Devrim ve İsyan Filmleri

0
58

 

 

Bu toz duman dağıldıktan sonra şimdi tam da film izleme, düşünme ve üzerine konuşma zamanıdır.

Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi yazar kadrosu olarak, siz sevgili okurlarımız için Devrim ve İsyan Filmleri dosyası hazırladık. Sinema yazarlarından, akademisyenlerden, belgesel yönetmenlerinden en iyi beş devrim ve isyan filminin adlarını yazmalarını istedik.

Bu dosya içerisinde gazetemiz yazarlarından İbrahim Sağlam’ın, İtalyan yönetmen Gillo Pontecorvo’nun, Cezayir Savaşı (La Battaglia di Algeri) ve İsyan (Queimada) filmleriyle ilgili yazısını okuyabilirsiniz. Yine gazetemizde film müzikleri üzerine yazılar yazan Deniz Çiftçi, devrim ve isyan şarkıları üzerine kapsamlı bir yazı yazarak, dosyamıza katkı sağladı.

Kültigin Kaan Akbulut, yaşadığımız dönemi anlamlandırmaya çalışırken, sinemacıların seçtiği filmler üzerinden dönemsel bir okuma yapmaya çalıştı.

Umarız, değerli sinema yazarlarının, akademisyen ve belgeselcilerinin listelerinde yer alan filmleri büyük bir keyifle izler, üzerine sabahlara kadar konuşabileceğiniz özgür platformlar yaratabilirsiniz.

Umutla…

‘Gezi estetiği’ mümkün mü?
Kültigin Kağan Akbulut

Her direnişin ortak özellikleri olduğu gibi, yaslandığı halk hareketi, örgütlülükleri, çıkış nedeni gibi farklılıkları da vardır. Farklı tarihsel dönemlerde, farklı ülkelerde çıkan direnişlerin bir farkı da kendi estetiğini yaratmasıdır.

Taksim Gezi direnişinin ülke çapında başlattığı protestolar nedeniyle sinemacılara en beğendikleri devrim ve isyan filmlerini sorduğumuzda verilen cevaplarda farklı direnişlerin de farklı estetik algıları olduğunu görürüz. Bu filmlerin sevilmesinin nedeni de aslında kendi direniş dinamikleri ile direnişin filmsel estetiği arasında sıkı bağlar örmesidir. Bu filmleri değerli kılan, kullandığı dil ne olursa olsun, ister epik, ister noir, dışavurumcu, ya da yeni gerçekçi; direnişin bileşenleri ile estetiğini hemhal etmelerinden gelir.

“V for Vendetta”nın noir atmosferi ve anarşizan tavrı ile Birleşik Krallığın güneşi batırmayan gücü, Latin Amerika halklarının çektiği acılar ile bu acıların en saf haliyle anlatıldığı Kızgın Fırınların Saati, yepyeni bir kuruluş sürecini örgütleyen Sovyetler ile bu sürecin sinema dilini yeniden kuran Potemkin Zırhlısı, Fransa’daki sınıf mücadelelerinin yapısı ile Germinal’in epik havasını birleştirmeden bu filmler ve direnişler anlaşılamaz.

Gezi direnişi başladığı andan itibaren kendi estetiğini de yaratmaya başlamıştır, genç, mizahi, sert, queer gibi birçok özelliği içinde barındıran gezi estetiği çekilen amatör kayıtlarla, sosyal medyada dolaşan görsellerle, duvar yazılarıyla, pankartları, dövizleriyle, kısa zamanda hazırlanan yarı profesyonel çalışmalarla kendini oluşturdu bile. Taksim’in orta yerindeki POMA’yı pembeye boyayan Kaba-hat (http://kaba-hat.com/) grubunun dirimsel reaksiyonerliği, duvar yazılarının yeni Türkçe edebiyatı çalkalayacak vuruculuğu, amatör videoların belgesel ve kurmaca teorilerine tekrar baktıracak gücü “Gezi estetiğinin” başat unsurlarından.

İlk başta gülüp eğlenerek izlediğimiz “biber gazı oley” videosu memleketin görsel diline nakşedildi bile. Bundan sonra gerçekçilik meselesine kafa yoran her Türkiyeli yönetmen bu 1 dakikalık çekimi izleyerek yola koyulmalıdır. Türkiye’deki belgesel dünyasının on yıldır konuştuğu birçok konu gezi direnişi sırasında kendine yollar, kanallar buldu. Birçoğu reaksiyoner ve kendiliğinden olmasına rağmen belgesel dünyasını değiştirecek görseller oluştu hafızamızda.

Şimdi Türkiye’deki yönetmenleri zor bir dönem bekliyor. Algı eşiği, beğenisi, mizahi yönü yükselmiş ya da çıkmaya fırsat bulmuş bir seyirci kitlesinin karşısında film çekecekler. Kolaylıklar dileyelim. Bütün bu direniş sürecinin yarattığı yeni estetik değerlere de hoş geldin diyelim.

Devrimin, özgürlüğün ve isyanın üstadı: Gillo Pontecorvo
Halil İbrahim Sağlam

Siyasi sinemanın usta İtalyan yönetmeni Gillo Pontecorvo, savaşı, devrimi, mücadeleyi olabildiğince tarafsız, kaba propaganda yapmadan anlatan bir isim. Filmlerindeki belgesel gerçekçiliğini ve araştırmacı üslubun etkisini, hayatı boyunca kurmacadan çok belgesel çekmiş olmasına bağlayabiliriz. Uzun bir yönetmenlik kariyerine rağmen sadece beş tane kurmaca film çekmiştir. Bu beş film içerisinden başyapıtı Cezayir Savaşı (La Battaglia di Algeri) ve kült filmi İsyan (Queimada), otoriteyle mücadele örneği olarak filmografisinin en iyi eserleri arasındadır.

Ne istiyorsunuz? İstiklal, İstiklal!

Dünyanın günümüzdeki siyasi durumuna istinaden çıkarımlar yapabileceğimiz kadar güçlü bir belge-film niteliği taşıyan Cezayir Savaşı’nı, siyasi sinemanın zirve noktalarından biri olarak nitelendirmemiz yanlış olmayacaktır. Kurmaca olmasına rağmen, hala izlendiğinde bir belgesel etkisi yaratan film, bunu kuşkusuz siyah-beyaz atmosferine, aktüel kamera kullanımına ve Jean Martin dışındaki tüm oyuncuların gerçek Cezayir halkından insanlar olmasına borçludur. Bağımsızlık mücadelesini tek bir kahraman işi olarak değil, tüm Cezayir halkı üzerinden anlatır. Şiddetin, diktatörlüğün ve terörün mutlaka kaybedeceğini, haklarını demokratik bir şekilde getiren halkın taleplerinin mutlaka kazanacağını gerçek bir sinema gösterisiyle anlatır.

Özgürlük verilmez, alınır!

Sömürgecilik, kapitalizm, devrim ve ayaklanma üzerine bir film olan İsyan ise, Cezayir Savaşı’ndan farklı olarak hikayesini tüm bir halkın mücadelesi üzerine değil, bir ana kahraman üzerine kurar. Vietnam Savaşı döneminde çekilmesine ve o dönemle benzerlik taşımasına rağmen, yine günümüzle paralellikler kurabilmemiz, İsyan’ın gücünü gözler önüne seriyor. Marlon Brando’nun canlandırdığı ana kahramanın karşısındaki diğer başrol oyuncusu Evaristo Marquez ise aslında bir aktör değildir, şeker kamışı işçisidir. Sömürgecilikten emperyalizme geçiş sürecinde kölelerin ayaklanmasını anlatan film, kült olabilmesinin en büyük özelliğini, hala ezbere bilinen birçok repliğinden ve Brando’nun büyük bir oyunculukla hayat verdiği William Walker karakterinden almaktadır.

Sinema yazarlarından ‘Devrim’ ve ‘İsyan’ filmleri

Taksim Gezi Parkı Direnişi’nin ülke çapında başlatmış olduğu yürüyüşlerden ve protestolardan yola çıkarak sinemacılara en iyi devrim ve isyan filmlerini sorduk. Beş film adı vermelerini istedik.

Tunca Arslan (Sinema Yazarları Derneği Başkanı)
1.         V for Vendetta (James McTeigue, 2005)
2.         Germinal (Claude Berrri, 1993)
3.         Açlık (Steve McQueen, 2008)
4.         Gandhi (Richard Attenborough, 1982)
5.         Kanlı Pazar (Paul Greengrass, 2002)

Enis Rıza (Belgesel Yönetmeni)
1.         Kızıllar (Warren Beatty, 1981)
2.         Potemkin Zırhlısı (Sergei M. Eisenstein, 1925)
3.         Cezayir Savaşı (Gillo Pontecorvo, 1966)
4.         Şikago 10 (Brett Morgen, 2007)
5.         Protesto-Nefret (Mathieu Kossovitz, 1995)
6.         Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (Philip Kaufman, 1988)
7.         Politeknik (Denis Villeneuve, 2009)
8.         Kızgın Fırınların Saati (Fernando E. Solanas, Octavio Getino, 1968)

Yard. Doç. Dr. Nilay Ulusoy 
(Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Antrakt Sinema Gazetesi Yazarı)
1.         Eğer / If (1968) Yön: Lindsay Anderson
2.         Hal ve Gidiş Sıfır / Zero de Conduite (1933) Yön: Jean Vigo
3.         400 Darbe / 400 de Coups (1959) Yön: François Traffaut
4.         Persepolis (2007) Yön: Marjane Satrapi
5.         Asi Gençlik / Rebel Without a Cause (1955) Yön: Nicholas Ray

Murat Erşahin (Sinema Yazarları Derneği Üyesi-Sinema Dergisi yazarı)
1.         Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin (1925) Yön: Sergei M. Eisenstein
2.         Ülke ve Özgürlük / Land and Freedom (1995) Yön: Ken Loach
3.         İsyan / Queimada (1969) Yön: Gillo Pontecorvo
4.         Cezayir Savaşı / La Battaglia di Algeri (1966) Yön: Gillo Pontecorvo
5.         Gandhi (1982) Yön: Richard Attenborough

Gülhan Düzgün (Antrakt Sinema Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)
1.         Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin (1925) Yön: Sergei M. Eisenstein
2.         Kızgın Fırınların Saati / La Hora De Los Hornos (1968) Yön: Fernando E. Solanas, Octavio Getino
3.         Eğer / If (1968) Yön: Lindsay Anderson
4.         Protesto-Nefret / La Haine (1995) Yön: Mathieu Kassovitz
5.         Devrimden Önce / Prima Della Rivoluzione (1964) Yön: Bernardo Bertolucci

Murat Özer (Arka Pencere Dergisi)
1.         Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin (1925) Yön: Sergei M. Eisenstein
2.         Bırak Güneş İçeri Girsin / Hair (1979) Yön: Milos Forman
3.         Protest’o: Nefret / La Haine (1995) Yön: Mathieu Kassovitz
4.         Açlık / Hunger (2008) Yön: Steve McQueen
5.         Kanlı Pazar / Bloody Sunday (2002) Yön: Paul Greengrass

Atilla Dorsay (SİYAD Onursal Başkanı)
1.         Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin (1925) Yön: Sergei M. Eisenstein
2.         ANA / Mat (1926) Yön: Pudovkin
3.         İsyan / Queimada (1969) Yön: Gillo Pontecorvo
4.         DANTON / (1983) Andrzej Wajda
5.         Devrimden Önce / Prima Della Rivoluzione (1964) Yön: Bernardo Bertolucci

Sevin Okyay (SİYAD Onursal Üyesi-Radikal Gazetesi sinema yazarı)
1.         Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin / (Sergei M. Eisenstein, 1925)
2.         Cezayir Savaşı La battaglia di Algeri / (Gillo Pontecorvo, 1966)
3.         La commune (Paris, 1871) / (Peter Watkins, 2000)
4.         Açlık / Hunger / (Steve McQueen, 2008)
5.         Ülke ve Özgürlük / Land and Freedom / (Ken Loach, 1995)

Cüneyt Cebenoyan (Birgün Gazetesi sinema yazarı)
1.         İsyan / Queimada (1969) Yön: Gillo Pontecorvo
2.         Eğer / If (1968) Yön: Lindsay Anderson
3.         Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin (1925) Yön: Sergei M. Eisenstein
4.         Kızgın Fırınların Saati / La Hora De Los Hornos (1968) Yön: Fernando E. Solanas, Octavio Getino
5.         Spartaküs / Spartacus (1960) Yön: Stanley Kubrick

Potemkin
Meriç Melike Softa

“Kardeşlerim!”* diye haykırır Vakulinchuk Potemkin Zırhlısı’nda, “Kime ateş ediyorsunuz öyle?”.

Potemkin Zırhlısı’nda, 1905 Rus Devrimi sırasında Çarlık ordu ve donanmaları arasında başlayan ilk devrimci ayaklanmayı ve devrimin Rus donanmasına ait bir zırhlıdaki yansımasını izliyoruz.

Çarlık Rusyası’nın yıkılmasının ardından Sovyet hükümeti, Ekim Devrimi’ne bir prova niteliği taşıyan 1905 Devrimi’ni ve buna ait Potemkin Zırhlısı Ayaklanması’nı filme alacak propaganda niteliğinde bir film sipariş etti. 1925 yılında Sergei Eisenstein Bronyenosyets Potyomkin’i çektiğinde yalnız içerik olarak değil, sinematografik anlamda da devrim niteliğinde bir film ortaya çıkmıştı.

“Bir kaşık çorba için…”**Haksızlığa karşı gösterilen başkaldırı ile yoluna başlayan film, otoritelerin halka karşı duyarsızlığını, hatta çoğu zaman kullandığı “orantısız gücü” öne çıkarırken devrimin getirdiği “halkın kardeşliği”ni de başarılı bir şekilde vurguluyor. Sessiz bir şekilde “Kardeşi kardeşe kırdıramazlar!” diye haykırıyor Potemkin Zırhlısı’ndaki isyan. Otoritelerin sertliğine rağmen herkesin bir bütün içinde hareket edebildiğini göstermekten de geri kalmıyor. Şunu da belirtmek gerekir: Rus halkının maruz kaldığı haksızlıklardan ve zulümden ne kadar etkilendiği, ne kadar öfke biriktirdiği filmdeki halkın ve isyan eden denizcilerin davranışlarından net bir şekilde okunuyor filmde.

1925 yılında Rusya’da vizyona giren, ülkemizde ilk kez 1967’de Türk Sinematek Derneği’nde gösterilen Potemkin Zırhlısı; halkın öfkesi ve otoritelerin baskısıyla, Ekim Devrimi’nin atılan tohumlarıyla ve en az bunlar kadar devrimci kurgusuyla, tüm zamanların en iyi devrim ve isyan filmlerinden biri.

*“Brothers! Who are you shooting at?”
**“For a spoonful of borscht.”

Bütün dünya halkları, direnin!
Deniz Çiftçi

Yirmi gündür İstanbul’un tarihinde görmediği bir toplumsal harekete imza atan Gezi direnişçileri özgürlük isteklerini eşsiz bir mizah ve sanat anlayışıyla dile getirdi. İlk adımını Duman’ın “Eyvallah”la attığı patlama, pıtrak gibi çoğalan isyan, devrim ve özgürlük şarkılarıyla can buldu. Antrakt ekibi olarak biz de isyan ve devrim üzerine bir sayı hazırlamaya karar verdik, bana da bu hafta filmlere değil ama isyanlara ve devrimlere soundtrack olmuş şarkılar üzerine yazmak düştü. Ne mutlu!

İsyan insanlıkla yaşıt bir kavram, hatta dini ve mitolojik anlatılara göre Adem ve Havva’nın yasak elmayı tatmasıyla başlayan, dünya üzerindeki insan varlığından bile yaşlı bir yol. Hal böyle olunca, insanoğlunun kendini ifade etmedeki en etkili yöntemlerinden müziğin de bu yolculukta en başından beri yer almasına şaşmamak gerek. Ne yazık ki müzik tarihi bilgimiz 11. yüzyıldan geriye uzanmakta güçlük çekiyor.

18. yüzyıla kadar tiran altında ezilen halkların lokal isyanları üzerinden ilerleyen külliyat, Anadolu coğrafyasında ürünlerini Dadaloğlu, Köroğlu, Pir Sultan Abdal gibi ozanlar eliyle verdi. Dünya genelinde de tablo farklı değil. Örneğin İngiltere’de Robin Hood’u anlatan türküler 14. yüzyıldan itibaren dillerdeydi.

1700’lü yıllarda ulusal bağımsızlık hareketleriyle birlikte isyan şarkıları da bu yönde yol almaya başladı. Fransız Devrimi’nin marşları La Marseillaise, Ah! Ça Ira ve Carmagnole, İrlanda bağımsızlık hareketinin simge şarkısı da A Nation Once Again idi…  19. yüzyıla gelindiğinde ulus devlet mücadeleleri büyük ölçüde sona yaklaşmıştı ancak isyanın konusu değişse de kendisi bakiydi. Modern üretim süreçlerinin ortaya çıkışıyla birlikte yeni yeni oluşan işçi sınıfı hareketi de isyan ve devrim kavramının yeni baş aktörü oldu.

L’Internationale, 1888 yılında işçi sınıfı ve genel olarak tüm dünyada sosyalizmin marşı haline geldi. Aşağı yukarı aynı tarihlerde, henüz hiç bir kazanımı olmayan işçi sınıfı, İngiltere’de madenci şarkısı The Black Leg Miner, Digger’s Song ve fabrika işçileri için yazılan The Factory Bell’i dillendirmekteydi.

20. yüzyıldan itibaren Einstein’a selam olsun diyerek hızlanan zamanın akışı ile isyan ve devrim şarkıları külliyatı da hızlı bir değişim sürecine girdi. 1930’lardan itibaren Avrupa’da faşizm rüzgarları eserken devrimcilerin dillerinde, İtalya’da Bella Ciao, İspanya’da A Las Barricadas vardı. 1940’ların ortalarında sahneye Güney Afrikalı direnişçiler ve Nelson Mandela çıktı. Meadowlands, Bring Him Back Home ve Mannenberg bu direnişin sembol şarkıları oldular. La Chant des Partisans ise Fransa’da ulusal marş olması teklif edilecek kadar popülerleşmişti.

1958’de İngiltere’de nükleer karşıtı göstericilerin Trafalgar’a akmasıyla direniş dinamikleri tekrar Avrupa’da kendini göstermeye başladı. The Beatles ve John Lennon, 60’larda devrim külliyatına yeni kilometre taşları eklerken, Latin Amerika halkları da kendi eserlerini üretmekteydi. Che Guevera için yazılan Hasta Siempre ve Şili direnişçilerinin marşı El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido, Venceremos gibi şarkılar Latin Amerika sınırlarını aşıp dünyaya yayılmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise siyahilerin varlık savaşı sürüyordu. Martin Luther King, Bir Hayalim Var konuşmasını yaparken halkın dilinde We Shall Overcome vardı. Fransa’da 68 kuşağı Sorbonne’u işgal ederken isyanını Chacun de vous est Concerné, La Révolution, Paris-Mai ile dillendiriyordu.

Türkiye’de Cem Karaca, Moğollar, Ruhi Su ezilen kesimlerin sesi olurken, 6. Filo’ya direnen gençliğin dilinde ise Gündoğdu marşı var idi.  Kanlı 1 Mayıs’ın ardından isyan şarkılarına ağıtlar da eklendi. 1977 tarihli Ruhi Su albümü Merhaba, 1 Mayıs’ın hesabını soruyordu. Şarkışla, Kızıldere Türkiye’de devrim şehitlerine adanan türkülerden sadece ikisi… Kanlı 77 1 Mayıs’ın ardından, 1 Mayıs Marşı apayrı bir anlam kazanırken Taksim alanı da Türkiye’de halk hareketlerinin gözbebeği haline geldi. Bugünün iktidarını Gezi’dekileri cici çocuklar olarak tanımlarken, Taksim meydanındakileri marjinaller sınıfına sokmasında Taksim alanının tarihsel yükünün etkisi biriciktir. Bütün direnişçilere selam olsun!

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Comments
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne