Dağlarda tiyatro, dağlarda müzik

0
29
REKLAM    

Dağlarda tiyatro izledim ve müzik dinledim, bir aya yakın bir süre onlarla yolculuk ettim, patikalarda yürüdüm. Onlara göre bireycilik sanatın ve sanatçının ölümü…Gerillanın sanatı Kurdî. Sadece dili değil yaşamı da Kürtçe. Çiyayî…Yıllardır tanımsız kılınmaya çalışılan bir dilden, yeni yaşam tarzıyla beraber sanatsal ürünler ortaya çıkıyor.

Newroz’la beraber medya savunma alanlarında uzun bir yolculuğa başladım. Oldukça kalabalık bir grupla; tiyatrocu ve müzisyen gerillalarla dağ-dağ gezdik. Yaklaşık bir ay yollarda ve patikalardaydık. Neresinden başlasam ve ne kadarını-nasıl anlatsam bilemiyorum…Xakurkê, Xinerê, Kandil, Zap, Zagros ve Garê hepsi bir cennetin parçası… Oyuncular müzisyenler, seyirciler herkes gerilla… Büyüklü, küçüklü onlarca etkinlik… ‘Moral’ deniliyor bu gerilla buluşmalarının adına…

Gerilla ve Sahnesi
Sahne inşası her çalışma gibi kolektif gerçekleştiriliyor. Kazma, kürek ellerde… Bittiğinde bu sahnelerin yarım saatte yapıldığına kimse inanamaz. ‘Taya zer’ yani sarı naylon ip can kurtaran niteliğinde, o yoksa ‘şutik’lar(gerillaların beline bağladıkları kuşak) başlanıyor kesilmeye, ip niyetine… Katlarsın yastık olur, inceden kesersin ip olur, açarsın torba olur, bazen lif-havlu bazen balık ağı, en önemlisi yaralı bir gerillayı taşımak için sedye oluyor ihtiyaç halinde… Müzisyenlerin mikrofon ayaklıkları ise kuru ağaçtan, tepesine ‘laska’ (bant) ile bir mikrofon bağlanıyor, tamam. Tiyatrocular müzisyenlerin teknikçisi oluyor, müzisyenler tiyatrocuların perdecisi… Diğer gerillalar ise bazıları mutfakçı, bazıları ise sahneye çıkacak gerillalara yardım ediyor. Sahne yapılırken, dağlardan patikalardan onlarca gerilla sahneye çıkıyor. Tiyatrocuların sesini daha iyi duyabilmek için herkes sahnenin en önüne davet ediliyor. Newroz’a yaklaşırken yağmur ve çamur ile başlayan bu yolculuk çoğunlukla patikalarda sırtlarda çantalar ve yüklerle bazen de bir traktörün üstünde devam ediyor. Traktörü tercih etmeyenler ise her zaman yürüyor. Yükü çok fazla olanlar ise bu alışılmadık yolculuk biçimine katlanmak zorunda… Gerillalardan başka kimselerin görünmediği bu dağlarda, ‘yüreklere sığmış milyonlar yürüyor’ diyorum, kendi kendime…Alandan ayrılırken çoğu zaman ‘heval tören’ diyor birisi… Onlarca gerilla sıraya giriyor sıkılmadık el, sarılmadık gerilla kalmıyor, çok uzun bir birine sarılan kadın gerillalara, beklemekten sıkılanlar; esprili bir biçimde ‘heval askeri’ diyorlar, daha hızlı anlamında… Eller sıkılıyor ve gözler bir birine bakıyor, ‘kim bilir bir daha ne zaman görüşeceğiz’… ‘Mutlaka tekrar görüşeceğiz’, diyorum hepsine… İçtenlikle, onlarca defa ‘serkeftin’ sözü dökülüyor dudaklardan…

 

Xakurkê’nin yağmuru

Diğer yerlerde de olacağı gibi; burada da ilk önce şehitlik ziyaret ediliyor. Devrimciliğini canını vererek kanıtlayanlar selamlanıyor en önce, kimilerinin bir kefiye, kimilerinin bir yemeni başucunda… Ş.Beritan şehitliği yağmurlu bir günde bizi karşılıyor. Gökyüzü hepimizin yerine içini boşaltıyor dağlara…Genç kadın gerillalar şehitlik çalışmalarına katkı sunmak için gelmiş, karınca misali çalışıyorlar…Kültür ve sanat grubunun gelişiyle ara veriyorlar, çoğu birbirini eskiden tanıyor… Sıcak sohbetler hemen başlıyor, hasret gideriliyor, kim neredeydi, kim eğitime gitti, sorular havada uçuşuyor. Yorgunluğu gidermek için önce çay demlendi, sonra sahne için iş başı… İki genç müzisyen gerilla olan Evin ve Jinda’da burada kültür grubuna dahil oluyor. Yüzleri her zaman ki gibi güleç…

 

Yekda’nın tası

Yedi kişilik tiyatro oyununun adı; ‘Tas’. Bu ‘tas’ın bir hikâyesi var. Oyunda bu hikâye üzerine kurulmuş. Gerilla ve aynı zamanda tiyatrocu olan, 27 Mart dünya tiyatrolar gününde Halep’te yaşamını yitiren Yekda Herekol’un su tasını anlatıyor oyun. Yekda’nın bir tası var ve bütün gerillalara bu tasla su içirmeyi hedefliyor. Tası daha sonra Kürt halk önderine göndermek istiyor…Bu gerçek bir olay…Yekta’nın gittiği her yerde, her etkinlikte gerillalara su verdiği bu tasın öyküsünün anlatıldığı bu oyun bittiğinde, bütün gerillalar tiyatrocuların tasından su içmek için sıraya giriyor. Bir saatlik bu oyunda, sanatçı duruşları ele alınıyor. Sanatçı-toplum ilişkisi irdeleniyor. Oyun sonunda ise Yekda’nın vasiyeti üzerine gerillalara şeker dağıtılıyor. Yirmi günlük süre içerisinde oyun toplam 13 kez sahnelendi. Bir oyun binlerce gerillaya ulaştı. Gerillaların özellikle de Yekda’yı tanıyanların oldukça duygulandıklarını, tanımayanların ise O’nu bir nebze de olsa oyun sayesinde tanıma fırsatı bulduğunu gördüm. Seyirci gerilla, oyuncu gerilla, sahnede bir gerillanın yaşamı…Tiyatrocular uzun bir süreden sonra sahnede olmaktan dolayı oldukça mutlu…En çokta ‘Jixwerazi’ adlı tasfiyeciyi canlandıran oyuncunun dağıttığı şekerleri almayan yeni savaşçılar, oyundan oldukça etkilenmişlerdi.

 

Awazê Çiya

Artık daha fazla doğulu enstrümanlar kullanıyorlar. Tar, santur, erbanê, kaval, bağlama vb…Kürt müziğine önemli katkılar yapıyorlar. Hem teorik, hem pratik olarak… Hem ideolojik, örgütsel hem de fiili olarak müzikle beraber yaşıyorlar. Bir elinde silahları, omuzlarında çanta ve diğer elde sazları…Yaptıkları şarkılar yine önce gerillalarla buluştu, hiç kimsenin duymadığı bu ezgiler diğerleriyle beraber dile geldi. Duyduğum her yeni şarkıdan sonra ‘bunun da klibi yapın çok tutar, insanlar severek dinler diyorum.’ Gülümsüyorlar…Uzun bir yürüyüş ve bir de bunun dönüşü var. Tek sıra yürüyoruz… Patikada adeta akıyoruz. 

 

Çavreş ve Ceren

İki yaban keçisi (pezkovî) biri Zap’ta biri Zagros’ta… Şimdiye kadar en fazla kalan, üç yıl kalmış gerillaların yanında diyorlar. Belki daha fazla kalanda olmuştur. Bir gün gidecekler doğal yaşamlarına… Ama şimdilik gerillalarla beraber dolaşıyorlar dağlarda… Doğal yaşamlarına da çok aykırı olmasa gerek bu yaşam tarzı, Zap’takilerin planları var ceren üzerine, vermeyiz kızımızı diyor Zagros gerillaları. Çavreş oldukça hareketli, biberonla süt içmenin dışında da inanılmaz şeyler yapıyor. Tek sıra dizilen gerillaların sırtında kayalıklarda gezer gibi geziniyor. Ceren daha sakin, müzik dinliyor kucakta…Çarçela ve Govende yakında, Cilo biraz daha uzakta, gözünün görebildiği her yer dağ… Kunişka’dan geçerek geldik buralara, Kunişka delikli eski kaya evlerden alıyor olsa ismini… Bir neolitik ülke misali… 

 

Her askeri birliğin doğal sanatçıları var

Gerillada amatör ve profesyonel sanat çalışmaları iç içe yapılıyor. Awazê Çiya ve Şanoya Çiya’nın sahneye çıktığı her yerde, başka sanatçı gerillalar da vardı. Evin ve Jinda’dan bahsetmiştim ve Bermal’den, yol boyunca diğerleri de bizimle buluştu. Sipan, dengbêj Rêzan ve Tolhildan ile diğerleri… Skeç tarzı komedi oyunları hazırlayanlar gençler vardı. Mizgin ise grubuyla kadın tarihi üzerine bir oyun hazırlamıştı, profesyonelleri aratmadı. Hira ve Kahraman Rojhilatlı güzel seslerdi. Hamza arkadaşında sesi oldukça beğenildi. Kürtler ve müzik gerçekten incelenmesi gereken önemli bir konu… Kürt gerçeği, gerilla ve müzik birbirini nasıl da tamamlıyordu. Daha önce dizilerde oyunculuk yapanları dağlarda görmek sevindirici, Delîla’yı takip ederek dağlara gelen Sara’da bir diğer gerilla idi. Ankaralı Umut Türk, Şerzan Kurt’un okul arkadaşı, ‘Ulaş’ın elinde mavzer’ şarkısıyla etkinliklere renk katarken, gelen yazılı notta Awazê Çiya’dan 30 Mart’ın anısına ‘oy dere Kızıldere’ isteniyordu…

 

Gerillanın sanatı Kurdî, çiyayî

Gerillaya ‘kültür ve sanat’ diye sorduğumda; ‘yaşam tarzı ve örgütlü ilişki’ diyor. Komünal bir yaşam ve kolektif bir çalışma oldukça dikkat çekiyor. Biliyorsunuz gerilla savaşçı demektir. Bu savaşın aynı zamanda kültürel bir savaş olduğunu gördüm… Dağlarda tiyatro izledim ve müzik dinledim, bir aya yakın bir süre onlarla yolculuk ettim, patikalarda yürüdüm. Onlara göre bireycilik sanatın ve sanatçının ölümü… Gerillanın sanatı Kurdî. Sadece dili değil yaşamı da Kürtçe. Çiyayî… Yıllardır tanımsız kılınmaya çalışılan bir dilden, yeni yaşam tarzıyla beraber sanatsal ürünler ortaya çıkıyor. Müzik, sinema, tiyatro, şiir ve edebiyat bu dağlarda Kürtçe yapılıyor. Her alanda Kurdîleşerek evrenselliğe katılıyor. Kendine ait olanı yaratıyor…Hewraman’ı, Soran’ı, Zaza’zı, Kurmanc’ı, Lorisi, Kelhorisi var. Arap, Türkmen, Laz, Acem, Azeri, Fars ve Almanlar var… Dağda 2-3-4 hatta 5 dil konuşuluyor. Özcesi tüm bu bir aylık yolculukta gördüklerim beni şuna götürüyor; benim için Gerilla-Sanatçı Kamil insandır. Kemal’e erendir. Ser çeşmenin gözüdür. Hayat veren suyu da sanatıdır.

EKİN KIZILIRMAK/BEHDİNAN

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse