Emre Kavuk Röportajı

0
36
REKLAM    

48. Altın Portakal Film Festivali’nde  “En İyi Film”, “En iyi Senaryo”, “En İyi Kurgu” ve “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dallarında 4 Altın Portakal alan Güzel Günler Göreceğiz filminin senaristi Emre Kavuk’la yerli sinema üstüne konuştuk…

Sinemaya nasıl başladınız?

Babamın film arşivi sayesinde oldu. Film izleme alışkanlığını ve kültürünü bu şekilde kazandım diyebilirim. Bu alışkanlık sinemayı sevmemi sağladı. Daha sonra lise yıllarımda sinemayla ilgili bir şeyler yapmaya karar verdiğimi hatırlıyorum.  Sonrasında ise eğitim süreci geldi. Bu konuda ailemin katkısı önemli benim için. Yapmak istediğim iş konusunda beni teşvik ettiler.

Artık günümüzde çok fazla film çekiliyor, film çekmek için imkanların çoğalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet artık film yapabilmek geçmişe oranla, görece, daha kolay. Pek çok filmcimiz var, pek çok film çekiliyor ve sayıları onları aşan festivaller düzenleniyor. Ama nitelik sorunu tartışılmıyor, tartışılsa da “bu film ondan daha güzeldi” düzeyinde yapılıyor. Yani kısacası sinema’nın tartışılmadığı, üzerine düşünülmediği bir ortamdayız. Nitelikli sinemacılara nasıl ki gerek varsa, sinema kültürüne sahip, bu işi bilen, kuramcı ve eleştirmenlere de ihtiyacımız var. Mesela bir filmin film olmadığını kim yazabilir? Kim hangi disiplinlerle, kuramlarla bunu yazabilir? Bu yazılabildiği oranda sinema gelişebilir ve ilerler.

Sizce Türkiye’de film eleştirisi yapılmıyor mu?

Film eleştirilerine bakarsanız, genelde Marksist ve feminist bakış açısıyla eleştiriler yapıldığını görürsünüz. Onun dışında ben farklı kuramlarla bir film eleştirisi yapıldığını görmedim. Bazı akademik çalışmaları bunun dışında tutuyorum. Sanırım bu iş biraz emek işi. Bir kişinin herhangi bir disiplin ile film okuması yapabilmesi için o konu hakkında kuramsal olarak çok fazla çalışması gerekir. Yıllar alabilir bu. Ben yaptım oldu demek varken kimse uğraşmak istemiyor sanırım.

Yapılan filmler için de bu durum böyle mi sizce? Yani ben yaptım oldu anlayışı?

Çoğu için ben böyle düşünüyorum. Nedenine de yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştım. Film çekebilmek için bu işin eğitimini almaya gerek yok, ama insanın kendini eğitmesine gerek var. Yani sinema kültürü ve entelektüel birikim lazım.  Belki de bu yüzden Türkiye’de kimse kimsenin işini eleştiremiyor. Birikim olmadan nasıl eleştirip yorum yapabilirsiniz ki.  Bir sinemacı filmini yapıyor. Peki sonra? Devam ediyor işine. Doğru yolda olduğunu düşünüyor. Nedeni ise kritiğin olmaması.

 

Kimse kimsenin işini eleştiremiyor derken, film çekenleri mi eleştirmenleri mi kastediyorsunuz?

Ben Türkiye’de eleştiri kurumunun doğru işlediğini düşünmüyorum. Bu işe gerçekten gönül vermiş kişi sayısı çok az. Bununla beraber film çekenlerin birbirini eleştirmemesi de büyük bir sorun. Orson Welles’in yeni Dalga yönetmenleri hakkında eleştirilerini, ya da François Truffaut’un Ingmar Bergman filmleri hakkındaki görüşlerini bulup okuyabiliyorsunuz. Bizim yapımızda karşılıklı fikir tartışması değil de arkadan konuşma kültürü olduğu için, kimse gerçek düşüncelerinden bahsetmiyor.

Peki Türkiye sinemasının son zamanlarda ilerlediğinden bahsediyorlar…

Türkiye dünya kupasında 3. Olunca nasıl ki Türkiye futbolda çok ilerledi diyemiyorsak, üç beş ödül almakla da sinema ilerlemez.  Üstelik her yıl yapılan filmlerin yüzde 80’inin eski filmlerden ya da edebiyattan beslendiğini göz önüne alırsak. Yani yaratıcı bir tarafı olmadığından bahsediyorum. Olanı almaktan! başka ( Üstelik bu da genelde atıfta bulunulmadan yapılıyor bu da bizim sinemacı alışkanlığımızdır. )  yapılan bir iş yok. Kısacası adam 50 yıl önce yazmış, makale olarak, öykü olarak, roman olarak vs. sen aynı konuyu orjinalmiş gibi önümüze koyuyorsun. Kimse bilmeyince ya da sesini çıkarmaya korkunca yedirirsin. Durum budur.

Yapılan iyi filmler yok mu yani?

Tabi ki de var. Ama ben genel bir problemden bahsetmeye çalıştığım için, açıkçası beni rahatsız eden sinema sorunlarından bahsetmek istediğim için, iyi filmlerden bahsetmiyorum.

Sizi film yapmaya  iten sebepler neler?

Tabi bu soru her zaman için insanın kafasını karıştıran bir sorudur. Yani anlatacak bir cümlenin olması, insanın kendini var etme isteği, ego vs. olumlu ya da olumsuz her türlü etki bu işi yapmak için itici güç olabilir. Benim içinse cevap vermesi zor. Ben hala samimi bir şekilde sinema yapıyor muyum bunu bilmiyorum. Yani nedenimi daha bulmuş değilim.

Bu durum hikayesel sıkıntılardan kaynaklanıyor olabilir mi? Yani sanatçıların genel sorunudur yapılmayanı yapma isteği.

Uzun yıllardır tekrarlanan bazı cümleler var: “Artık anlatacak hikaye kalmadı” Bana göre  modern dünyanın bize empoze etmeye çalıştığı bir durum bu. Kültürel bir boşluk yaratılmaya çalışılıyor. Bize anlatacak bir derdimizin olmadığına inandırmaya çalışıyorlar. Ne demek anlatacak bir şeyin olmaması böyle bir şey mümkün mü?  Sen dayağı anlatma, dayak yiyenin neden ses çıkarmadığını anlat. 2013’ü anlat. Günceli ve ötesini yakalayabilen bir sinemacının ağzından böyle bir sözü duyamazsınız. Burada yapılmak istenen, insanı geri plana itmek. Siz hikaye yok demekle insan’ın işi bitti demek istiyorsunuz.

Peki neden böyle oluyor sizce?

Entelektüel birikim olmaması. Siz insanları kültürel bir çöl ortamına hapsederseniz, film yapan insanları sağlıklı bir şekilde eleştirmezseniz, yani sinema’yı bu ülkede konuşmazsanız, tartışmazsanız, sinema felsefesine ihtiyacınız yoksa tabi ki entelektüel sinemacılar yetiştiremezsiniz. Entelektüel birikimi olmayan bir sinemacı ise günceli yakalayamaz, günceli yakalayamadığı için de anlatacak hikaye bulamaz. Her şeyin yapılmış olduğunu düşünür ve sadece biçimsel oyunlarla yapılmış olanı taklit eder. Taklit edildiğinde de alkışlanırsa tamam ben olmuşum der.

Etkilendiğiniz sanatçılar, yapıtlar kimler, nelerdir ?

Bana sinemayı sevdiren yönetmenler var, Chaplin, Frank Capra, Billy Wilder , Vittorio de sica, Robert Bresson, Elio Petri , Costa Gavras, John Cassavates…

Hikayelerinizi oluştururken beslenme kaynaklarınız  nelerdir? Hikayenin geliştirilmesi sürecinde nelere özellikle dikkat edersiniz?

Senaryo yazmadan önce yazacağım konu hakkında literatür araştırması yaparım. O konuyla ilgili yapılmış referans filmleri izlerim, konu hakkında okuyacağım kaynakları belirler ve daha sonrasında kafamda oluşturduğum fikri yazıya dökerim. Bu süreçte ise güvendiğim arkadaşlarımla senaryo üzerine tartışır fikirlerini alırım.  Bu fikir alma ve tartışma süreci senaryo açısından bence en önemli nokta.

Kısa vadede karşımıza çıkacak yeni projeleriniz var mı? Bize biraz tüyo verebilir misiniz?

Şu an biten bir senaryom var, tabi her zamanki gibi bütçe sorunu var onu hallettikten sonra başlamayı düşünüyorum. Konusu kısaca, Antakya’da yaşayan bir annenin İstanbul’da gözaltında kaybolan oğlunu arama hikayesi diyebiliriz.  Bu anne oğlunu ararken annesini arayan küçük bir çocukla karşılaşıyor ve birlikte bir yolculuğa başlıyorlar.

 

Emre Kavuk Sayfası İçin Tıklayınız

 

 

 

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse