.



Gülistan Acet’in yönettiği “Karpuz Cenneti” 50. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülüne layık görüldü. Kürdistan’daki iki küçük kız çocuğunun cennete gitmek için ölmeyi göze almasını anlatan film, arka fonunda 90’lar dönemindeki faili devlet olan cinayetleri ele alıyor. Filmin merkezinde, Kürdistan’da insanların Özgürlük Mücadelesi’nin yarattığı gerçeklikle tanışmasını engellemek için devlet ve onun güdümünde olan dini örgütlerin çocuklardan başlattığı muhafazakarlaştırma süreci yer alıyor. Yönetmen Acet, filmde yaşananların kızkardeşi Mizgin’in hikayesi olduğunu belirtiyor ve ekliyor: Bir Kürt olarak film yapmak istiyorsan dönüp önce geçmişine bakman gerekiyor.



Mizgin’in hikayesine yer veriyorsunuz. Film gerçek hayattan mı esinlendi?


Filmde izlediğiniz Mizgin aslında benim kızkardeşim. Bizim çocukluğumuzda yaşadığımız bir hikaye. 90’larda Hizbullah’ın çok yoğun olduğu bir zamanda Hizbullahçı bir ailenin kızıyla arkadaştı ve kız ona sürekli öldükten sonra cennete gidileceğinden bahsediyordu. Mizgin de dama çıkıp sürekli kendimi atıp  intihar edeceğim diyordu. Ayrıca cennette çok sevdiği meyvelerden karpuzun sınırsız olacağı düşündüğünden, ölüp cennete gitmek istiyordu. Bu durum bende hem trajik hem de komik bir etki yaratıyordu. Daha sonra filme çekmek istedim. Hayatını en çok etkileyen şey neyse önce onu ortaya çıkardığın ürünlere yansıtman gerekiyor.



Fonda 90’lar sürecinde yaşanan faili meçhulleri görüyoruz. Özellikle Mizgin’in intihar girişiminin böyle bir olay sonrasına denk gelmesi çocuğun yaşananlara karşı tepkisi diyebilir miyiz?


Aslında intiharı tetikleyen şey en temelde bu zaten. Onun için dünya korkunç bir yer çünkü etrafında birileri kaçırılıyor, öldürülüyor sürekli bu gibi hikayeleri duyuyor. Diğer yandan da dinin müthiş bir baskısı var. Camiye gidiyor, imam diyor ki sizden olmayanı vurun, öldürün, şunu yapın, bunu yapın. Kız korkuyor ve cennete gitmek için ergenliğe girmeden ölmesi gerekiyor. Mizgin, hem dünyanın tekinsizliğinden korkuyor hem cennetin huzurlu ve bolluk içindeki halini istiyor.


Film, çocukların Özgürlük Mücadelesi’nin yarattığı gerçeklikten uzak tutularak dinin yarattığı başka bir dünyanın içine mi çekiliyor?

Bütün insanlar üzerinde böyle bir etkisi var. Çocuklardan büyüklere kadar. Ama çocuklar dış dünyanın gerçekliğini öğrenmeye daha açık olduklarından bu durumdan daha çok etkileniyor. Batman’da ve Kürdistan’ın birçok bölgesinde bütün bunlar çocuklar üzerinde çok büyük etkiler bıraktı. O dönem Hizbullah bu yabancılaştırmanın zirvesiydi. Bundan çok rahatsızdım. Şimdi de öyle. Son 10 yıl ve özellikle birkaç yılda bu tehlikelinin boyutları daha da arttı.



 

90’larda ortaya çıkan bu travma yaşamınıza nasıl yansıdı?


Artık yaşanamayacak duruma getirmişti. Çocukluğumuzda Batman’dan taşınıp Mersin’e, oradan da İstanbul’a gitmemizin sebebi de buydu. Üzerimde çok büyük etki bıraktı. Sekiz yaşındayken bütün o yaşadığım yeri bırakıp hiç bilmediğim bir yere taşınmak zorunda kaldım. Sebebi Hizbullah. Bu zorunlu göç ile birlikte aynı zamanda dilimizi, kültürümüzü bütün sosyal gerçekliğimizi de geride bırakmak zorunda kaldık. Çok derin travma.



Son zamanlarda Rojava’ya götürülüp savaştırılan cihatçı gençler bu temayla kimi benzerlikler de taşıyor…


Rojava’da olsun, Türkiye’de olsun, Irak’ta olsun, İran’da olsun Kürdistan’ın tüm parçalarında bu ve buna benzer şeyler olmasaydı ben bu hikayeyi muhtemelen unuturdum. Halen devam eden bir süreç olduğu için deşmek istedim. Son gelişmeler tetikledi.



Bu kuşak Kürdistan’da büyüyüp metropollerde yaşamak zorunda kalan bu kuşağın Kürt sorununu Türkiye halklarına aktarmada önemli bir yerde durduğunu söyleyebilir miyiz?


Kürdistan’ın dört parçasında ve diasporadaki Kürtler iki dilli, bazen daha fazlasını öğrenmek zorunda kalıyor. O kültürleri o kültürün sahibi olan insanlar kadar öğrenip yaşamak zorundasınız; çünkü onların egemenliği altında yaşıyorsunuz. Doğal olarak çift kültürlü, çift dilli, çift bakış açısıyla doğuyorsunuz. Bu durumun yarattığı dezavantajlarla birlikte bu durum aynı zamanda size belirli bir derinlik ve algı kazandırıyor. Kürt sinemasının biraz daha derin olması bu sebepledir.
  

Film Altın Portakal’da ödül aldı. Bunun Kürt Sineması açısından önemi nedir?


Kürt sineması açısından nereye denk geliyor, açıkçası büyük laflar etmek istemiyorum. İlk kısa filmim ve ödülle onurlandırıldı. Festivalde uzun, kısa belgesel, her alanda en iyileri Kürt sinemacıları aldı. İyi bir yolda olduğumuzu söylebilirim. Sadece Türkiye’de değil Kürdistan’ın dört parçasında bunu söylemek mümkün. Diğer parçalardan da iyi yönetmenler çıkıyor ve hız bütün istikrarlılığı ile devam ediyor.  Bu kuşağın sinemaya ilgisi gitgide deneyime dönüşüyor. 

Genç Kürt sinemacıların gözünden Kürt sinemasının yaşadığı sıkıntılar nelerdir?


Kürt yönetmenler kendi aralarında sınırlı kalıyorlar. Keşke dört parçanın birleştirilebileceği etkinlikler olsa da gidip Güney’deki bir Kürt filminde oynasak ya da Doğu’dan yönetmen gelip bizlerle film çekse. Rojava’dan bir yönetmen ile senaryo üzerinde çalışabilsek, Kürdistan’ın dört parçasını içine alan büyük festivaller yapıp birbirimizin eksik yönlerini tamamlayacak imkanlar yaratabilmeliyiz. Kısmi çabalar var ama yetersiz.

 Kürdistan’da bir savaş yaşandı ve bu savaşın ortaya çıkardığı hikayeler Kürt sinemasında yerini alıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şunu söylemek bana hep acımasız geliyor ‘Kürtler de hep politik filmler yapıyor.’ Senin en büyük sorunun bu iken sen daha varlığını kanıtlama çabası içinde iken bir aşk filmi yapamazsın. İstesen de yapamazsın. Ancak ‘Karpuz Cenneti’ gibi politik bir meseleyi biraz daha naif, biraz daha dolaylı olarak bir çocuğun gözünden trajikomik bir şekilde anlatma belki bir geçiş aşaması. Bundan sonra bu meseleler sizin yüreğinizde müthiş bir acı teşkil etmiyorsa yavaş yavaş boşaldığınızı hissediyorsanız başka meselelere de yönelebilirsiniz. Şu an öncelikli meselemiz bu ve kendimizi ondan kurtaramıyoruz. Kürtler dört parçada baskı altındayken başka bir şeyden bahsetmemiz mümkün değil. Bundan sonra çekeceğim kısa film de bir Kürt hikayesi. Yine dinin Kürt çocukları üzerindeki etkisini anlatacağım.

Gülistan Acet

1985 Êlîh doğumlu. İlk ve ortaokulu batmanda okudu. Uludağ Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü mezunu. Mardin Artuklu Üniversitesinde  Kürtçe yüksek lisans yapmaktadır. 2009 dan beri çeşitli kısa ve uzun metraj filmlerde  yönetmen yardımcısı olarak yer almaktadır.



ÖNDER ELALDI

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse