Dağ Sineması

M. Hadi Sümer

0
80
REKLAM    

Kendi içerisinde birçok anlamı ve özgünlüğü barındıran bir tanımlama olarak Dağ sineması -başlangıç için- ne kadar Kürdistan dağlarına dairse bir o kadar da Halil Dağ’a da dairdir.

Tarihsel birikimini dağlarda gerçekleştirmiş bir halkın sinemasının da dağlarda şekillenmiş olması şüphesiz tesadüf değil.

Fiziksel gerçekliğiyle Kürdistan coğrafyası, bu topraklar üzerinde yaşamış-yaşayan halklar için belirleyiciliği ekonomik ve sosyal olduğu kadar da siyasaldır. Kültürel kimliğinin temellerinde ki köy toplumu realitesi, tarıma ve hayvancılığa elverişliliği, su kaynaklarının bolluğu gibi sebeplerle sürekli bir uygarlaşma sahası rolündedir. Uygarlık inşasında en görkemli kalelerini de dağlara kurmuş, en görkemli direnişlerini de dağlarda vermiştir. Dağlar kültürel olduğu kadar politik değerde taşır bu haliyle Kürdistan’da. Kimliği dağ olunca bir toplumun, müziği de edebiyatı da dağ olmuş, her bir dengbêjin klamında, her bir şairin dizesinde, hem mekân olarak hem de özne olarak yerini almıştır. Çünkü dağın kendine ait bir biçimi vardır ve kendisiyle olan her ilişkiyi de biçimlendirmiştir. “Sinema konusunda hiçbir tecrübem, hiçbir bilgim yoktu. Tek dayanağım içinde bulunduğum düşünceydi. Sadece dağın düşünme ve görme biçimine güveniyordum” diyen Halil Dağ’ın biçimlenişi de bu güven duygusu ve dağın diyalektiğiyle ilişkilidir.

Halil Dağ (Uysal) İzmirli bir babanın ve Ağrılı bir annenin çocuğu olarak 1 Nisan 1973’te Almanya’da doğar. 1994 yılında ilk Kürt televizyonu MED TV’nin kuruluş çalışmalarında yer alır. 1995 yılının 1 Nisan günü bir alman kameramanın yardımcısı olarak sn. Abdullah Öcalan’la bir röportaj yapmak üzere Ortadoğu’ya gelir. Bu buluşma onu çok etkiler ve burada kalmaya karar verir. Kendi tabiriyle “ileri gitmeye karar verdim” der.

Uzun bir süre basın çalışmalarında kaldıktan sonra sinemada karar kılar ve ilk filmi olan “Tîrej”i çeker. Tirej’in ardından “Eyna Bejnê” (Boy Aynası), “Dema Jin Hezbike” (Kadın Sevdiği Zaman), “Nepaniya Rûye Me” (Yüzümüzün Gizliliği), “Firmeskên Ava Zapê” (Zap’ın Gözyaşları) “Beritan”, “Kilamek ji bo Zagrosê” (Zagros için bir şarkı) filmlerini çeker. Son filmi “Ağrı Dağına Yürüyenler” i çekmek için gittiği Besta’da 1 Nisan 2008’de yaşamını yitirir. 1 Nisan artık Halil’in hem doğumunu kutlamanın, hem ölümünün yasını tutmanın tarihidir. Dağın düşünme ve görme biçimine güvenerek oluşturulan yeni bir sinemanın, yeni bir düşünme ve görme biçimi olarak Dağ Sinemasının oluşumunun tarihidir. “Dağ sineması, Kürdün koca bir trajedi içerisindeki uyanışına ve sadece kahramanlıklarla dolu tarihine sahip çıkmakla yükümlü değil. Aynı zamanda geleceğine biçim vermekle de yükümlüdür. Bu da ancak bulunduğu yerden yapılabilir. Yani dağda. Çünkü Kürdün özgür düşüncesini sunduğu başka yeri ve mekânı yok…” diyen Halil’in, hem sinemaya yaklaşımımızın ölçütünü hem de toplumsal mevcudiyetimizin içerisinde bulunduğu gerçekliği işaret etmesinin yıl dönümüdür bugün. “ Sinema teknikle yürür derler, bence de öyledir ama bir kameramız var bir de yoldaşlığımız… ” diyebilen kavrayıştır Halil Dağ.

Artık bir Pazar alanı olarak sinema kendi içinde ulus sineması, ana akım sinema, sanat sineması gibi kavramlarla tartışıla durulsun, Dağ Sinemasının bize gösterdiği ve kendini kanıtladığı başka bir rotası var. Bu rota için son sözü Halil Dağ en başından söylüyor: “Sanat cüret etmekse, öyleyse cüret edelim. O Pazar yerine inmeyelim. Sinemamızı ucuzlatılmış ticaret ilişkileri içinde değil, yoldaşlık ilişkileri içinde kuralım…”

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse