Halil Uysal Sinemasında Mekan ve İnsan

Deniz Faruk Zeren

0
26
REKLAM    

Halil Uysal sinemasının, edebiyatının kenti yoktur. O kenti tanımaz. Kentlileri tanımaz. Kentlerden sakınır. Kendisi aslen kentli olan; İzmir’de doğup büyümüş ve ilk gençlik yıllarında Avrupa’da  fotoğrafçılık ve kamera eğitimi almış ve burada yaşamış olan  yönetmen, bir kopuşun elle tutulur hali olarak sinemasını kurmuştur. Bu tamamen bilinçli bir tercih olarak günümüz insan algısının sınırlarını zorlayan, daha doğru bir ifadeyle günümüz sanatçısının düşlerini aşan bir tercihtir. Halil Uysal Türkiye’nin ve Avrupa’nın şaşaalı, ışıklı, kasvetli, kalabalık,’modern’ şehirlerini, bu şehirlerin kendi içlerinde barındırdığı her türlü mekânı arkasında bırakarak dağları seçmiş bir yönetmen. Kısa bir süreliğine, bazı çekimler için kameraman yardımcısı olarak gittiği Ortadoğu’da kalarak, oradan dağlara yürümüş bir yönetmen. Dağların fotoğrafçısı. Yazarı. Yönetmeni.

Taşları,kayaları,suları,yamaçları,ağaçları,kuşları, börtü böceği,  yağmurları, karları, güneşi, rüzgarıyla,binlerce sırrı ve gerçeğiyle, karanlıkları ve ışığıyla dağlar sinema yapmak  için neden tercih edilir? Ama yalnız sinema yapmak için değil, yaşamak, varolmak, dirilmek ve kavga etmek için de! Halil Uysal dağları yalnızca sinema yapmak için tercih etmiş değil, tam da yukarıda saydığımız nedenlerle tercih etmiş bir yönetmen. “Maceracılık” veya öylesine bir romantizmle açıklanamayacak bir seçim bu! Yaşamı anlamlandırma biçimi diyelim. Kısacık ömrünün çocukluk ve ilk gençlik yıllarında kendi halkının farkında olma koşullarına sahip olamamış, anadilini öğrenememiş binlerce Kürt gencinin, yükselen direnişle benliklerinden sarsılarak yürüdüğü yollardan elinde kamerası, fotoğraf makinası, defteri ve kalemiyle, sanatın, estetiğin gücüyle, dahası bu gücü halk olarak varolmanın, direnmenin bir öznesi haline getirmek sancısıyla yürüdü o yolları Halil Uysal. Oldukça zorlu bir seçim! Oldukça sarsıcı bir seçim! Yaşamak ve varolmak için seçtiği bu mekânı aynı zamanda sanatını icra etmek için de esas mekân olarak alması, bunun ısrarı içinde olması en ayırt edici yanıdır. Çünkü onun halkı dağlı bir halktır! Dağlardan gelip hep dağlara dönmek zorunda kalmış bir halk. Dağlarda direnmeyi, halk olarak varlığını dağlarda sürdürmeyi tarih herhalde başka bir ulusa bu kadar dayatmamıştır! Kentlere indikçe bastırılan, “çağdaş” köleciliğin her türlü asimilasyon uygulamasına maruz kalan öldürülen ve hep ölüdürülen bir halkın tercihi; hep ölüp hep yeniden dirilme, yenilenme,hayatın, tarihin akışına ortak olma şansı hep dağlar sayesinde olmuşsa elbette Halil’in yolu da dağlardan geçecektir. Geçip gitmeyecektir ama orda kalacak, halklaşacak, giderek dağlaşacaktır. Halil Dağ olacaktır. Ve sinemasını, sanatını bu varolma, yaşama tarzı üzerinde inşaa edecektir.

Politik militanlıkla sanatçılık Halil Uysal’da ayrılmaz bir bütünlük taşımaktadır. Kendi kişiliğinde, tercihlerinde ve kısa yaşamında ortaya koyduğu ürünlerde bunu oldukça çarpıcı bir şekilde görürüz. Militan bir sanatçı örneğiyle karşı karşıyayız…Dünyanın heryerinde bunun örneklerine rastlamak mümkün. Siyasal duruşu ve mücadelesi sanatını, sanatı siyasal düşünce ve mücadelesini besleyen bir örnek Halil Uysal da. Sinemayı, fotoğrafı, birebir halkının mücadelesine yedirmeye çalışan, halkının mücadelesini sinemasına taşıran Halil Uysal, 1998 yılında yayınladığı “Halil’in gözünden” adlı, yaşadığı dağları  öykü diliyle anlattığı kitabıylakamuoyunca tanınmaya başlandı. 2002 yılında Tirej adlı kısa filmiyle sinemada ilk ürününü veren Halil Uysal, dağlarda çekilmiş, halen beğeniyle izlenen bir çok müzik klibine de imza atmıştır. Eynê Beynê (2002) Dema Jın Hezbıke (2003), Zap’ın Gözyaşları, Nepaniye Rumeye, Beritan (2006) ve Zağros İçin Bir Şarkı (2007) bilinen yapıtlarıdır. Tüm bu çalışmalarını dağda, dağ imkânlarıyla ve dağın insanlarıyla yapmıştır Halil Uysal. Ancak kendi sinema dilini oluşturduğu ve izleyici kitlelerine taşıdığı filmi kuşkusuz Beritan’dır. Diğerleri gibi Beritan’da Halil Uysal’ın öncülüğünde yürütülen senaryo yazımından, set çalışmalarına, oyunculuktan, maddi imkânların oluşturulmasına kadar her aşamada kollektif bir filmdir. Örnekleri oldukça sınırlı olan bir tarzdır bu. Ortak aklın, doğru tartışma kültürünün ortaya çıkardığı bir tarz. “Beritan” gerek işlediği konu ve gerekse dönem bakımından Kürt Özgürlük Mücadelesi için oldukça önemli bir yerde durmaktadır. Kürt kadınının özgürleşmesinin, diriliş ve direnişinin simgesi olan Beritan’ın (Gülnaz Karataş) sinemaya aktarılması yalnız belgesel açıdan değil, sinemasal açıdan da oldukça yerinde bir seçimdir. Sinemayı gelecek kuşaklara dünü ve bugünü ulaştırmanın iyi bir aracı olarak kullanan yönetmen bu filmle sınırlı olanaklarla oldukça zor bir senaryoyu, ki gerçek bir yaşamdan beslenen bir senaryodur bu, perdeye aktarmayı başarabilmiştir. Beritan adlı filmin de her karesinde dağ olgusunu bir karekter, kendi üslubuyla konuşan bir oyuncu olarak izlemek mümkündür. Böyle olması da kaçınılmazdır.Çünkü hem Beritan’ın dağla bütünlüğü, hem dağın burada temel olarak dirilme, teslim olmayan özgür bir kadın olarak yaşama alanı olması dolayısıyla bu kaçınılmaz bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Beritan’ı aşkı ve kavgasıyla bütünlüklü olarak yansıtmaya çalışan film maalesef hiçbir sinema salonunda gösterilme şansına kavuşamadı.Aksine filmi bir şekilde çoğaltıp dağıtan, satan gençler tutuklandı, sorgulara, gözaltılara maruz kaldı. Halil Uysal sineması dolayısıyla yasaklı bir sinemadır aynı zamanda. Teknik olanaklar olmasa ulaşamayacağımız bir sinemadır.

Halil Uysal sinemasının dağları,mutlaka savaşan dağlardır! Dağ ve savaş! Dağ savaş ve sinema! Halil Uysal bunları biraraya getirebilmiş bir yönetmen. Dağların en olumsuz koşullarını, savaşın en acımasız zamanlarını sineması için değerlendirmeyi bilmiş, halkının imkânlarına yaslanarak dağ yüzlerini görüntülemiş, hikâyelerini anlatmış, dağlaşmış!”Dağ sineması kürdün koca bir trajedi içerisindeki uyanışını ve sadece kahramanlıklarla dolu tarihine sahip çıkmakla yükümlü değil. Aynı zamanda geleceğine biçim vermekle de yükümlüdür. Bu da ancak bulunduğu yerden yapılabilir. Yani dağda. Çünkü, Kürdün özgür düşüncesini sunduğu başka yeri ve mekanı yok”  deyişindeki gerçeklik Halil Uysal sinemasının temellerini  ifade eder.

Herhangi bir doğa sevgisinden değil, tam da yaşam tarzından ötürü, ülke sevgisinden ötürü o dağlardaki her taşa, her kayaya, suya, rüzgara, patikaya, çalıya anlamlar yükler, basit anlamlar değil, herbiri sinemasını birer öznesidir. Giderek kişisidir. Nasıl ki kentlerde insan belleğinde her caddenin, her sokağın, binanın, yapının  uyandırdığı bir duygu varsa ve bu kameraya yansıyınca estetik bir algıya dönüşüyorsa Halil Uysal içinde o taşların, kayaların, suların anlamları, estetik yansımaları vardır.Halil Uysal, hayatını kaybettikten sonra, Gündem Gazetesi’nin web sayfasında yayınlanan “Halil Halili anlatıyor” başlıklı yazısında şunları belirtmiş: “Çok eskilerden, yıllar öncesinden  görmüş olduğumuz bir kayanın, üzerinden atlayıp geçmiş olduğumuz bir taşın veya suyunu eğilip içmiş olduğumuz bir pınarın hala yerinde olduğunu görünce içimizi tarif edemediğimiz bir sevinç kaplar. Çok uzun zamandır tanıdığımız bir dostu görmüş gibi seviniriz. Dokunmadan geçemeyiz… Usulca elimizi uzatıp şöyle bir süreriz. Onu hissederiz… O an onun da bizi hissettiğini fark ederiz. İçten içe bir selamlaşmayı, bir kucaklaşmayı yaşarız.” Bir dostu görür gibi görmek tekrar bir kayayı, yalnızca dağlı insanlara mahsusutur elbette. Ve bunu yansıtmak sanatına, yine yalnızca dağlı sanatçılara mahsustur.

Elbette yalnız doğal nesenler değil Halil Uysal sinemasının temelleri. En önemli faktörü dağlı insanlardır. Onları arar bulur. Onları yaşar, paylaşır, onları hisseder, onları yazar, onları fotoğraflar ve onların hikâyelerini aktarır sinemaya. Onlardan biridir çünkü Halil Uysal. En iyi o anlatır mutlaka onları. Her insanı bir mekân gibi kurar.Her mekânı bir insan gibi. Her insan bir ülkedir çünkü! Özgürleştirilmiş her kaya parçası ülkedir çünkü! Her insan içinde ülkesinin acılarını, sevinçlerini, kendi tarihinin yansımalarını, açlığını, yokluğunu, özlemlerini,kavgalarını taşır çünkü. Halil Uysal onları aktarır sinemaya.”Dağlarda  yakaladığım bir tek simayı, bir tek sözü bile hiçbir şeye değişmeyecektim. Üzerinden atlamayacak, kıyısından geçmeyecektim. Hiçbir şekilde yaşanmamış saymayacaktım. Bir halkın yaratılış günlerinin en güçlü ifadesi olan dağların sözleri ve yüzleri benim yıllar boyunca bu coğrafyada yürümemin tek nedenidir. Dağlardaki arkadaşlarım kadrajlarımın nesnesi olurken kalbimin de öznesi haline geldiler. Objektifin bir tarafından onlara bakarken diğer tarafında onlarla yaşadım. Bazen yabancı bazen de onlardan biri haline geldim.” Sineması için edindiği temel ilkeyi bu sözlerle, çarpıcı bir şekilde anlatıyor Halil Uysal. Dağlarda ülkenin her tarafından gelmiş genç yaşlı, kadın erkek yüzlerce ve binlerce yüz! Her yüzde ülkenin kaderinin izleri. Asi, bazen dalgın, coşkulu , hasret çeken, sert, anaç bazen,inanç ve amaç yüklü, sevgili, naif, dokunaklı, umutlu, bazen yorgun yüzler. Geldikleri yerlerin toprağını yansıtan yüzler.

Halil tüm bu yüzlerden biri ve bu yüzlere hayran bir yönetmen. Seçtiği kahraman-insan karekteri geleceğin insanını anlatıyor, onu bugünden temsil ediyor. Ve bu kahraman-insanın mekânı dağlar oluyor. Kendini en iyi yine kendi kalemiyle anlatan Halil Uysal, konunun özüne ilişkin kısaca şöyle diyor:

“Tüm bu çalışmaların  yerinin burasının, dağ başlarının olmadığı söylenecektir. Bense buradan başka hiçbir yerde sinema yapamam. Çünkü bu dağ başlarına ve dağların çocuklarına inanıyorum. Bu çalışmanın başka yerlerde yapılabileceğinin de farkındayım. Bunun iddiasında olan birçok arkadaşımız da bulunuyor…

Ama ben gerilla sineması için varım. Hayata ve görünümlere olan yolculuğum beni buraya taşıdı…

Mecburum…”

Dağların kameramanı, yönetmeni Halil Uysal en son geçtiğimiz yıl “Ağrı Dağına Yürüyenler” isimli bir film için çalışma yürütürken elinde kamerası, fotoğraf makinasıyla aramızdan ayrıldı…

 

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse