Dağ sineması çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor

0
12
REKLAM    

TEV-ÇAND Sine Çiya üyesi Emin Engizek, dağ sinemasındaki son gelişmeleri anlattı. Engizek, özgürlük hareketinin ilk tiyatro oyunundan Bêrîtan filmine, Xelil Dağ’dan yeni çekilen filmlere kadar ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

‘MİLLİ EĞİTİMDE MEMUR DEĞİL, MKM’DE SANATÇI OLMAK İSTEDİM’

Sinemaya merakınız ve oyunculuğunuz ne zaman, nasıl başladı?

Çocukken Türk sinemasından etkilenerek biz de mahallede kendi aramızda roller dağıtarak oyun oynardık. Kahramanlarımız genellikle Kadir İnanır, Tarık Akan gibi o dönemin popüler isimleriydi. Ancak en önemli rol daima bizde Yılmaz Güney’di. O rolü herkese vermezdik. Bir ödül gibi her gün bir arkadaşımıza vererek oyun oynardık. Ben daha o zamandan beri hep oyuncu olmak isterdim. Bizim yöremizde de sanata ilgi düzeyi yüksekti. Halk olarak da farklı kültürlerin bir arada bulunmasından dolayı özellikle sanatçılık Adıyaman’da ön plandaydı. Doğal olarak bu da bizi, beni sanata meraka yönlendiriyordu. Olur da sinema oyuncusu olamazsam futbolcu da olabilirim diye de hayaller kurardım. Yıllar geçti, okul bittikten sonra ben Cizre Milli Eğitim Müdürlüğünde memurluk yaparken MKM’nin açıldığını duydum. Memurluğa rağmen ben MKM’ye gidip sanatla ilgilenmeye karar verdim. Zaten memurluğu bir türlü sevmemiştim. Bırakıp MKM’ye kayıt yaptırma hazırlıkları yaparken, fikrimi değiştirdim ve hayatımın çıtasını bir anda daha da yükseltme kararı aldım. Böylece 1993 yılında gerilla saflarına katıldım. 6 yıl boyunca Botan’da gerillacılık yaptıktan sonra 1999 yılında Önder Apo’nun çağrısı temelinde Kuzey’den çekilerek Güney alanına geçtim. Güney alanındayken Özgürlük Hareketi kültür alanında önemli adımlar atıyordu. Bunlardan biri de PKK Kültür Komitesinin kurulmasıydı. 2000 yılında Kültür Komitesinin kurulmasıyla beraber ben de komitede yerimi almaya başladım. Böylece yıllar önce çocukluk hayallerimi süsleyen sanatla dağ sayesinde buluşmuş oldum.

Kültür Komitesinde yapabilecek biri olduğunuzu gösteren neydi? Hangi yeteneğinizden dolayı seçildiniz?

Gerillayı tanıyan herkes iyi bilir ki, bizde çokça moral etkinlikleri düzenlenir. Yani bu durum bizim için önemlidir. Gerillada coşkuyu, morali, enerjiyi komünal paylaşıma açmanın adıdır moral etkinlikleri. Bu nedenle hangi arkadaş olursa olsun illa ki bu etkinliklerde ya şarkı söyler, ya skeçlerde veya tiyatroda oynar ya da anılarını anlatarak paylaşıma katkıda bulunur. İşte ben de genelde bu moral etkinliklerinde tiyatroda oynardım. Arkadaşlar oyunlarımı çok beğenmiş olacaklar ki Kültür Komitesi için isim önerisi istenince bizim bölükte beni önermişler. Böylece arkadaşlar beni komite çalışmaları için çağırdılar ve böylece başladım.

Komiteye geçtikten sonra ilk olarak neler yaptınız?

İlk çalışmamız tiyatro oldu. Bu çalışma yaklaşık 5 yıl sürdü. İşte 2000’den 2004’e kadar devam etti. Dağda tiyatro gösterimleri ve turneler yaptık. Medya savunma Alanlarının hemen hemen tüm alanlarını dolaşarak arkadaşlara tiyatro gösterimlerinde bulunuyorduk. İlk tiyatro oyunumuz “Zilamê Tazî” adında iki perdelik bir oyundu. Yanlış hatırlamıyorsam Lübnanlı bir yazarın eseriydi ve biz tiyatroya Kürtçe uyarlamıştık. Bu oyun Filistin halk direnişini konu alıyordu. Arkadaşların tiyatroya olan ilgisi bizim de ilgimizi arttırıyordu. İlk çalışmalarımız olmasından kaynaklı da çok büyük bir ciddiyetle çalışmaları ele alıyorduk. Yani çok büyük keyif alarak bu işi yapıyorduk. Gerillanın yanı sıra halk için de gösterimlerde bulunduk. Özellikle Musul, Maxmûr, Behdinan, Soran mıntıkalarında halk gösterimlerinde de bulunduk. O zaman tiyatromuz ‘Şehid Sefkan Akademisi’ adı altında çalışmalarını sürdürüyordu. Akademi oluşturmuştuk ve bu işe profesyonel olarak devam ediyorduk. Aslında bazı olumsuz durumlar olmasaydı kültür-sanat çalışmalarımız çok daha büyük bir ivme kazanacaktı.

Dağ Tiyatrosunun kuruluşunun 2000 yılı olduğunu belirtmiştim. Ancak 2001 yılına geldiğimizde Güneyli güçlerle aramızda savaş çıktı. Sömürgeci faşist Türk devletinin öncülüğünde “şerê xiyanetê” dediğimiz bir savaş patlak verdi. Bu nedenle bizler de intişar pozisyonuna geçtik doğal olarak. Her şeyden önce özgürlük savaşçısıyız ne de olsa… Bu savaş neredeyse bir yıl boyunca kültür çalışmalarımızın durmasına sebebiyet verdi. Savaş sona erdikten sonra grubu tekrardan toparlayarak çalışmalara kaldığımız yerden devam etmeye başladık.

Büyük oyuncular olan Hêvî ve Yekta yoldaşları da anmak istiyorum. Her iki arkadaşın da çok büyük ve geniş çalışmaları vardı mesela. Onlar bu işin öncüleriydiler. Biz grubu toparlamaya çalışırken onlar bir tiyatro oyununu hazırlamışlardı bile. Şehit oldukları ana kadar da bu işi en layıkıyla yürüttüler ve ardıllarında büyük bir miras bıraktılar.

‘PKK YOK OLUŞUN EŞİĞİNDEKİ KÜRT KÜLTÜRÜNÜ YENİDEN YARATTI, SÜSLEDİ’

Özgürlük saflarına katılıp gerilla olduktan sonra kültür-sanat çalışmalarına dahil olmak nasıl bir duyguydu?

Ben çocukluğumda kimlere özenerek oyuncu olmak istediğimi anlatmıştım. Dikkat edilirse çoğu Kürt bile olmayan ve başka dillerde sanatçılık yapan, bizim kültürümüzle alakası olamayan oyunların oyuncuları. Burada Yılmaz Güney’i ayrı bir yere oturtarak söylüyorum tabii. Hatta Cüneyt Arkın gibi bazı oyuncular Türkçülük ideolojisinin şırıngası rolündeydi ve o şırıngayla bizlere Türklüğü enjekte ediyorlardı. Şimdi biz böyle bir kültürel dejenerasyon içerisinde yaşayan bir halkın neferleriydik. PKK hareketinin oluşmasıyla Kürt halkı taze bir nefes alıyor ve bunu bir de kültürel alanda bir atılımla süslüyor… Bu büyük gurur duyulacak bir durum tabii. Durum böyle olunca bende oluşan duygular çok güçlüydü. Sadece ben değil, bu çalışmalara katılan tüm arkadaşlar olarak hemen hemen aynı duygularla çalışmalara katıldık. Örneğin yalnızca tiyatro grubumuz 45 arkadaştan oluşuyordu. Yanında bir de müzik grubu vardı. O da 45 arkadaş civarındaydı. Hiçbir arkadaş zorla bu çalışmaya verilmedi. Hepsi de gönüllülük temelinde, büyük bir ciddiyet ve profesyonellikle katıldılar. Halkın savaşçısı olmak, her anlamda çalışmanın öncüsü, savaşçısı olmak demektir. Eldeki silah bazen kalaşnikov, bazen saz-gitar, bazen bir kamera ve bazen de tiyatro perdesidir… Hatta buna dair bir anımı da paylaşmak isterim: Yıl 2001. Kış bastırmış ve biz henüz üslenebilmiştik. Ancak sanatsal çalışmalarımızı yürütebileceğimiz bir yerimiz yoktu. 27 Kasım için bir oyun hazırlamıştık ancak bunu gösterebilmek için bir yer yapmak zorunluydu. Hêvî arkadaş sivilde inşaat ustasıydı. Hemen kolları sıvadık ve bir salon yapmaya başladık. Salonumuzu kar altında 27 Kasım’a yetiştirdik ve o tiyatromuzun gösterimini de o salonda yapmayı başardık. İstek ve azim olmazsa bunu başarmamızın mümkünatı yoktu.

XELİL DAĞ

Xelil Dağ’la tanışmanız nasıl oldu? Özgürlük Hareketinde ilk sinema çalışması nerede ve nasıl başladı?

Musul mıntıkasında çalışmalarımızı yaparken, Xelil Dağ hevali duymuştum. Gidip kendisiyle tanışmak istemiştim. O da aynı şekilde benimle tanışmak istemişti. Xelil arkadaş o zaman HPG’deydi. Ancak sinemayla ilgileniyordu. Hayalleri büyük olan bir arkadaştı. Ben kendisiyle 2001 yılında tanıştım. Uzun sohbetlerimiz olmuştu. Gerillanın ayak bastığı her yeri, mücadelenin olduğu her mekanı yazmak, fotoğraflamak ve filmini çekmek istiyordu. Zaten şehadete ermeden önce planlaması; Botan’dan başlayarak Ağrı Dağı’na kadar gerillanın filmini yapmaktı. Aslında başlamıştı bu çalışmaya ancak 2008 yılında şehadeti yaşandı. Tabii Xelil arkadaşla beraber bazı film çalışmalarımız oldu. İlk filmimiz 2002 yılında çektiğimiz ‘Tîrêj’di. Xelil arkadaş bu film ile Kürt halkının özgürlük savaşçılarını, Önder Apo’nun felsefesiyle donanmış bu insanları dünyaya en iyi nasıl tanıtacağını ele alıyordu. Çalışmalarında kendisinden son derece emin ve ne yaptığını bilen bir arkadaştı. Ayrıca sinemanın ne kadar etkili bir propaganda aracı olduğunu iyi biliyordu. Ben bu hedefini başardığını düşünüyorum. Filmleri etkileyiciydi. Birçok film yaptı. Tîrêj, Eynika Bejnê, Dema Jin Hezbike ve Bêrîtan…

‘BÊRÎTAN FİLMİ HER KÜRDÜN EVİNDE…’

Bize biraz Bêrîtan filminin bilinmeyen yönlerinden bahsedebilir misiniz?

Dediğim gibi birçok film yaptık. Ancak bu filmlerin içinde en büyük ilgiyi Bêrîtan filmi gördü. Yani biz de bu filmle aslında büyük bir çıkış yaptık. Sadece arkadaşlardan bahsetmiyorum, tüm halkı etkilemeyi başardı. Filmin CD’leri elden ele dolaşıyordu. Kuzey’de yasaklardan dolayı gizlice dağıtılmasına rağmen hemen hemen tüm Kürtlerin evlerine konuk oldu Bêrîtan filmi. Güney’de çok büyük bir beğeniyle izlendi. Bêrîtan arkadaşın ’92’deki Güney savaşında şehit olmasından kaynaklı da derin bir bağlılık oluşmuştu Bêrîtan arkadaşa. Bu da filminin izlenmesine dönüştü. Film 2006 da gösterime girmiş olmasına rağmen halen izleniyor ve ilk zamanlardaki ilgiyi görüyor. Mesela ben şimdi bile nereye gitsem bana ‘Hüseyin’ diyorlar. Hafızalarda iyi bir yer edindiğinden şüphem yok. Herkes kendisinden bir parça buldu bu filmde. Bu filmin önemli yanlarından biri de tarihi canlı kılma adına çekimlerinin büyük çoğunluğunu savaşın geçtiği ana mekanlarda yapmış olmamızdır. ’92 Güney savaşı Xakûrkê alanında yoğun geçmişti ve Bêrîtan arkadaş da bu cephede savaşa katılarak şehit oluyor. Aynı tepeler, aynı patikalar ve hatta Bêrîtan arkadaşın kendisini attığı kayalıklar bile aynıdır filmde. İkinci önemli olay ise, filmin çekildiği zamana kadar Bêrîtan arkadaşın cenazesi halen bulunamamıştı. Şehit olduktan sonra cenazeyi defneden arkadaş gelip cenazenin yerini gösterdi ve biz Bêrîtan arkadaşın cenazesini Xakûrkê şehitliğine taşıdık. Bunun çekimlerini yaparak ayrıca filmde de bir sahnede yer verdik.

‘ÖNDERLİĞİMİZ KÜLTÜR-SANATA BÜYÜK ÖNEM VERİYOR’

PKK 41. yılına girdi. Bu 40 yılda sinemanın geldiği düzey nedir? Yetiyor mu?

40 yıl, hem de dolu dolu bir 40 yıl. Her bir anından dahi onlarca film çıkartılabilecek bir 40 yıl. Doğru değerlendirilebilirse büyük argümanların olduğu bir mücadeledir PKK. Çok büyük savaşlar, direnişler ve katliamlar oldu. Bunların hepsi kendi başına film konusu. 40 yılda geldiğimiz düzey; var olmanın hakikatine ermiş olmanın verdiği büyük gurur, diyebilirim. Yok oluşun eşiğinden dönülmüş, uçurumun kenarında kanatlanılmış ve bugün daha büyük projelere imza atarak neredeyse tüm Ortadoğu’nun kaderini tayin edecek düzeye varmış bir mücadeleden bahsediyoruz. Biz bu mücadelenin sinemacılığını yapıyoruz işte. Elimizdeki olanak yetersizliğine, baskılara, yoğun savaşa rağmen yürütüyoruz işlerimizi. Kuzey’iyle, Güney’iyle çok sıcak bir savaş vermekteyiz ama film çekmeye devam ediyoruz. Daha ne olabilir ki!.. Bunu en ünlü yönetmene sorsanız, en kısa cevabı ‘bu deliliktir’ der. PKK, köleliğe isyan edenlerin partisidir, Sine Çiya ise bu isyan edenlerin aynası olmuştur. Vardığımız noktadan memnunuz ama biz devrimciyiz, var olanla yetinmeyiz. Bir kere kültür-sanata çok büyük önem atfeden ve bu konuda büyük gelişmelerin olmasını bekleyen Önderliğimiz var. Önder Apo İmralı zindan koşullarına rağmen en ufak fırsatta, tıpkı diğer önemli konular gibi edebiyatı da sinemayı da değerlendirdi ve perspektifler verdi. Önder Apo PKK’nin romanının, şiirinin, filminin olması gerektiğini emretti. Bu nedenle önümüze daha büyük hedefler koymuş bulunuyoruz. Hareketimizin de bu konuda büyük destek ve teşvikleri var.

YENİ FİLMLER

Yeni projeleriniz var mı?

Xelil arkadaşın erken şehadeti bizi sinema alanında biraz geriye çekti. Geciktirdi bizi. Xelil arkadaşın daha önceden eğittiği arkadaşlar vardı ama Xelil arkadaş farklıydı. Dedim ya o bu işin üstadıydı. Kendisinin şehadetinden sonra yerini bir birimle doldurmaya çalıştık. Birkaç film yapmamıza rağmen Bêrîtan filminin düzeyine ulaştık sayılmaz. Tabii bu aynı zamanda tecrübeye de dönüştü. Mesela şimdi elimizde yeni projeler var. Birkaç çalışmayı aynı anda yürütüyoruz.

Mesela herkesin sahipleneceği ve beklediği çalışmalar mı?

Evet, çok iyi çalışmalar var. En kısa zamanda izleyiciyle buluşacak. Halkımızın hiçbir yaratımının tarihten kopuk olmasına izin vermeyeceğiz. Yani her şeyi belgeleyip tüm dünyaya duyurmaya çalışıyoruz. Bunu hak etmiş bir halkımız var çünkü. Bir de biz bu projelerimizle alternatif sinemacılık yapıyoruz. Kapitalist modernite sisteminin her şeyi metalaştıran ve kâr amaçlı ele aldığı sinemacılığa karşı biz kültürel sinema yapıyoruz. Ortadoğu böylesi halk kahramanlıklarına, destanlara oldukça önem veren bir coğrafyadır. Kürdistan’da da bu böyledir. Bu nedenle biz ağırlıklı olarak bu temalı filmler çekiyoruz.

‘YABANCI OYUNCU VE YÖNETMENLER ŞAŞIRIYOR…’

Xelil Dağ’la başlatılan direniş sinemasına şimdi dünya sinemasından da gıptayla bakış olduğu görülüyor. Sizler bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Size gelen farklı talepler var mı?

Evet, bu büyük ilgiyi bizler de görüyoruz. Geçmişte Türkiyeli devrimci-demokrat çevrelerden yönetmen ve oyuncuların ilgileri vardı. Bu şimdi dünya sinemasına sıçramış bulunuyor. Apocu felsefeyle gericiliğe ve sömürüye karşı mücadele eden militanlar tüm dünyada büyük bir şan kazandılar tabii. Örneğin, Kuzey Suriye ve Rojava’da verilen mücadeleye bütün dünya hayranlık duydu. Bu nedenle filmler, belgeseller hazırlandı, yazılı ve görsel medya kuruluşları çok yoğun işledi. En son Portekizli yönetmenin ‘Binxet’ belge filmi ve yine ‘Güneşin Kızları’ isimli Gulshifte Farahani’nin oynadığı film önemli yapımlardır. Zaten Güneşin Kızları önemli ödüller de alarak aslında herkesin beğeni ölçüsünün Kürt gerillası olduğunu bir kez daha göstermiştir. Çünkü Kürdistan gerillası dünya ilericiliği adına küresel gericilikle savaşmaktadır. Bu savaşçılığı herkesin desteklemesi; katılması gerekmektedir. Yine görüştüğümüz yabancı yapımcı ve oyuncular var. Özellikle ilgilerini çeken şey; onca teknik baskı altında işlerimizi hiç aksatmadan yapabiliyor olmamıza çok şaşırıyorlar. Yine yaşam ölçülerimizin yüksek olması dikkatlerini çekiyor. Bu nedenle farklı taleplerle bize gelenler var. Ancak kendilerinden istediğimiz, hakkını vererek filmlerini çekmeleridir. Bu verilen mücadeleyle beraber Kürt halkı doğru tanımlanmayı ve doğru yansıtılmayı hak etmektedir. Bu, büyük bedellerle elde edilmiş bir haktır.

‘XAKÛRKÊ’DE DE KAZANACAĞIZ’

Siz Bêrîtan filmini Xakûrkê’de çektiniz ve bu alanda yaşadınız. Fakat şu an Xakûrkê de tıpkı Efrîn ve Kobanê gibi bir işgal girişimi altında. Devrimci bir sinemacı olarak duygularınızı merak ediyoruz…

Doğrudur, düşmanın Xakûrkê alanına yönelik yoğun saldırılar var. Ancak bu saldırılar karşısında da muazzam bir gerilla direnişi var. Mesela 2016 yılında şehit olan Axîn Meşkan arkadaş da tıpkı Bêrîtan gibi son mermisine kadar savaşıyor ama mermisi tükenince düşmanın eline geçmemek için kendini uçurumdan aşağıya atıyor. İnsanın tüyleri ürperiyor bu duruş karşısında. Fedailik budur işte. İlginçtir ki hem mekan olarak, hem operasyon ittifakı olarak ’92 Güney savaşıyla benzerlikler taşıyor. Yine buna karşı duruşta da tıpkı Bêrîtan yoldaşın duruşuna benzer bir fedai duruş var. Maalesef tarih tekerrür ediyor. Şimdi düşman istediği kadar teknik kullansın. Artık onun savaşacak bir ordusu yok ki. Bütün umudunu uçaklara, helikopterlere, tanklara, toplara bağlamış. Bunun karşısında da Axîn yoldaş gibi direnişçilerin iradesi var. Kimin kaybedeceği belli. Savaşta irade her zaman en üstün hakikattır. O doğanın bombalanması ve tahrip edilmesi, yok edilmesi bir insanlık suçudur, soykırım suçudur. Faşist Türk devleti soykırım suçu işlemektedir. Buna karşı tüm insanların karşı çıkması ve lanetlemesi gerekmektedir.

‘SAVAŞ UÇAKLARINA ALDIRMADAN FİLM ÇEKİYORUZ!’

Bu savaş yoğunluğu çalışmalarınızın önünde engel olmuyor mu?

Düşman büyük bir kara propaganda yürütüyor. Ama biz onun yalancılığını bir kez daha ispatlayarak, onca keşif uçağı altında sinema filmi çekiyoruz. Yakında herkes görecek filmi. Savaş hemen yanı başımızda ama biz bütün çalışmalarımızı yürütüyoruz. Hiçbir şey Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin ve onun gerillasının önünde engel değildir. İnsanlık, bugünleri filme alıyor ve ben inanıyorum ki tarihin ileriki dönemleri için en büyük külliyat bu zamanların direnişi olacaktır.

 

 

 

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse