Dün aslında bugün ve gelecektir

0
27

Sömürgecilik üzerine söz söylemek isteyen biri, bunu sadece tarihte olup bitmiş şeyleri anlatarak yapamaz. Bollain’in filmi, bir ucu 1492’ye, diğer ucu Bolivya’nın barikat savaşlarına giden bir zincirin iki halkasını eşsiz bir biçimde birleştiriyor.

 

“Sahip oldukları her şeyi değişmeye hazırlar. Silahsızlar ve silahları tanımıyorlar. Demir kullanmıyorlar. Mızraklarını kamıştan yapıyorlar. Bunlardan iyi köleler olabilir. Elli kişiyle hepsine boyun eğdirebiliriz.” 1492 yılının ekim ayında Kristof  Kolomb, ilk izlenimlerini böyle yazıyordu günlüğüne. Gerçekten de öyle yapmışlardı. İlk saflığını insafsızca sömürdükleri yerliler daha sonra öfkeyle ayağa kalktıklarında da güçler o kadar dengesizdi ki, gerçekten de elli kişiyle binlerce yerlinin kanına girebildiler. Daha sonraki 500 yıl, tek bir zincirin halkaları gibiydi…

Sömürgecilik ve ‘Yağmur Bile’

Iciar Bollain’in İspanya’nın 2011 Oscar adayı olan filmi ‘Yağmuru Bile’ (Tambien La Iluvia), bu uzun ve kanlı zincirin ilk ve son halkalarını bir araya getiriyor. Kristof Kolomb’un gerçek sömürgeci yüzünü açığa çıkaracak bir film çekmeyi kafaya takmış olan yönetmen Sebastian, Latin Amerika’nın en “yerli” ülkesi olan Bolivya’da işe giriştiğinde, umduğundan farklı bir tabloyla karşılaşır. Kolomb’dan 500 yıl sonra, bu kez Bolivya’nın yoksulları, çok basit ama çok hayati bir nesne için barikatların arkasında, ayaklanma halindedir: Su!
Böylece anlaşılır ki, sömürgecilik üstüne söz söylemek isteyen biri, Kolomb’un bugünkü versiyonlarına dokunmadan yapamamaktadır. IMF projeleriyle ülkenin üzerine kabus gibi çöken su şirketleri ile 1492’nin kanlı haydudu arasında fark olmadığı gibi, varoş emekçilerini hayvanca döven polisle 500 yıl öncesinin zırhlı serserileri arasında da fark yoktur. Sosyalist yönetmen Ken Loach’un daimi senaristi Paul Laverty’nin yazdığı senaryonun en zekice olan yanı da bu zaten! 
Filmin içinde bir süre sonra Sebastian’ın çektiği filmin bölümleri ile bugünkü gerçek hayat o kadar birbirine karışıyor ki, adeta yüzyılları aşan bir devamlılık ortaya çıkıyor ve siz neyin ne zaman yaşanmış olduğunu unutuyorsunuz. 

Bollain’in müthiş ustalığı

Su şirketlerini anlatırken “Londra ve Kaliforniya’dan gelenler daha neyimizi alacak; nefesimizi mi?” diye soran oyuncu/sokak militanı Daniel, adeta yüzlerce yıl önce Arawak yerlilerinin sorduğu soruyu sormaktadır. Aynı Daniel, yanan odunların üzerinden sömürgecilere rol gereği “Sizi küçümsüyorum” diye yiğitçe haykırırken, aslında rolün ötesinde, sokaklarda, barikatlarda yaptığını aynen tekrarlamaktadır; aslında çekimden ayrıldığında da yaptığı budur. 
Bu arada ne pahasına olursa olsun bütün o karmaşanın içinde filmi bitirmek isteyen Costa ve Sebastian da sokaklardaki yaşamın gerçeğine sırtlarını çeviremeyecek ve trajik kararlar vereceklerdir. Çünkü sokakta yatan cesetlerin gerçeği, aslında yapmak istedikleri filmin gerçeğidir. Film boyunca sürekli biçimde yüzyılları atlayarak bugün ve geçmişe dönen kamera, Bollain’in müthiş ustalığıyla bize hep bu gerçeği yaşatıyor.
Kolomb’un ilk ekibinde olduğu halde daha sonraları yarattıkları vahşetten utanç duyan papaz Bartolome de las Casas, şöyle anlatıyor yerlileri: “Geniş komünler halinde her biri 600 kişiyi barındıran çan biçiminde evlerde yaşıyorlardı… Alım satım ya da benzeri hiçbir ticari davranış göstermiyorlardı; yaşamak için doğal çevrelerinin onlara sunduklarıyla yetiniyorlardı. Sahip oldukları şeyler konusunda son derece cömertlerdi ve dostlarının da sahip oldukları şeyler konusunda kendileri gibi olmasını bekler ve olamayanlara kızarlardı.”
Bollain’in filmini dikkatli bir gözle izlerseniz eğer, yoksulların yaptığı “halk komitesi” toplantısının da tam böyle bir şey olduğunu fark edersiniz. Aradaki tek fark ise, sanırım bu kez artık ezilenlerin 500 yıl önceki kadar saf olmadıklarıdır.
Sonuçta, “Yağmuru Bile” gerçek bir politik film izlemek isteyenler için heyecan verici bir deneyim olacaktır.


M.ENDER ÖNDEŞ

 

Filmi izlmek için tıklayınız.

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse