Kayıp Özgürlük Filmi Bir Devlet Filmi Olmaktadır

0
15
REKLAM    

Umur Hozatlının (Atilla Halis) kayıp özgürlük filmiyle kritiğe başlayabiliriz. Kişi olarak Kürt filmini aşırı kritiğe alma yanlısı değildim. Çünkü daha yeni yeni yapılmakta, dolayısıyla teşvik edici pozitif eleştiri sınırında tutulmasına inananlardanım. Ancak bu filmin teknik ve sanat içeriği dışında amacını hala anlamış değilim. Benim ülkem filminin kötü bir taklidi yapılmıştır. Zamanlama gerçeklerin ortaya çıkması açısından çok erkendir. Faili meçhullerin hiç biri tam anlamıyla aydınlanmış değildir. Dolayısıyla kaynak olarak baz alınan adresler, Kürdistan’da gerçekleşen faili meçhullerin açığa çıkmasını sağlayacak adresler değildir.  

Objektivite yetersiz olduğu kadar sanat değeri de çok zayıftır.  Filmin hareket alanı çok parçalı olup eklektik bir hava yaratmakta, belgesel tekniklerini insan aklına getirmektedir. Akışkanlık getiren; dolayısıyla her karenin geçen kareyi güçlendirmekten çok, eşit ve yatay bir algı doğurmaktadır. Her kare kendine yetmekte; neden, niçin, nasıl anlamında karelerin bağlantıları zayıf olmaktadır.   
Yazıya da yansıttığım bir makalenin başlığı sinemanın namusuydu. Demek oluyor ki, bütün teknik ışık ve efektlere rağmen ayrıca sinemanın bir de namusu varmış. Gerçi yazar, sinema nasıl namusu kurtaracak ile ilgilidir. Almanlar son sinema için ışık ve teknik iyi ama içerik boş diyorlar. Bu kadar inkara kaçmadan, filmin ayrıntılarına kaçan ama bana göre en önemli olan konu bir Ergenekon sorgu militanıyla işkenceye alınan bir gerillanın kız kardeşi arasındaki duygusal bağa ilişkindir. Réber APO çok önceleri “katilini sevmek” diye bir belirleme yapmıştı. Sanatta alegori ve metafor paradoks yaratmak için kullanılır. Ama bu tarzdaki bir paradoksun kişisel beklentileri vardır. Figür ve tiplemelerin alış yerleri kötüdür. Benim ülkemde filminde, Amerika’dan gelen bir siyah ABD vatandaşı ile güney Afrikalı sarışın bir bayan arasında böyle bir bağ kurulur. Ama sorun zaten deridir ve yer değiştirilerek, ilginç ve oldukça iyi bir estetik hava yakalanılmıştır. Buradaki paradoks sanatsaldır. Ya da en ilki sanatsaldır. Geriye kalanı izleyiciye kalıyor. 
Dar bir mekana aşırı uç çelişkiler sıkıştırılmış, yoğun figür serpiştirilmiştir. Bir tiyatro için normal olan bu durum sinema tekniği için kanımca yanlıştır. Her bir figürün toplum hafızasında oturmuş bir yeri vardır. Örneğin ihanet, örneğin hain, örneğin direniş… Cinayetleri bir ayak takımı ya da bir dar bir çete yapmadı. Devlet ve aktöreleri aklayan hata mağdur insanlarla ilişkiye çekip onurlandıran anlayış sakattır. Filme konu edinen kişilerin hepsi cellâttır. Normal insani ölçülerde duygusal bir atmosfer giydirerek, bu katilleri bu biçimde yansıtmak günahtır. Filimde geçişler çok hızlı yapılmaktadır. Kişilik okunmaları gerçeğe uygun değildir. Bir kontrgerilla elemanının, özel bir devlet memurunun şıp sevmesi, hele hele hiç tanımadığı bir Kürt kızına aşık olmasının kurgusunu yapmak için Kürdistan’da yaşamamak gerekiyor.       
Cesur bir film yapılmamıştır. Devlet zaten bu sürecin politikasını devleti ele geçirmiş çete guruplarının belirlediğini belirtiyor ve bunu özellikle bir politika değerinde yapıyor. Bunun sanat tarafından yapılması devletin yapamadığını yapmak oluyor ki, yapılan kayıp özgürlük filmi bir devlet filmi olmaktadır. Alınan bilgiler susurluk için kurulan meclis komisyonundan alınan bilgilerdir ki bu bilgiler Kürtlerin kayıp çocuklarını bulacak, mezarlarının üstünü açacak, asit koyularını tespit edecek bilgiler değildir

 

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse