DİJİTAL SİNEMA

0
6
REKLAM    

DİJİTAL SİNEMA
(DIGITAL CINEMA)

Savaş FERHAT
Baş Kameraman TRT Ankara Televizyonu

Sinemanın icadından beri birçok teknolojik gelişmeler oldu ama hiçbiri son yıllarda oluşan, olgunlaşmaya devam eden devrim kadar etkili olmadı. Bu devrim sinema endüstrisini temelden etkilemeye başladı.

Özelikle son 10 yıldır dünya sinema endüstrisinde bir kavram dolaşıyor DC (Digital Cinema ), belki de 10 yıl sonra sinema derken aslında şuan DC dediğimiz kavramı seslendiriyor olacağız.  DC, geleneksel demeyelim ama “film sinemasına” (görüntünün kaydedildiği ortamın film olduğu) bağlı olarak açıklayabileceğimiz bir kavramdır.  Yani “film sineması” dememizin sebebi sinema yapımı ve gösterimi sırasında değişen teknoloji ile ortaya çıkan bir kavramdır.  Yani DC kolaylıklar ve değişikliler getirse de sinema yapımı ve gösterimi en azından şekil itibarı ile değişmemiştir.

DC için yapım ve gösterim aşamasında film gibi bir görüntü kaydedici elmanın kullanılmadan tüm ses ve görüntünün dijital teknoloji ile işlenip en sonunda seyirciye sunulmasıdır diyebiliriz.  Işığın kamera objektifinden başlayıp en son sinema salonundaki projeksiyon makinesinin lensinden çıkana kadar geçen tüm hikayesinde sadece bu iki araç optiktir.  Kamera ve projeksiyon lenslerinden geri kalan tüm sistem elektronik bir ortamdır yani dijital video dur.

Hemen belirtelim hale hazırdaki DC teknolojisinin (2010 yılı itibarıyla) filmin görüntü kalitesine ulaşıp ulaşmadığı DC ciler ve filmciler arasında tartışma konusudur.  Tabii teknik olarak renk zenginliği, kontrast, çözünürlük gibi en temel faktörlerde DC geri olsa da teknolojinin hızı aradaki farkı kolaylıkla kapatacaktır.  En azından hala film görüntüsünün insana daha doğal gerçekçi ve sıcak (sektördeki ifadeleri ile kromatik, organik) geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim.  Bu bir bakıma lambalı radyo veya plak sessinin daha doğal, sıcak hissedilip hala tercih edilmesi gibi birşeydir.  Dolayısı ile dünyanın film dinamosu Hollywood’da ve ülkemizde imkânı yani parası çok olan birçok yönetmen hala filmi tercih ediyor.  Hemen ekleyelim artık filmde çekseniz çekim sonrası birçok işlem dijital video olarak yani DC olarak yapılıyor.

Bu küçük girişten sonra bir sinema filminin macerasını ilk olarak film malzemesi kullanılan haliyle anlatalım ardından DC de durum nasıl, görür ve karşılaştırabiliriz.  İlk basamak ta filmin ön hazırlığında hemen her şey aynı farklılıklar çekim aşamasında başlıyor.  DC deki bazı avantajları yeri geldiğinde açıklayacağım.

Tabii ilk elemanımız kamera, film kameraları bildiğimiz film fotoğraf makinelerinin çokça gelişmiş halidir, yani ışığa duyarlı bir elemanın, filmin, karanlık, ışıktan izole bir ortamda objektiften gelen ışığı (resmi, görüntüyü) pozlaması esasına dayanıyor.  Bildiğimiz gibi fotoğraf makineleri her seferinde tek bir kare çekiyor.  Film kameralarında ise standart olarak saniyede 24 defa (değişebilir) resim çeken bir makineden bahsediyoruz.  Bu kameralar optik mekanik ve elektroniğin mükemmel bir harmonisi ile çalışan hassas araçlardır.  Filmler ışığa duyarlı oldukları için ışıktan izole kutularda makaralarda saklanırlar ve bu makaralar kameranın kartuşuna bu işle görevli asistanlarca karanlık ortamlarda ya da özel ışık geçirmez araçlar içinde takılarak kameralara yüklenir, bu sıkıntılı bir iştir.  Çekim suresince çekilen film bittikçe bu işlem tekrarlanır.  Tabii kameradan çıkan çekim yapılmış filmlerde ters işlem görerek özel kutularında bir sonraki işlem olan banyo ya gönderilmek için hazırlanır.  Bu ilk aşamada her an filmin istenmeyen bir şekilde ışık alma riski vardır.  Dolayısı ile ışık alan film bozulur halk tabiri ile ”yanar”.

Film Kamerası

Çekilen film banyo işlemi nerede yapılacaksa oraya taşınır . Yani Kapadokya da çekilen bir film eğer seçilen uygun banyo laboratuarı İstanbul da ise ( sanırım ne yazık ki sadece burada var) tabii yolculuğun maliyeti ve riskiyle beraber oraya taşınır. Laboratuardaki banyo işlemi artık filmi ışığın esaretinden kurtaran, filmin üzerine pozlanan görüntünün oluşmasını sağlayan pahalı, zahmetli ve uzmanlık isteyen kimyasal bir işlemdir. Kimyasal diyince film sinemasını tanımlayan başka bir söylemde “Altın Ayılı” sinemacımız Semih Kaplanoğlu’nun “kimyasal film” ifadesidir. Bu ana kadar filmin en önemli iki riski vardı ışık alması ve yedeğinin olamaması. Sinema tarihi bahsi geçen risklerin yaşandığı kazalarla doludur, yanan filmler, kaybolan filmler, kazaya uğrayanlar…

Düşünün dünyanın bir ucunda set kurup dünyanın parasını harcamışsınız, çektiğiniz film sette ışık almış, laboratuara giderken kargo uçağı düşmüş, gemi batmış vs. kayıp, yok. O kadar masraf, zaman, belki bir daha gelmeyecek ortamlar belki bir tayfun ya da bir uçak kazası sahnesi ya da gerçek yaşanmış bir olaya şahit oldunuz, gitti yok. Düşünün ABD Başkanı Kennedy’e yapılan suikastı hatta katili çeken birisi filmi banyo ederken bir kaza yapıyor ve film yanıyor…

Bir ağabeyimizin anlattığı anısı herhalde bu kazaların ne kadar çeşitli olduğunu anlamamıza yardımcı olacak en uç örneklerinden biridir. Yıllar önce haberlerin bile film olarak çekildiği yıllarda ağabeyimiz seçim gezilerini takip ettiği bir siyasinin konuşmalarını çekiyor. Yapılan çekimleri şoför arkadaş en yakın havaalanına uçağa yetiştiriyor, hesapta merkezde banyo ve montaj işlemleri yapılarak yayına girecek. Ama ilk bir kaç akşam haber bülteninde yayın olmayınca merkezden arıyorlar ” niçin görüntü göndermiyorsun?” diye.  Muhabir, kameraman, merkez derken araya şoför arkadaş giriyor “ağabey tabi olmaz sen bir şey çekmiyorsun ki ben filmleri açıp bakıyorum kapkara ya sen çekemiyorsun ya kameran bozuk”

Banyo işlemi sürecinde yapılan kimyasal işlemde risk ortamıdır. Yanlış yapılan ya da uygun olmayan işlemler yada banyodaki kimyasal ortamın uygun olmaması da filmin kalitesini hatta hayatını etkiler.  Banyo işleminden sonra ortaya çıkan film artık ele alınıp görüntüler görünür hale gelmiştir.  Yani şoför arkadaşın filme zarar vermeden bakabileceği aşamaya gelmiştir.

Bu arada çekim sırasında yapılan ses kayıtlarının ayrı bir kayıt cihazı ile ayrı bir kayıt ortamına kaydedildiğini de hatırlatalım. Gelmiş geçmiş en önemli ses kayıt cihazı efsane Nagra ‘ya da saygı duruşunda bulunalım.  Adıyla özdeşleşmiş bu cihaz yeni modelleri ile hala kullanılmaktadır. Ses kayıtları haliyle makara bantlara yapılmaktaydı, ama dijital ses kaydedicilerin daha önce icat edilmesi ile uzun zamandır ses kayıtları çeşitli dijital ortamlara kaydedilebiliyor. Sonuç olarak ayrı olarak kaydedilen sesler ayrı olarak işleniyor ve montaj sırasında filmle birleşiyor.

Nagra Ses Kayıt Cihazı

Bundan sonra yapılacak her türlü işlem montaj, müzik yapımı, seslerin yerleştirilmesi, dublaj, efekt vs. için ayrı “ iş kopyası“ denilen ana filmin kopyaları çıkartılır. Çalışmalar bu kopyalarla yapılır. Tabii ki bu kopyalarda bu işlemlerin yapıldığı mekânlara taşınır, müzikleri yapacak müzisyene, ses stüdyosuna vs. ama artık ışık ve yedeği olamamayla ilgili riskler ortadan kalkmıştır. Çünkü elinizde asıl film vardır.

Renk düzeltme, çekim ya da banyo surecinde oluşan renklerin istenildiği gibi olmaması durumunda ya da yönetmenin istediği bir etkiyi yaratmak için kullanılan optik bir işlemdir. Bu isi uzmanı, özel araçlarla yapar zahmetli ve zaman alan bir işlemdir.

Montaj bilindiği gibi çekilen parçaların ya da sonradan elde edilen görüntülerin yönetmenin istediği şekilde eklenerek görüntü, efektler ve seslerin toplanarak birbirine eklenmesi işlemidir. Tabii bu işlemi uzmanı özel araçlarla yapar. Önceden sette çekim sırasında kaydedilen sesler, sonradan eklenen ses efektleri, hazırlanan müzikler gibi her türlü ses malzemesi ses uzmanlarınca ayrıca bir ses stüdyosu ve montaj ünitesinde hazırlanır. Ses kuşağı için, büyük bir titizlikle sesler uygun yerlere yerleştirilir mikslenir (uygun volume ve tonlarda karıştırılır), surround ses işlemleri yapılarak en son hale getirilir.

Ses ve görüntünün birleştirilmesi ile filmimiz bitmiştir artık. Ortaya çıkan bu master ana film esas malzememizdir. Ondan sonra bu ana malzemeden birçok kopya çıkarılır. Salonlarda gösterilecek, televizyonlarda yayınlanacak, dvd’lere basılacak kopyalar amaçlarına göre değişik çeşitlerde ya da sayıda çoğaltılır. Ana master film yapımcı şirketin arşivinde güvenli bir bicimde saklanır. (Filmlerin arşivlenmesi Ayrı bir konudur).

Kopyalar dünyanın her tarafına dağıtılır. Dağıtma maliyetine birde sigorta eklenir. Hep duyarız ”falanca film şu kadar salonda vizyona girecek ”diye haliyle aynı anda ne kadar salonda gösterilecekse o kadar kopya olur gibi düşünülse de pratikte örneğin çok salonlu ya da birbirine yakın sinema salonlarında aynı film için farklı seanslar da filmin ilk makarası bitip ikinci gösterime girince çıkan ilk makara hemen öbür salondaki makineye takılarak aynı film salonlar arasında taşınarak verimlilik sağlanır. Tabii yapılan her kopya ve taşıma bir maliyet faktörüdür. Film ağır bir malzemedir düşünün onlarca kutu film bütün bu süreçte alınıyor, taşınıyor, bir cihazdan çıkarılıyor öbürüne takılıyor oradan oraya ve işlemler hep gerçek zamanlı yapılıyor yani her bir işlem için o sahne süresince zaman harcıyorsunuz.  Filmin macerası böyledir.

Basitleştirilmiş  Film İş Akışı

Gelelim Digital Cinema ya, kameralar elektronik video kameralarıdır. Özellikle son zamanlarda sinema için tasarlanan çok yüksek çözünürlüklü (2K 2048×1080 – 4K 4096×2160) daha kabiliyetli video kameralar olsa da son çıkan kameraların çoğu yüksek çözünürlüklü çekim yaptığından bütçesi uygun olmayanlar daha düşük maliyet için bu kameraları tercih ediyorlar. Tabii sonuçta daha kaliteli bir resim için digital sinema kameraları tercih edilir. Şimdilik hala amaç film kalitesine erişmektir. Kamera üreticileri Sony, Panasonic, Arri gibi dev üreticilerin yanında “RED Camera “ adlı firma DC da çığır açtı. Günümüzde en popüler DC kamerası “Red” dir. Fiyatı ve 4k çözünürlüğü ile çeşitli amaçlara hitap etmektedir. Bunun dışında şuan tüm dünya sinema endüstrisinde bir çok  10 -15 bin dolar civarındaki, hatta amatör denilebilecek kameralarla yapılmış DC filmleri vardır.

RED Digital Film Kamerası

Son trend de bazı firmaların çıkardıkları SLR fotoğraf makineleri ile film çekmektir. Bunlar cok güzel 1080 p videolar çekebildikleri için düşük bütçeli işlerde ve özellikle reklâm çekimlerinde kullanılıyorlar. En büyük sorunları bir film kamerası gibi tasarlanmadıkları için çalışılması diğer film kameraları gibi rahat değildir. Onlar için özel tasarlanmış taşıma aparatlarına ihtiyaç duyulur.  Her ne kadar dijital film kameraları çok güzel neticeler verse de çoğu yönetmenin bunları tercih etmeyişinin nedeni resimlerinin hala film gibi “organik ya da kromatik” olmayışıdır. Bu ifadeler sektörde çok konuşulur. Bu farkı gidermek için postproduction da renklerle oynandığı gibi birtakım özel efektlerle de film tadına yaklaşılmaya çalışılıyor.

Digital SLR Fotoğraf makinesi ile video çekimi  için tasarlanmış bir “rig”

Çoğu digital kameranın CCD blokları 3/4 inch büyüklüğünde olduğu için 35 mm lensleri bunlarda kullanmak mümkün değildir.  Hem 35mm film kameralarının lenslerini bu dijital kameralarda kullanabilmek için hem de yeniden oluşturulan resimde grenlenme (filme has taneciklenme, kumlanma) gibi özellikler de kazanmak için lens adaptörleri kullanılır. Bu aparatlar body ile lens arasına takılarak kullanılır.

 

Lens Adaptörü Takılmış Yarı Pro.Digital Kamera

Digital video kameralara görüntü kaset, disk yada ayrı bir kayıt cihazı bağlanarak elektronik olarak kaydediliyor. Tabii ki filmdeki gibi bir ışık alma riski yok. Bu kameralar film kameralarına göre kullanımı daha kolay ve pratiktir. Yapacağınız her türlü ayarı anında görürsünüz. Film kameralarında film banyo edilmeden birçok şeyi göremez bilemesisiniz. Video kameralar görece hafif bazıları daha küçük olduğu için çeşitli çekim ortamlarında daha kolay kullanılabilir. Hatta kaliteleri görece düşük olsa da çok küçük ya da çok daha hafif uzaktan kumanda edilebilen kameralar kullanılabilir. Hayvan korunaklarına girebilir küçük maket uçaklarla havalanabilir vs. birçok ortamda çok rahat çalışılabilir. Yapılan kayıtlar anında sette izlenebilir. Dolayısıyla tekrarlar, yeniden çekimler, oyun, ışık, makyaj, ses vs gibi hataları anında görüp yeniden kaydetmek ya da değişiklik yapmak mümkündür.

Yapılan çekimlerin tekrarlanması film kadar maliyetli değildir. Tekrarlarda daha önceki hatalı kayıtları silip yerine yeni kayıtlar yapabilirsiniz. Filmde her çekim maliyettir. Filmi hemen göremediğiniz için işi garantiye almak için tekrarlar yapılabilir DC da gerek olup olmadığını hemen anlarsınız, görürsünüz.  Yapılan görüntü kaydı eğer şartlar uygunsa çok uzun olmayan bir surede dünyanın herhangi bir yerine internet ya da uydular üzerinden aktarılabilir. Hemen orada çok düşük maliyetle çoğaltılabilir. Sonraki işlemlerin yapılacağı yerlere ulaştırılabilir. Hemen hatırlatalım elimizdeki malzeme fiziki olmayan görüntü ve sesin digital (sayısal) bir veri, bilgi yumağıdır. Yani herkesin bilgisayarlarındaki ses ya da görüntü dosyaları gibidir. Hatta bu durumu ünlü yönetmen Rick McCallum “virtual filmmaking” yani sanal film yapımı olarak tanımlamaktadır.

Postproduction (çekim sonrası yapılan işlemlerin tümü) örneğin kasetle gelen yönetmen bütün bundan sonraki işlemleri bilgisayar üzerinde yapar. Renk düzeltme,yazılar,görüntü efektleri ve ses işlemleri bilgisayar yardımı ile uzmanlarınca yapılır. Filmin farklı bölümleri ya da farklı işlemler için kolaylıkla kopyalar çıkarılabilir. Çok zaman alan benzer işlemler farklı cihazlarla yapılarak zamandan kazanılıp sonra birleştirilebilir. Bilgisayarın neredeyse sonsuz çözümler sunması eşsiz bir avantajdır. Filmde olduğu gibi işin fiziksel hamallığı yoktur. Çoğu zaman kameralar ses de kaydetmektedir, hem maliyet hem de pratiklik açısından önemlidir. Yapılan her işlem ve aşama haliyle düşük maliyetle kolaylıkla kopyalanıp dağıtılabilir.

Digital Video Editör ve Mastering

En son aşamada “mastering “ işleminden (filmin her açıdan izlenebilir hale getiren işlem) çıkan ana film kaseti (genellikle kaset ama farklı medya kayıt ortamları olabilir) yine kısa sürede ve görece düşük maliyetle dünyaya dağıtılabilir. Bunun için kaset kopyaları kargolandığı gibi internet ve uydular üzerinden de aktarılabilir (digital distribution). Sinema salonlarına, oradaki medya okuyucu ya da bilgisayarlara da bu yöntemlerle ulaştırılabilir. Salonlardaki projeksiyon cihazları kullanımı filme göre fiyatı, kurulumu, bakımı ve ayarları çok daha kolaydır. Çok daha az işletme gideri vardır ve otomasyona uygundur. Filmlere göre daha az insan faktörüne ihtiyaç duyarlar.

Ayrıca DC “3D Stereoscopic” yani üç boyutlu yapımlara daha uygun ve düşük maliyetlidir. Her şeyden öte 3D yapımlarda genellikle 2 ayrı kameranın tek bir taşıyıcı ortamda birleştirilmesinden dolayı fiziki olarak hareket etmek ve 3D tekniğinin gerektirdiği kamera çalışmaları için dijital video kameralar daha uygundur. Çekim sonrası postproduction safhasında şüphesiz DC daha kolay ve düşük maliyetlidir. En sonunda salonlarda 3D projeksiyon tekniği çok avantajlıdır. Bu avantajlara eğlence amaçlı özel sinema tekniklerini örneğin “9 eye” ya da “5 boyut” gibi gösterim şekillerini de katabiliriz.

Basitleştirilmiş Digital Cinema İş Akışı

Neticede DC nın daha kolay daha hızlı ve daha ucuz olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla düşük bütçeli firmalar hatta öğrenciler ve amatörler bile DC sayesinde sinema dünyasına girmiş oluyorlar. Hatta Oscar ödülü alan ”Slumdog Millionaire” düşük bütçeli bir dijital cinema örneğidir.

 

Slumdog Millionaire Digital kamera kullanıldı

Her geçen gün gelişen kameralar ve postproduction imkânları belki de herkesi günün birinde sinemacı yapacak. Profesyonellerde daha görkemli yapımları daha düşük maliyetlerle yapabilecekler hatta daha önce hayal ettikleri hikâyeleri sinemaya kolaylıkla aktarabilecekler, aslında halen yapıyorlar.

”Avatar” filmini çeken J. Cameron hikâyesini yıllar önce tamamladığını fakat sinemaya aktarmanın o günün teknolojisi ile mümkün olmadığından günümüz teknolojisini beklediğini belirtmiştir. Tabii bu işin babası sinema tarihinin dahisi George Lucas’ tır . DC nın “The Phantom Menace, Attack of the Clones “gibi ilk örneklerini o gerçekleştirmiştir. Lucas DC nın babasıdır çünkü bir çok teknolojik gelişmeyi desteklemiş ya da bizzat uygulamıştır. Firmalarla kurduğu ilişkilerle yeni tasarımların oluşmasına ve bunları kullanarak diğer sinemacılara örnek olmuştur.


George Lucas Digital Cinema nın babası

Tabii günümüzde birçok film banyo aşamasından sonra “master film telecine” denilen cihazlardan geçirilip 2k – 4k hd video haline getirilerek bilgisayar ortamına aktarılır ve sonraki işlemler bilgisayarda bitirilir.Bu işlem ana materyal olarak filmin kullanıldığı “melez” bir işlemdir.  En son elde edilen yapım yine videodur o da ters işlem yapılarak filme transfer edilir.  Son zamanlarda ülkemizde de yapılmaya başlanan film restorasyon işlemleri de benzer bir is akışı ile yapılıyor. Filmler önce yüksek çözünürlüklü telecine tarayıcılarla 2-4k video hale getirilip bilgisayarda renkleri, hasarlı bölümleri, sesleri düzeltilip yeniden filme aktarılıyor ya da dvd, bluray kopyaları çıkartılıyor.

 

Basitleştirilmiş Melez  Film – Digital Cinema İş Akışı

Günümüzde özellikle digital data ların sağlıklı olarak saklanması hala çok sıkıntılı ve riskli bir konudur.Yani digital olarak çektiğiniz filmin “master” ini digital saklamak riskli olabilir.O yüzden bir çok firma masterlerini  hala daha garanti olan filme aktarıyor.Netice olarak hala sıkıntıları olmasına rağmen “digital cinema“ yakın zamanda tamamen filmin yerini alacaktır, yani filmin yüzyıllık ömrü sona ermek üzere… Şimdiden Allah rahmet eylesin…

Mart 2010

SAVAŞ FERHAT
Baş Kameraman TRT Ankara Tv.

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse