Kendin ‘Olmak Ya da Olmamak’

0
105

Tiyatro ve tiyatrocuların görevi yaşamın dili olmaktır ve bu dili öz-diliyle halka taşırmak ve buluşturmaktır. Biz tiyatrocuların en çok üzerinde yoğunlaşması ve durması gereken konular temel Kürdistan-i değerler olmalıdır. Bu değerlerle nasıl buluşabiliriz bunun yollarını aramalıyız.

 

 

Harun DİCLE

 

Gazetelerden, 2012 yılının Kürt tiyatrosunun belli bir düzeye getirildiği yıl olduğunu okudum. Ancak ben bir tiyatro sanatçısı olarak, bu konuya farklı bir açıdan bakmaya çalışacağım. Kürt tiyatrosunda nasıl bir dönemin yaşandığını, özelikle Kürdistan’da, Kürt tiyatrosunun canlanmasının yada ölüme yatırılmasının yolunun ne olduğunu ele almaya çalışacağım. Kürt tiyatrosu gerçekten ne kadar Kurdi, ne kadar demokratik toplumsal değerlerimize bağlı, ne kadar Kürt halkının sorunlarını işliyor, ne kadar canlı? düşünmeden geçemiyorum.

 

Kürt tiyatrosunu bir akarsuya benzetelim, ne kadar Kürdistan zozanlarından ve dağlarından besleniyor önemlidir. Öncelikle köylerden, zozanlardan ve dağlardan bahsetmek istiyorum. Kürdistan’da dağlar, köyler ve zozanlar sadece bugün değil, bin yılardır Kürt kültürünün ve sanatının kaynağıdır. Canlılık köklere bağlılıktır ve demokratik komünal toplum değerlerine yakınlıktır. Kürdistan tarihine bakılırsa bu coğrafyanın ve burada yaşanan tarihsel gelişmelerin dünyaya ışık tutan bir halk gerçekliğinin olduğunu görürüz. Kültürel ve sanatsal değerlerimizde de bu vardır. Neolitik toplum değerlerinin, köy kültürünün,tüm ahlaksal ve inançsal anlamlarınkaynağı bu topraklardır.Toprağa bağlılık, barış, paylaşım, fedakârlık, kahramanlık, sevgi, cesaret, dostluk ve arkadaşlıklar gibi birçok değer ilk kez bu topraklarda yaşanmıştır.

 

Dil kültürün aynasıdır derler, dil sadece dil de değildir. Dil aynı zamanda yaşamın dilidir. Dil üzerinde ki kültürel asimilasyona karşı mücadele etmek ( her ne kadar tiyatrocular sadece sahnede Kürtçe konuşuyor dense de pek fazla inanmadım) günümüzde sadece Kürtçe konuşmak değil aynı zamanda Kürtçe ve Kurdi yaşamaktır. Ha dili tanımamışsın, ha yaşamı. Ya da yaşamını tanımayan o yaşamın dilini nasıl konuşur? Dil ve yaşam biçimi- kültür birinden kopuk değildir. Kürdün yaşamında, yaşamın kendisinden kopuk olmak halktan, yani özgür Kürtlükten kopuk olmaktır. Kürt halk kültürüyle bütünleşmek bu açıdan sadece Kürtçe konuşmak değil bir bütün yaşamla ilgilidir.

 

Tiyatro ve tiyatrocuların görevi yaşamın dili olmaktır ve bu dili öz-diliyle halka taşırmak ve buluşturmaktır. Biz tiyatrocuların en çok üzerinde yoğunlaşması ve durması gereken konular temel Kürdistan-i değerler olmalıdır. Bu değerlerle nasıl buluşabiliriz bunun yollarını aramalıyız.

 

Açık ki başkasına benzeyerek insan evrenselliğedoğru katılamaz, bu şekilde ancak başkası olarak bir katılım olur, oysaki evrensel olana katılım kendin olmakla mümkündür. Yani evrensellik bizim için yaşamda kurdi’liktir. Kapitalist sistem Kürdü ya da AKP kürdü olmak hiç değildir. Kapitalist modernitenin eğlence ve yozlaşma kültürüne katılmak da değildir.O,Kürtlüğün ve Kürt kültürünün soykırıma uğramış, bozulmuş hali oluyor. Yeri gelmişken belirtelim,Mezopotamya ve Kürdistan insanlığın beşiği olduğu için, her evrenselliğin içinde bir Kürdistan-i yan vardır. Göbekli Tepe’de ki toprak altından gün yüzüne çıkan tarihte gösteriyor ki, ilk köy, ilk ibadet yeri burada kuruldu. İlk ekmek burada pişti, ilk elbise burada dikildi, ilk ilaç burada yapıldı, ilkyazı burada yazıldı. Zaten ilk yazının Sümerlerde kullanıldığı biliniyor, hatta bu döneme ait Gılgamış destanının M.Ö 1250 yılarında Kassitli hozan (xwe-zan, yani kendini bilen) Sinlekke tarafından yazıldığı bilinmektedir. Bu coğrafya ilklerin coğrafyasıdır. Kesinlikle ilkler belirleyicidir.

 

Biz güncel olarak bu gerçekliği açığa çıkarabiliriz, bu düşünceyi sanatımızın içine yedirerek birçok eser yaratabiliriz. Belli ki bunu yapmak için yüksek bir tempoyla çalışıp, halkımıza ve demokratik topluma bu gerçekliği anlatmamız gerekiyor.

 

Şimdi yazımın esas konusuna gelmek istiyorum, geçtiğimiz yıl yani 2012 de Kürdistan’da ve başka yerlerde birçok Kürtçe oyun sergilendi. BDP’nin hazır kitlesi de doğal olarak bu oyunların seyircisi oldu. Olumlu bir durum olarak, başka halklar gibi seyirci bulma ve yaratma gibi bir sorunda fazla yok.Oyununuzun seyircisi yoksa bilin ki, yurtsever halkın siyasetine uzaksınız. Ama seyirciniz varsa, bu sefer esaslı görev oyunun oyuncusuna düşüyor.Tabii kendi seyircisini yaratan tiyatro varsa başımızın üstünde yeri vardır. Geçen yıl ‘bol’ oyunlu bir yıl oldu ve bu oyunlar belli bir ilgide gördü. Yurtsever gazetelerimiz de bol bol bu oyunların tanıtımını yaptı. Biz bu oyunlarda ne kadar kendi değerlerimize sahip çıktık ve kendi öz değerlerimizi bu oyunlara işledik merak ediyorum.

 

Adorno diyor ki;‘yanlış hayat doğru yaşanmaz.’ Pir Sultan da diyor ki;‘bozuk düzende sağlam çark olmaz.’ Bu sözler Kürt tiyatrosuna emek verenler için şu anlama geliyor; yol yanlış ve düzen bozuksa, binlerce oyunda oynansa ulaşacağımız yer yanlış bir yer olacağı için emeklerimiz boşa gidebilir. Kürt tiyatrosuna değer ve önem verenler ve onun gelişimi için çaba harcayan arkadaşlar olarak, bunu bir kez olsun düşünebilmeliyiz.

 

Fransız devrimi oldu, egemenler Fransız halkının yaratığı değerlerin üzerine kondu. Rus devrimi oldu, milyonlarca insan bu devrim için hayatını verdi. 20. yüzyılın sonunda, egemenler bu değerlerinde üzerine oturdu. Bugün Kürdistan bir devrim yaşıyor ve her gün Kürt halkı bedel veriyor. Yarın Kürt orta sınıfı ve egemenler bu bedeller üzerine konmasın diyorum. Emeğimiz boşa gitmesin, akarsuyumuz kirli sulara karışmasın dereler gibi yazın sıcağında kurumasın. Toplumu ve kendimizi kandırmayalım.

 

Bugün bizler Kürt tiyatrosu yaparken Kürtçe yapacağız ve farkımızı ortaya koyacağız. Diğer halklarda kendi dilinde yapacak ama sorunumuz sadece kendi dilinde yapmak değil ki, sorun farklı ve aynı zamanda alternatif olmaktır.

 

Kürt halkı için, demokratik bir toplum için kendin‘olmak yada olmamak bütün mesele bu’.

 

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse