Halil Uysal Dağ Sineması

Evîn Zînawelat

0
179

“Bir başlasam bütün zaman duracak ellerimde, çok iyi biliyorum. Yola bir koyulsam su gibi akacak her şey avuçlarımın arasından, biliyorum… Ben daha henüz ne olduğunun farkına varmadan ellerim çantamın fermuarını hızla açacak, emektar kameramı kavrayacak ve gözlerim kimsenin hayal edemeyeceği eşsiz coğrafyaları, dağları, ovaları o coğrafyadaki insan yüzlerini görecek…”

“Bir başlasam bütün zaman duracak ellerimde, çok iyi biliyorum. Yola bir koyulsam su gibi akacak her şey avuçlarımın arasından, biliyorum… Ben daha henüz ne olduğunun farkına varmadan ellerim çantamın fermuarını hızla açacak, emektar kameramı kavrayacak ve gözlerim kimsenin hayal edemeyeceği eşsiz coğrafyaları, dağları, ovaları o coğrafyadaki insan yüzlerini görecek…”

“Şu dünyayı tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü dünyanın düşkünlüğü, yüreğimi parçalar” diyordu filozof. Bu tutsak halk parçalıyordu yüreğini. Bu kirlenmiş ilişkiler ağı ve zamane aşklar. Oysa Halil Dağ çok iyi biliyordu dünyanın da, sanatında, aşkın da görkemini. Dönüş olacaksa, bu, sanatçının emeğiyle yaratılacaktı. Öngörüsüyle, olması gereken ahlâki yaşamın imge dünyasından çıkartacaktı. Emindi.
Onun içindir belki de elini kameraya uzatışı. Mezopotamya’nın yerli halkının taşındığı görüntülerdeki hakaretlere dur diyecek dağ gibi mağrur, dağ gibi onurlu bir gerillaya ihtiyaç olunan dönemde çıktı ve şöyle dedi:

 “Kürt konulu filmleri izlediğimde, hayal kırıklığına uğradım. Bütün bakış açılarıyla zavallı Kürt’ün filmi anlatılıyordu. Kürt insanı zavallılığı ve çaresizliğiyle dile getiriliyordu. Ki ben yiğit Kürt çocuklarını tanımış, onlarla birlikte yıllarca yaşamıştım dağlarda. Belki bu yaklaşım bir yere kadar doğru olabilirdi. Ama zavallı tiplemelerde ısrar edilmesinin Kürt yönetmenlerinin yanılgısı olduğunu ilk o zaman hissettim. Zavallı Kürt’ü kesinlikle inkâr edemezdim ama bu, ancak devrim sürecinin başlangıcı olarak kabul edilebilirdi. Ondan sonrası için hâlâ sürdürülüyorsa bu yanılgıdan öteye bir şey ifade etmezdi…”

Ve yiğit Kürt’ün filmini yapmanın zamanı gelmişti. Kürt yönetmenler, Kürt sineması için yola çıkanlar, buna daha fazla göz yumamazlardı. Kürtlerin son otuz yılına damgasını vuran bir kahramanlık çağı vardı ve artık bu kahramanların üzerinden atlanamazdı. Kürt anaları son otuz yılda insanlık tarihinin en yüce kahramanlarını yarattı. Hep zavallıları dünyaya getirmediler. Kürt çocukları dağlarda destanlar yazmıştı. Kürt sineması için yola çıkanlar bunlar yokmuş gibi davranamaz, bunları hiç yaşanmamış sayamazdı.

En çok da bu etkiliyordu Halil Dağ’ı. Kamerasına büyük bir görev düşüyordu artık. “Haydi” diye fısıldadı vizörüne. “Yiğit Kürdün filmini yapmak, bize kaldı” dedi. Herkes zavallılığı anlatıyorsa, o da tanıklık ettiği yiğitliği anlatacaktı. Ve bu halk, yıllarca süren silahlı mücadelesinin sonucunda, bunu hak etmişti artık. Bir halk binlerce şehidiyle ayağa kalkmışsa, dağlardaki çocuğuyla onur duyuyorsa, ben varım diye haykırıyorsa ve Kürt sanatçısı bunu görmezden geliyorsa, bu affedilemezdi… Ne halk affetti bunu, ne de gerillanın dili, kalemi ve gözü olan Halil. Sanat, gerillanın sözlerinde saklıydı. İrade sahibi Kürt nasıl dağda doğduysa, Kürt sanatı da dağda doğacaktı. Tıpkı Hozan Serhat’ın, Mizgin’ in, Yekta’ nın, Sarya’ nın, Delila’ nın özgürlüğün ezgisi olduğu gibi, Halil Dağ da onurlu Kürdün gözü olacaktı. Ve koskoca bir insanlık kürdün kahramanlıklarını, aşklarını, direnişi onun gözünden görecekti. Ehmedê Xanî’ nin gerçek kürdü anlatma çabasının ardılı olacaktı. Musa Anter’ in kaleminin devamı. Gurbeteli’ nin dağa aşkı. Hepsini kalbine, oradan kamerasının içine aldı.

O, fotoğrafladıklarına dışarıdan değil, bizzat içinden baktı. Bu yüzden değil midir, gerillanın ona olan sonsuz güveni ve “Bizi anlatacak Dağ gibi bir Halilimiz var” deyişi. Şimdi onu anlatma sırası bize gelmiş. Kürdistan sanatçılarına, emanet ettiği Dağ kamerasına. Layık olur muyuz, denk düşer miyiz bilinmez. İçten içe “Heval Halil yıldızlarla buluşmaya giderken bile bizi düşünerek, kendini anlatma görevimize katkıda bulunmuş. Öyle güzel ki yazdıkları, üzerine söz söylenemiyor” demekten alamıyor insan kendini. “Bir halkın yaratılış günlerinin en güçlü ifadesi olan dağların sözleri ve yüzleri, benim yıllar boyunca bu coğrafyada yürümemin tek nedenidir” deyişini mi hatırlatmalı, yoksa “Bu dağdaki bütün ilişkilerimin benim için bir armağan olduğunu düşünürüm. Bir söz olsun, bir gülüş olsun veya bir dokunuş” dedikten sonra, basışını mı deklanşöre?

Evet, Dağ, Kürt halkının yarattığı en büyük değerdir. Kürt halkının en güçlü birikimi ve belleğidir. Kürt çocuklarının gencecik bedenleriyle oluşmuş hazinesidir. Ve koca insanlık tarihi içinde dağ, Kürt halkının tek dayanağıdır. Kürt halkı, dağı yaratmıştır. Dağda düşünmeyi ve görmeyi yaratmıştır. Bunu anlatacak olan insanın da o büyüklükte bir inancı, bir yaşamı olmalıydı.

Olmalıydı ki Komutan Bêrîtan’ ın uçurumdaki çığlığını duyabilsin, olmalıydı ki Tîrêj’ in vurulup yaralandığı an telsiz cihazından son sözlerini o gecenin anlatılamaz serinliğinde, o dört bin yıllık ezginin içinde dinleyebilsin. Tîrêj yaralı mevzisinden o büyük mütevazılığı içinde ‘Bütün yoldaşlara selamlar, Kürt halkının başı sağ olsun’ derken gözyaşlarını tutamayıp, bunu anlatabilsin.

Kameraman Halil, dağın doruğuna baktı. Yansıtması gerekenler, her biri bir çiçek gibi dizilmişti önüne. Kuzey gerillasını çekme zamanı gelmişti.
Giderken;
“Kuzey Kürdistan’a yaptığım bu yolculuğun benim için birçok nedeni var. Bunlardan ilki ve bütün arkadaşlarımın bildiği; Botan’ da başlayıp Ağrı Dağı’nda sonuçlanacak ve kuzeyin gerillasını anlatacak bir belgesel film hazırlamaktır… Daha önce hiçbir kameraman tarafından denenmemiş, yapılmamış ‘Ağrı Dağı’na Yürüyenler’ ismini verdiğim bu çalışmayı sonuçlandırdığım günü düşünmek bile bana büyük bir heyecan veriyor. Kıyasıya bir savaşın yaşandığı bu coğrafyada bu çalışmayı başarır mıyım, bilemiyorum. Ama en azından Kâbe’ye yürüyen karınca misali yollarında ölürüm…”
Ve gitti..
Nasıl yaşamalı sorusunun cevabı ne kadar da netti Halil yoldaşta. İnandığı değerler uğruna yaşamak, bedensel terk edişi de yine aynı şekilde, onurluca yapmak. Gerillaların gülüşüne, bakışına sevdalı olmak. “Onlar benim kahramanım” demek. Bunu derken O da koskoca bir halkın, gençliğin, Kürt sanatçılarının ‘Kahramanı’ haline geldi.
Ve gitti..

Çocukluk hayallerinin peşinden koşan Güneş’ten etkilenerek çıktığı doruklarda, ona verdiği sözü hep tuttu. Kamerasıyla yaşadı, kamerasıyla ‘Hoşçakal’ dedi halkına.
Ve gitti..

Nereye mi? Halil Dağ şimdi tanrıçayı ikna etmiş ve ‘güneşin engellenemez ışığı’nın filmini çekmeye başlamıştır. Ve belki de bizler, Heval Halil’in bu projesi tamamlandığında, rüyalarımızda izleyecek, film bittiğinde uyanıp, ayakta alkışlayacağız başarısını. Hem de aynı gece, aynı anda kalkacağız ayağa.

Hayallerinin peşine düşmüş gerillaların düşünceleri bunlar. Gerçek olamaz mı? Ne dersiniz?
“Bana gelince… Ben gerillayım… Kürt halkı üzerinde inkâr ve imha kılıcı savrulduğu sürece, elimde silahımla dağ başlarında yaşayacağım. Bugün kameramanım, yarın fotoğrafçı, öteki gün fırında ekmekçiyim. Tepeci olmam gerekirse tepedeyim, nöbette olmam gerekirse nöbetteyim. Geceler boyu yürümem gerekirse yürüyüşteyim.  Kürt halkının bana vereceği bütün görevlere hazırım. Bir daha film yapar mıyım bilemiyorum. Ama bunu yapması gerekenler yapmazsa, bir kez daha yönetmenim…”

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Comments
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne