Gerçeği arayan bir sinemacı: Medet Dilek

0
35
REKLAM    

‘’Yeni muhalif belgeselciler bir cephe alanı açtılar. Ve daha farklı belgesellerin yapılacağını, insanları gerçek ile rahatsız edebildiklerini gösterdiler. Bu noktada en büyük çıkışı ‘Kürt Sineması‘ gerçekleştirdi. Uzun metrajlı filmler çok geç oldu ama Kürt Sineması, atılımını kısa metraj ve belgesellerle yaptı.’’ 

 

Gerçeği ‘belgesel sinemacı’ olarak arayan bir yönetmen olan Medet Dilek, 1975 yılında Sivas İmralı’da doğdu. 2001-2002 yılları arasında Ankara Çağdaş Sanat Eğitim Merkezi’nde Sinema Tarihi üzerine kurs gören Dilek, aynı yerde ‘Kısa Film Atölyesi’ kurdu. 2004 yılından itibaren Sosyalizme Saygı üçlemesi adını verdiği Ulucanlar Cezaevi’ni anlattığı ‘Notasyon’(2004),  Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ı konu alan ‘Guan-Di’nin Düğünü’(2005) ve beş hayat kadınının hikayesini anlattığı ‘Limonlu Kahve’(2012) belgeselleriyle adını sinema dünyasında duyurdu. Yılmaz Güney’e ithaf ettiği, 72 dakikalık belgeseli ‘Narkolepsi’ ile bu kez kamerasını 37 kişinin katledildiği 1993 Sivas Madımak katliamının bir kez daha sorgulanmasına çevirdi. Yönetmenin belgesel çalışmaları dışında Jan, Kimliksiz Tesbihler ve Masadaki Ses adlı kısa film çalışmaları da bulunuyor.

Medet Dilek belgesel sinemacılık ile yönetmenliğindeki çizgisini ise, ‘’Gerçeği aramaktayım. Bilinmeyeni ortaya çıkarmak, dokunulmamış olana dokunmak. Belgeselin alanı daha sınırsız ve özgür görüyorum’’ sözleriyle tanımlıyor.

Medet Dilek ile belgesel sinemayı, belgeselcilik ile politika ilişkisini, Kürt Sinemasında belgeselciliği, Halil Uysal sinemasını ve  ‘Narkolepsi’ belgeselini konuştuk.


Sizi sinemacı olmaya iten neydi? Belgesel sinemacı olarak öne çıkmış durumdasınız. Neden belgesel? Belgesel sinemacı olmanın önemli yanı nedir?

11 yaşındaydım. İlk kez yasaklı bir film izledim. Yılmaz Güney’in Yol filmini VHS kasette izlemiştim. Çok ağır bir filmdi benim için. O günden itibaren başka filmler geldi. Ve büyük puzzle bir araya gelince, bendeki belgeselcilik durumu ortaya çıktı. 

2000’li yıllardan bu yana da belgesel sinemacılıkla uğraşıyorum. Belgeselin ismini çözümlediğimizde; belgelerin selleri ortaya çıkmakta. Yani Türkçe’den açılımını yaptığımızda, belgelere yüklenip malzemeyi çoğaltarak, gerçeklerin ortaya çıkışıdır belgesel. Belgeselle gerçeklik ve gerçekleri aramak arasında çok güçlü bir bağ olduğunu düşünüyorum. Sinemada daha farklı. Çünkü sinemada gerçekler de var, fakat rüyalar ve düşsel öğeler de var. Beni belgesele çeken asıl nokta burada yatmakta. Yani gerçeği aramaktayım. Bilinmeyeni ortaya çıkarmak, dokunulmamış olana dokunmak. Belgeselin alanı daha sınırsız ve özgür görüyorum.


Belgesel ile politika arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?  Kurgu ve estetiği nereye koyuyorsunuz?

Bence politika belgeselden beslenmeli. Yani genel olarak politikanın sanattan beslenmesi gerekmektedir. Bunun tersini düşünmek bile istemiyorum. Sözlerimde ‘Belgesel’e gerçeklik demiştim. Politika da bir yandan bunu yapmaya çalışmakta. Fakat politikanın bir kirli yanı bulunuyor. Oysaki, sanatın gerçekle arasındaki bağ daha güçlüdür. Özellikle belgeselde bu kirlenme hemen hemen sıfırdır. Bu yüzden politikanın sanattan daha fazla etkilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Geçmiş yıllarda ‘Bin Umut Adayları‘na film önerilerim olacaktı, fakat gerçekleşmedi. Bu çalışmada asıl amacımın adayların buradan etkilenmelerini sağlamaktı.


Ben hayatın her alanında estetiğin yer alması gerektiğini 

düşünüyorum. Estetik ihmal edildiğinde özellikle sanatın eksik kalacağını düşünüyorum. Yani, estetik olma- dan çok da başarılı bir sinema yapılacağını düşünmüyorum. Özellikle yeni oluşan Kürt sinemasının, estetikten uzaklaşmaması gerektiğini düşünüyorum.


Günümüz belgesel sinemacılığı ve ‘Kürt Sineması’nda belgeselciliği nereye koyuyorsunuz?

Eskiden belgesele şu gözle bakılmaktaydı: Bir televizyon kanalı ‘ceza’ olarak belgeselci oluyordu. Bu gaddar tutum halen devam etmekte. Buradan yola çıkarsak devletin gerçeğe, gerçekliğe yaklaşımını daha net görebiliriz. Bizlere kalırsa bu bir ödüldür, fakat insanlara kabul ettirilen bunun bir ceza olduğu. Bu tutuma karşı muhalif belgeselciler bunun hesabını sormakta. Yeni muhalif belge- selciler bir cephe alanı açtılar. Ve daha farklı belgesellerin yapılacağını, insanları gerçek ile rahatsız edebildiklerini gösterdiler. Bu noktada en büyük çıkışı ‘Kürt Sineması’ gerçekleştirdi. Uzun metrajlı filmler çok geç oldu ama Kürt Sineması, atılımını kısa metraj ve belgesellerle yaptı. Çünkü gerçek rahatsız etti herkesi. Fakat Kürt halkının bu kadar geç atılım gerçekleştirmesinin başlıca sebebi, hala bir belgesel süreci yaşıyor olmaları. Filmleri yoktu ama o ‘Katliam’ filmi devam etmekteydi. Son kuşaklar bu konuda fırsatları daha iyi değerlendirmekte. Kürtler açısından bu alan boş bırakılan yada ihmal edilen değildi, dayatılan buydu. Yaşanan savaş koşullarında bu bir lükstü.


Yeni bir çalışmanız var mı? Katliamların belgesellerini yaparken ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Halil Uysal sineması hakkında ne düşünü- yorsunuz? 

Şuanda 3 tane belgesel projesi devam etmekte. Bu konuda kendimi ciddi anlamda aç hissediyorum. Bunun dışında bir de uzun metrajlı bir sinema filmi olacak. Belgesellerden sonra bunu düşünüyorum. Ama bu noktada  şunu söyleyebilirim Koçgiri katliamına ilişkin bir çalışmam olacak. Bu beni hayli heyecanlandırmakta.

Muhalif olan belgeselcilerin karşılaştıkları zorluklar hiç bitmiyor. Bu  belgesellerin içeriğinden kaynaklı eksi ile başlıyorsun. Fakat belgeselcilikte bu tür engellere karşı üzerinden atlayarak ilerlemeye devam etmeyi esas alıyorum. Bu tür belgesellerin desteklenmemesi sorunu ciddi bir sorun. Ekonomik anlamda ciddi bir şekilde zorluk ortaya çıkıyor. Fakat burada dayanışma ağı devreye girmekte. O yüzden önümüzdeki engeller kısmen hafiflemekte.

Halil Uysal ‘Dağ sineması’nı başlatan önemli isimlerden biridir. Onun sineması bir ışık rolünü görmüştür. Ve ciddi bir aydınlanmaya neden olmuştur. Özellikle de Kürt sinemasında.


Sivas Katliamı üzerine Narkolepsi belgeseli ile ciddi ses getirdiniz. Bu belgeselde eksik gördüğünüz yada arkada kalan gerçeklik var mı? Neden Narkolepsi?

Tabiki var. Teknik eksiklikler de var fakat şunu sorgulamak isterdim. O otelde içeride geçen 8 saati sorgulamak isterdim. O sekiz saatte neler yaşandığını bilmek isterdim. Benim açımdan kıyametin kopması gereken bir durum. Bu nasıl bir inanmışlık ki, orada 8 saat boyunca kendi sonunu bekliyorsun. Onların orada ki durumlarının sorgulanmasını isterdim.

Neden Narkolepsi’ye cevabım ise: Çünkü toplumun büyük bir kısmı narkoz olmuştu. Aslında burada toplumun o uyuyan haline bir gönderme vardı. Bu noktada görüşemediğim bir çok kişi oldu. Muhsin Yazıcıoğlu ve Mehmet Ağır ile de görüşmek isterdim. Vali ile görüşmek için çok uğraştım, fakat sonuçsuz kaldı bu çabalarım. 


REHA SARI

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse