Dağlarımız, ovalarımız, nehirlerimiz bizi bekliyor…

0
10
REKLAM    

Festival kelimesini duyduğumuzda çoğu zaman aklımıza gelen ilk şey ‘şenlik’ veya ‘eğlencedir’. Bunu film festivali olarak düşündüğümüzde ise zihnimizde canlanan kısa tanımlama; niteliği özel veya genel bir programla belirlenen,katılımcıları belli olan bir sanat gösterisidir.

Dünyanın her yerinde her yıl sayısız film festivali yukarıda belirttiğimiz gibi belirli tanımlama, kriterler ile gerçekleşmekte ve filmler milyonlarca izleyici ile buluşmaktadır. İnsanlar akın akın sinema salonlarına gitmekte filmler izlemekte, bazen mutlu bazen mutsuz, bazen ağlayarak bazen gülerek bazen filmleri protesto ederek bazen alkışlayarak sinema salonlarından ayrılmaktadır…

 Bu yıl 15 -25 Kasım 2013 tarihleri arasında gerçekleşen 8. Londra Kürt Film Festivali bize neler hissettiyor ne söylüyor bir bakalım?

Festival, açılışını 15 Kasım 2013’te Avrupa’nın en büyük Kürt film festivali olmanın ve iki yılda bir yapmanın ağırlığını karşılarcasına başarıyla gerçekleştirdi. Söz konusu Kürt film festivali olunca siz de izleyici olarak festivale bir çok misyon yüklüyorsunuz. Dünyanın dört bir tarafına dağılmış bir halkın ve halen onun devam eden özgürlük ve demokrasi mücadelesi kulaklarınızda çın çın çınlıyor ve bir çok şeyi değerlendirirken bu algınızı kapatamıyorsunuz.

Mesela festivalin açılışında konuşan isimlerden biri olan Feleknaz Uca’nın Kürt halkının özgürlük ve demokrasiye olan özlemini,tüm dünya insanlarının buna sahip olması gerektiği vurgusu ve sinema sanatının bu noktada birleştirici bir gücünün olduğu vurgusu algınızı bu konuda diri tutuyor ve bir de bakıveriyorsunuz ki konuşmalar bittikten sonra davullu zurnalı sadece kadınlardan oluşan bir halk oyunları sunumu herkesin kalbini kıpır kıpır yapıyor ve Londra’nın soğuk, puslu havası davulun tokmağı ile güm diye dağılıveriyor.

Bir çok film festivalinin açılış kokteylerinin sonunda, partilere,konserlere vs. gösterilerine tanık olduğumuz için salonda Kürt halkının yaşadığı bütün yöreleri temsil eden farklı ulusal kıyafetli kadınları ve davul zurnayı gördüğümüzde güzel bir özgünlükle karşı karşıya kalıyoruz.

Kürt halkı için halay güzel bir şeydir. Elleriniz birbirine sıkıca kenetlenir bedeniniz yanındakinin bedenine yanaşır müzik bedeninizi harekete geçirir ve mutlulukla sıkıca kenetlenmenin zikri başlar. Böyle bir sunum ile bir açılış gecesini sonlandırmanın herkesin kendi kültürünün eğlencesini yaşaması kadar samimi bir şey olmaz sanırım.

Festival ile ilgili genel bir sunum yapılırken emeği geçen ve sponsor olarak festivalin devamına katkı sunan kişilerin fazlalığı da “evet başardık” cümlesinin bir göstergesi olarak duruyor karşımızda. Konukların kendi arasında şimdiden çekimleri başlayan Kürt filmlerini konuşması, bir sonraki festivale gelip gelmeyeceğini tartışması festivalin başarısı, Kürt sinemasının geldiği noktanın da bir göstergesidir.

Açılış kokteylinden hemen sonra salonun ağzına kadar dolduğu ve merdivenlerde oturmak yasak olduğu için insanların dışarı çıkmakta zorlanmasından ötürü biraz gecikmeli başladı. Sinematografisinin ve kurgusunun başarılı olduğu ama erkek yönetmenlerin kadın hikayelerinin anlatırken iki defa düşünmesi gerektiğini bir kere daha gösteren Hişam Zaman imzalı “Beriya Berfbarine” filmi izleyicilerin beğenisini topladı.

Bir sinemaseverin izlemek istediği bir filmi izledikten sonra, o filmin yaratıcı ekibi ile buluşması kıymetli bir andır. Her şeyden önce yaratıcı ekibi karşında görmek uzakta ve ulaşılmaz olma durumunu ortadan kaldırıyor. Yaratıcı ekip seyirci huzurunda küçük bir sınavdan geçiyor. İnsanlar heyecanlı bir şekilde sorular soruyor. Salondan çıkanlar ya ‘bende film çekebilirim’ cesaretini alıyor ya da vazgeçiyor, perdeden akan sahneler geçmişi hatırlatıyor ya da geleceği kurgulatıyor…

Festival’in programında bu yıl tam 121 film vardı. Bunların 23’ü uzun, 46’sı belgesel ve 52’si kısa filmdi. Bu kısa filmlerin 20 tanesi 4. Yılmaz Güney Kısa Film Yarışması için yarışıyor. Kısa film jurisinde yer alan kişilerin gözleri yorgun ama gördükleri filmler umut verici olduğu için mutlular. Dünyanın farklı yerlerinde gelen ellinin üstünde konuk var. Kataloğu elinize aldığınızda güçlü ve davetkar bir program sizi karşılıyor.

Festival de bu yıl bir de senaryo yarışması bölümü mevcuttu. Maalesef herkesin yönetmen olmak istediği sinema dünyasında festival komitesi bileşenleri de iyi bir filmin başarısının yarısının senaryoya ait olduğunu düşünmüşler ki bu yönde bir teşvik gerçekleştirmeyi kararlaştırmışlar ve 5.000 dolar değerinde bir de ödül koymuşlar.

Sanata güç vermenin en güzel yollarından biri onu sahiplenmektir. Kürt sinemasının önde gelen yönetmenleri ‘Berivan Binevş, Ayşe Polat, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Hişam Zaman ve bir çok kişi hem kendi katılımları hem de filmlerinin sunumlarını yaparak festivale katkı sundular. Festivalin merakla beklenen ve biletleri bir gün önceden tükenen filmi Hiner Saleem imzalı ‘My Sweet Pepper Land’de yönetmenin, tüm oyuncuları Kürtçe’nin farklı lehçeleri ile konuşturması en büyük beğeniyi alan ölçüydü.

Londra’nın en iyi sinema merkezlerinden biri olan Hackney Picturehouse’da gerçekleşen gösterimlere sadece Kürtler geliyor diyorsanız yanılıyorsunuz… Festival bu yönüyle de Londra’nın gündemine girmiş bulunuyor ve festivali takip eden Londralı diyebileceğimiz izleyiciler de var.

Festivalin perdesinden, özgürlük, hesaplaşma, ötekiler, çocuklar, kadınlar akıyor… Festival’in en sıkı takipçilerinden biri olan orta yaşlı bir sevimli amca ile konuşurken politik sebeplerden dolayı dönemediği Türkiye’ye olan özlemini şöyle anlatıyor: “Sinema perdesine bakarken Kürdistan’ın dağlarını, ovalarını ve nehirlerini görüyorum ya, bekle diyorum kendi içimden mutlaka buluşacağız.” Bu cümleler insana sadece bir film festivalinde olmadığını da hatırlatıyor işte…

Festivalin organizasyonu kolektif bir ruhu ölçü alarak yapması, gönüllülerin güler yüzlülüğü ve eksikler karşısında ‘bir dahaki seneye bunu aşacağız’ cevabındaki mütevazılık da güven verici açıkcası…

Aksilikler olmuyor mu? Elbette oluyor ama festivalin kendisine amaç edindiği yok sayılan bir halkın sineması ve festivali cümlesi bazı şeylere göz kapamanıza neden oluyor! Ama katılan konukları bir araya getirerek üretim sıkıntılarını ve paylaşım açmazlarının konuşulduğu planlı organizasyonlar yapılsaydı, bir çok yönetmen, oyuncu, yapımcı kendi deneyimlerini paylaşarak ya da sorular ortaya atarak yeni cevaplar ve yöntemler bulabilecekti ki üretim araçları açısından çok sıkıntıları olan Kürt sinemasının sanırım en çok böyle platformlara ihtiyacı var.

Meral Balık

Mitra laleş

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse