İçimizden bir parça tiyatro

0
14
REKLAM    

Dilan Özbey / Siirt E Tipi Cezaevi
Doğal toplumda sanat kutsaldı. Dinsel törenlerde, kutsal günlerde insanlar iki grup şeklinde karşılıklı atışarak yaşanan cefa, sefa, sevda ve kahramanlıkları günümüz Kürt dengbêjliği şeklinde söylenirdi. Zamanla buna dans ve kimi figürler de eklenerek tam bir görsel şölen izlettirildi. Bu gelenekler zamanla toplumdan ayrışıp, masa başında keyif çatanlara sergilenmeye başlandı. Elitleşmeye doğru ilk adımlarını da attı. Tiyatro sanatını ilk kim buldu, kim hayata geçirdi, doğal toplumda bu bilinmezdi. Önemsenmezdi.

Tiyatro sanat dalını bir kişi değil yüzlerce kuşak yaratmıştır. Ozan-oyuncu işittiğini başka kişilere iletirdi. Oyunlar sanatçıdan sanatçıya geçerdi. Her sanatçı kendi ruhunu, yaratıcılığını katarak sahnelerdi. İnsanlar her şeyi elbirliğiyle yaptıkları gibi tiyatroda birçok kuşağın kolektif emeğiyle meydana gelirdi. Oyuncu geçmişten miras aldığı bir oyunu değiştirip süslediği hallerde bile kendi eseri saymazdı.

Derken bir zaman geldi. İnsan kendisinin olanı başkasınınkinden ayırmaya başladı. Eski kolektif yaşam dağılmış, artık sanatçı kendisini soyun uysal bir aleti olarak hissetmeyip kendisi için çalışmaya başladı. Doğal toplumda “ben” diye bir kavram yoktu. Kapitalizmle birlikte “ben-benim” sözcükleri daha çok kullanılmaya başladı.

Bir zamanlar insanlara övgülerin işitildiği tiyatro sahnelerinde şimdi insanla, insan aklıyla, kadını metalaştırmış alay ediliyor. Para, şan, şöhret, popülizm aracı yapılmış “göz kamaştırıcı nesnelerin parıltısı arttıkça insanın iç gözü de o derece körleşti.” Oysa, tiyatro bir yaşam biçimi, bir sahne görselliği ve hayata bazen ayna, bazen de mercek tutan bir hayat felsefesi…

Tiyatro, sisteme, insana, düzene en radikal eleştirisini ve başkaldırısını gösterir. Tiyatro, toplumların sahnelenmiş biçimidir. Doğal olarak yaşamdaki her şey tiyatroya kaynak olabilir. Dünyanın en eski, en tehlikeli (sistem açısından), en çok emek gerektiren sanat dalıdır.

Kürtlerin tiyatro tarihi, binlerce yıllık bir geçmişe dayanıyor. Fakat günümüz Kürt tiyatrosu başka halklardan gelmiş gibi empoze edilmiş, elit kesimle sınırlandırılmış dışarıdan izlemeyle kalmışız. Kürtlerin mücadelesi doğdukları yerlerde, aynı zamanda gerillada da devam etmektedir. Bu durum, tiyatro için de geçerlidir.

Bunun en güzel örneklerinden biri Hêvî Şanoger (Gafur Doğan) isimli tiyatro sanatçısıdır. Hêvî, 27 Mart 1971’de Mardin’de dünyaya geldi. Tarihin cilvesi olsa gerek hem gerilla, hem tiyatrocu, hem de dünya tiyatro gününde dünyaya geleceksin! Hêvî Şanoger MKM’de çalıştı. MKM kapatıldıktan sonra, “MKM kapatılamaz, sanatçı susturulamaz” sloganıyla dağa çıktı.

En büyük hayali Kürdistan’ın her yerinde sanat okulu açmak ve çocukları eğitmekti. Dağda yazdığı ve oynadığı birçok oyunla Kürt tiyatrosuna ciddi anlamda katkı sundu. Hêvî Şanoger ve Yekta Herekol (Erdoğan Kahraman) gibi değerlerimizin nezdinde, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyorum!

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse