Filmamed kültürel duvarları yıkıyor

0
23

Önder ELALDI
 

Doğu Kürdistanlı yönetmen Taha Karımî’nin ‘Caşê Spî’ filmi Filmamed kapsamında gösteriliyor. Festivalde konuştuğumuz Karimî, Kürdistani festivallerin Kürtlerin arasına çekilen kültürel duvarları yıkması anlamında önemli olduğunu söyledi


Filmamed kültürel duvarları yıkıyor

Filmamed Belgesel Film Festivali, Doğu Kürdistanlı (İran Kürdistanı) Kürt yönetmen Taha Karimî’yi konuk ediyor. Daha önce İF İstanbul ve Uluslararası Amed Film Festivali’ne “Kandil Dağları” filmiyle katılan Karimî yeni filmi Caşê Spî’yle (Beyaz Korucu) yeniden 23 – 24 Mayıs’ta Amedli sinemaseverlerle buluşuyor. İran’da yaşadığı sorunlardan kaynaklı Federe Kürdistan’da yaşayan Karimî, Caşê Spî’de Enfal Soykırımı döneminde binlerce Kürt’ü kurtaran kendisi de Kürt olan Baas rejimi komutanlarından Saeid Jaf’ın hikayesine yer veriyor. Filmamed’e ilişkin konuşan Karimî, Kürdistani festivaller sayesinde Kürtlerin arasına örülen kültürel duvarları yıkarak daha iyi tanışma olanağı yakaladıklarını ifade etti. Özellikle Kuzey Kürdistan olarak tanımladığı Türkiye Kürt Bölgesi’nin ise yaratttığı kültürel birikim ile bütün Kürdistan’ı özgürleştireceğini söyledi. Karimî ile yeni filmini, Filmamed’i ve Kürt Sineması’nı konuştuk.



Filmamed Kürdistan’ın bütün parçalarından Kürt filmlerinin de katıldığı Kurdî duyarlılığı yüksek olan Kürdistani bir festival. Filmamed’i Kürt Sineması açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Daha önce Hewler’de bir festivale katıldım, şimdi de buradayım. Bu tür festivallerin en önemli tarafını, her parçada yaşayan Kürt sinemacıların birbirlerini tanımaları, birbirlerinin tecrübelerinden yararlanıp ilişkilenmeleri olarak tanımlayabiliriz. Mesela Doğu Kürdistan’da birçok iyi işler yapan Yazarlar Derneği var, çok iyi eserler yapıyorlar. Doğu Kürdistan’da Hejar Mukriyani diye bir yazar var. Bütün Kürdistan’ın en büyük yazarlarından biri olarak sayabiliriz. Yazar İbrahim Ahmed var, onu da bu kategoride sayabiliriz. Ama bunlar Güney ya da Kuzey’de tanınmıyorlar. Aynı şekilde Güney Kürdistan’da bu şekilde dernek ve kurumlar var, tanınmıyor. Kürdistan’ın dört parçası arasında kültürel duvarlar örülmüş ve kültürel bir kopukluk yaşanıyor. Umuyorum ve diliyorum ki bu tür festivaller sayesinde sinemacılar bu duvarları kırar ve birbirimizden ayrı kalma, tanınmama ve tanımama sorununu aşmış oluruz.

Güney’de buradaki gibi bir çaba var mı?

– Hewler’de bir tane yapıldı. Orada da belirli bir çaba var ama yetersiz. Bu festivallerin her parçada yapılması aynı damardan beslenen bir halkın arasına örülen duvarların daha çabuk bir şekilde parçalanmasını sağlayacaktır.

Filmde Enfal Soykırımı döneminde Kürtler’in Caş olarak tanımladığı halkına ihanet etmiş Saeid Jaf’ın hikayesine yer veriyorsunuz. Jaf  aynı zamanda binlerce insanı kurtarıyor. Böyle bir hikaye nasıl ortaya çıktı. Filmi yapma sürecini anlatır   mısınız?

– İlk aşama olarak, Baas rejimi ile ilgili bir çalışma yapmaya karar verdim. O sırada bir şey duydum, o dönemde rol oynayan, Baas sisteminde rol alan Saeid Jaf’ın (Baas komutanlarından biri) yüzlerce kişiyi ölümden kurtardığını duydum ve bununla ilgili bir araştırma yapmaya başladım. O dönemler büyük ihanetlerin, büyük yıkımların olduğu bir dönemdi. O dönemde, o karanlık şeylerin içinde yer alan biri vardı ve ben bir şeyin farkına vardım. Özüne ihanet etmiş biri, özünde iyi bir taraf var. O diyor, “Ben Kürdistan’ın Schindler’iyim. Baas rejiminin bir komutanı ve haindim ama binlerce Kürt’ü ölümden kurtardım.” Merg diye bir yer, söylediği yerlere gittim. Binlerce kişinin hayatını kurtarıyor değişik yöntemlerle, delice yöntemlerle. O deli lakabı o yüzden takılmış ona. O kişi şu an yaşıyor. O dönemde Güney Kürdistan’da yüzbinden fazla Baas rejiminin savunucusu ve taraftarı vardı, bunların yüzde 98’i ölümler, kötülükler yapıyordu. Bunların içinde çok az insanın deliliğin içinde bir olumlu taraf vardı ki, onlar binlerce insanın yaşamını kurtardı.

Saeid Jaf’ın daha çok hangi yönü ortaya çıkıyor?

– O insanın iyi ya da kötü bir insan olarak tanımlamıyorum. Orada bir karakter var ve ben karakter ile sadece Enfal’i anlatmak istemiyorum. Orada Kürt bir insan var, o insan bir süreçte bir şeyler yapmış ve ben izleyiciyi o kişiyi görmeye, duyumsamaya ve onunla bir olmaya davet ediyorum. Onun yaşamı iki bölümden oluşuyor. Bir bilenen ve görünen tarafı bir de gizemli tarafı var. Görünen tarafı binlerce kişiyi kurtardığıdır. Bilinmeyen tarafı ise kaç kişiyi öldürdüğüdür. Bu konuda ne yaptığını bilmiyoruz. Onun olumlu taraflarını gösteriyoruz. Mesela Enfale uğramış, ailesini yitirmiş bir aile var, onlar da bu adam hakkında -ve tabii ki ihanet edenler hakkında- hiçbir hainin iyi olamayacağını söylüyorlar, bunların fikirlerini de bu filmde yayınlıyorum. Ben onun savunuculuğunu yapmıyorum sadece gösteriyorum.

Belgeseller tam da bu noktada önemli oluyor, tarihi gerçekleri ortaya çıkarma konusunda..

– Belgeseller, hakikate hizmet ediyor. Enfal dönemi karanlık bir dönem, kimsenin fazla bir şey ortaya çıkarabileceği bir dönem değil. Ele aldığım kişi ve konu orayı aydınlatmak için bir ışıktır.

Doğu Kürdistan’da filmlerin, sinema sektörünün geldiği nokta nedir?

– Güney Kürdistan’da film yapmak için imkanlar var. Doğu Kürdistan’da film yapmanın imkanları çok az. Orada her alanda imkanlar kısıtlı ve çok büyük sıkıntılar var. Sinema alanının orada geliştiğini söyleyemeyiz.

Doğu Kürdistan’dan baktığımızda Kuzey sinema açısından nasıl görünüyor?

– Her konuda Kuzey Kürdistan ilerdedir. Burayı gördüğümde çok umutlanıyorum. Kuzeyi, bütün Kürdistan’ın özgürleşmesi konusunda öncü olarak görüyoruz. Güney Kürdistan’da yaşıyorum şimdi. Neden oradayım. Bence Ortadoğu’daki iktidar bakımından en özgür alandır. Orada da sıkıntılar var. Ama Ortadoğu’ya baktığımızda özgürlüğün daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Çalışmalarımı yapmam konusunda kendimi rahat hissediyorum, bu yüzden Güney’deyim. Ama Kürdistan’ın her parçasının kendine özgü yapılanması ve özellikleri vardır. Doğu Kürdistan’da sinema eğitimi iyi bir düzeyde, Güney’de sinema yapma, pratik imkanları var. Kuzey’de ise festivaller ekleniyor. Birbirimizi tanıma, paylaşımı gerçekleştirme, bildiklerimizi bir araya getirip ondan çıkarımlar yapma şansına sahibiz. Her parça kendi görevini yerine getirdiği zaman Kürt Sineması da önemli gelişmeler gösterecektir.

İran Sineması dünyada bir ekol oldu; Kürt sineması onun neresinde duruyor?

– İtalyan neorealizm akımından sonra dünya üzerinde başka bir sinema akım ortaya çıkmadı. Ne Ortadoğu’da ne Türkiye ne de İran’da kendi başına kendilerine has bir ekol yok. Ondan dolayı bir tarzı olmadığı için bizim böyle bir değerlendirme yapmamız kolay olmuyor. Şunu diyebiliriz: Doğu Kürdistan’da Kürt sinemasının pek parlak olduğunu söylemek mümkün değil. Ama bu genel olarak Ortadoğu’nun sorunudur. Doğu Kürdistan’da bir Kürt sinemasından bahsedemeyiz, ama Kürdistan’da sinema var diyebiliriz.

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse