Koparılmış Kürt Çiçekleri * ve Pera Berbangê

0
87
REKLAM    

perbar

Kuru kengerler gibi rüzgarın önünde savrulup
duruyoruz. Rüzgar bile bizimle dalgasını geçiyor…

Pera Berbangê

Taş binaların içinde mutlu olduğumuzu sanır, şehirlerde ve onların sonsuz tüketim evrenlerinde, bağlılık- bağımlılık ekseninde, iş peşinde, para peşinde ve daha sayısız şey peşinde koşar dururuz da bir durup sormayız “Gerçekten özgür müyüz?” diye. Düşünce çemberinin içine girmekten kaçındığımız, döngüsüne kendimizi kaptırmaktan korktuğumuz “Özgürlükten yoksun insan” ın çıkmazlarını kim, nereye kadar anlatabilir ve ne derece sokulabilir bu ağır meselenin dehlizlerine? “Kırıntı” ve “Sî û Ba” gibi çok başarılı kısa filmlerden sonra Arin İnan Arslan son kısa filmi “Pera Berbangê” de bunu ustaca gerçekleştiriyor.

 

Bütün insanlık için “Özgürlük mümkün müdür, sınırları nedir?” soruları başka bir tartışmanın konusu elbet ama Kürdler için özgürlük, en azından “Kendisi olma hakkı”dır diyebiliriz. Kürdler söz konusu olduğunda her tartışmada olduğu gibi konuyu çok gerilerden başlatmak gerekiyor. Özgürlüğü, bugünün dünyasında, olabildiği ölçüde, “Normal” bir insan olarak yaşamaya indirgemeye razıyız çoğunlukla. İnsan hastalık, yaşlılık gibi sebeplerle ölebilir. Elbette ki bu da büyük bir acıdır ama yine de ölümün en akla yatkın, en doğal biçimidir ve kabul edilebilir olanıdır. Fakat insan kirli bir savaşın sonucu olarak , devlet eliyle, yok yere bir gün belki bir sokakta 13 kurşuna hedef edildiğinde, belki koyun otlatırken ya da geçim derdinde kaçakçılık yaparken bombalarla paramparça edildiğinde, belki bir köşe başında faili meçhul bir kurşunla yere düştüğünde, geride kalanlar için hayat, artık o günde sabitlenir ve sonsuz bir yasa döner. Mezarının nerede olduğunu bilmediğimiz babamızı arayıp durmaktır, onunla yaşayamadığımız yılların hesabını sormaktır artık bizim için hayat. Yahut zorla göç ettirildiğimiz köyümüzün, ayrı düştüğümüz akrabalarımızın, komşularımızın özlemini duymaktır. Bir ömür kabullenilemez bir acıyla başbaşa, kendi kaderimize terk edilmişizdir. Bundan sonrası hep bir yaşayamama halidir. Bu bakımdan Kürdlerin tarihi bir çalınmış hayatlar tarihidir diyebiliriz. Yine de yaşamamız beklenir bizden. Vebalini kimsenin ödeyemeyeceği yaşayamadığımız hayatlarımızın sebebi olan sistem her gün hiçbir şey olmamış gibi gözümüzün içine bakarken üstelik.

“Pera Berbangê” işte bu hayatları çalınmış, kendisi olma hakkı elinden alınmış, başka birileri olmaya zorlanan insanları anlatıyor müthiş bir şiirsellik ve özgürlük sorgulamaları eşliğinde. Film yerinden, yurdundan ve dolayısıyla özgürlüğünden edilmiş insanları koyuyor ana eksenine. Öyle ki bir harabede ot içen, yolunu ve kendini kaybetmiş gençler de, gittiği yere toprağının ritüellerini götüren Nene de, güvercinleri azad ettirerek geçimini sağlamaya çalışan Bişkov ve Bişkov’a para vererek güvercinleri özgürlüğüne kavuşturduğunu sanan yaşlılar da hepsi bir ve aynı insan olarak çıkıyorlar karşımıza. Hepsi aynı rüzgarla hayatın kıyılarına savrulmuş , bir nevi “yaşayamayan“, hayatı geldikleri yerde bırakmış insanlar. Gittikleri yerlere kendilerini de götürmek zorunda kalan, akılları mutlu oldukları topraklarda kalmış, geldikleri yerde ne kadar didinseler de bir başkası olamayan, sürekli bir sürünceme halinde ve en sonunda vazgeçmiş karakterler. Özgürlüğü çağrıştıran ama dönüp dolaşıp aynı kafesin içine giren güvercinler gibi… Bir kuytu köşede ot içerek zamanı ve hayatı tüketmeye çalışan gençlerden birinin “Bizi de azad et Bişkov” deyişi film, Ece Ayhan’ın “Anlaşılmayacaksın. Ey kanatsızlık!” dizesiyle bittiğinde daha bir anlam buluyor. Bütün yerinden yurdundan edilmiş insanların acıları dile geliyor filmdeki Dersimli Nene’nin ağzından ve aslında en iyi onun sözleri anlatıyor ölülerini geldikleri toprakta bırakmak zorunda kalan “Koparılmış Kürt Çiçekleri” nin hikayesini.

*Ece Ayhan’ın “Açık Atlas” adlı şiirinden.

Seren Gel

[email protected]

 

Pera Berbangê:

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse