Bombardıman altında sanat: Dağ sineması

0
37

Sanat ve sanatçılıkta Halil Dağ örnek bir kişilik ve duruştur.Coğrafyasına,halkına,gerillaya ve Kürt kültürüne aşık bir insanın ayak izlerini takip etmek Kürt sanatçılarında bir doğrultudur. O’nun mirasına sahip çıkmak sanata ve sanatçıya sahip çıkmaktır.

Halil Dağ’ın yazdığı ve yönettiği Beritan filminin Hüseyin’iyle, bir patika üzerinde yolumuz kesişiyor. Ona rastlamak heyecanlandırıyor beni. Ayaküstü, kısa bir sohbetin ardından, akşam birliğine dönmek zorunda olduğunu söyleyip yola düşüyor; ben de peşinden. Birliğe gelince, nefes nefese, üzerinden Lolan Irmağı’ndan çıkmış gibi ter akarak, sofraya oturuyor önce. Habersizce süzüyorum. Gözlerinde Beritan ve Halil’in sureti görünüyor sanki. Sanki birazdan, şu yamaçtan Halil gelecek; güleç yüzüyle Beritan karşılayacak onu: “Xalo, kameranın pili mi bitti yoksa?”

 

Halil Dağ Stüdyosu’nu inşa ediyorum!
Onların anılarıyla beraber ağır bir hüzün çöküyor sofraya. O zamana kadar “Beritan’daki Hüseyin” diye tanıdığım gerilla Mehmet Emin Harun, bir anda heyecanlanıp kalkıyor sofradan. “Sabaha çok iş var! Uyumaya gidiyorum” diyor. İşin ne olduğunu bilmiyorum; sormak da istemiyorum.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Mehmet Emin Harun’un heyecanına uyanıyorum. İki büklüm olmuş, yerdeki ağır taş külçelerini sırtlamaya uğraşırken buluyorum onu. Çekiç darbeleriyle düzeltiyor; üst üste indiriyor. Çatlamış parmakları ve kabuk bağlamış dizlerine tuz basmış, kaya diplerinden topladığı yosunları sarmış.
Gözlerimi ovuşturup, “Ne yapıyorsun heval?” diye soruyorum. “Halil Dağ Sinema Stüdyosu’nu inşa ediyorum! Bir iki hafta sonra kurdeleyi keseriz!” diyor heyecanla.

Kamerayı bombalardan korumak…

Bu stüdyoda filmler yıkanacak, çoğaltılacak, seslendirilecek, müzikleri, montajları yapılacak. Filmin bütün altyapısı, bu yapı içinde kotarılacak. Onlar için sinema, bir direniş konusu. Yalnızca içeriğiyle değil; üretilme süreciyle de… Her an bomba tehdidi altında yaşayanlar, maliyeti yüksek sinema gereçlerini korumak için büyük çaba sarf ediyor. Stüdyonun içinde, dağların dibine doğru ilerleyen bir tünel kazılmış, teknik malzemelerin korunması için. Emin tüneli gösterirken gülümsüyor; “En ağır bombalar düşse bile malzemelerimize bir şey olmaz” diyor, memnuniyetle. Düşünün, kamerasını bombalardan koruyarak sinema yapan bir yönetmeni… Şehirlerimizin ortasında, onca olanağa, rahatlığa rağmen üretemeyen, tüketmekten gayrısını düşünemeyen bir insan gerçekliğiyle, dağ başında, bomba tehdidi altında coşkuyla, inançla üreten bu insanları, bir an için karşılaştırın.

Gerçek özgürlük, gerçek sanat!
Emin’le gerillanın sinemasına, dağların sanatına dair sohbete dalıyoruz.
Gerillaya 1992’de katılmış, Emin. Uzun yıllar Botan’da savaştıktan sonra 2000 yılında kültür-sanat çalışmalarında yer almaya başlamış. Bu sırada da işte, Halil Dağ’ın 2002’de yönettiği Beritan filminde Hüseyin’ı canlandırmış. O zamandan itibaren de sinema bırakmamış yakasını. Halil Dağ’ın yanında öğrenmiş, teknik detayları. Yine Dağ’ın çektiği Tirêj filminde de rol almış.

Sinema Birimi’nin elinde çok fazla senaryo olduğunu, filme çekmek için hazırlandıklarını anlatıyor Emin. Müthiş bir yaratıcılık, bitmeyen bir devinim… Özgürlüğün en anlamlısını yaşayanlar, sanatta da müthiş bir özgürlük ve özgünlük ortaya çıkarıyorlar. Emin, coşkuyla anlatıyor bunu: “Dağda gerillanın yazdığı, yönettiği, oynadığı filmlerin en önemli özelliği, diğer sinemaların duyduğu hiçbir gereksiz endişeye düşmek zorunda olmamasıdır. Piyasa, gişe, reklam, popülizm… Bunlar dağa uzak. Arkamızda karteller yok, reklam dünyası yok; ama yine de bir film için öncelik sayılan bütçe sorunu da yok. Çünkü herkes gönüllü. (Gülerek) Korsan sorunumuz hele hiç yok. En önemlisiyse özgür düşünüyoruz, özgür oynuyoruz, özgür yaratıyoruz. Halk kültürüyle doğrudan iç içeyiz ve bu kültürü yine doğrudan halklarla paylaşıyoruz. Dağ sinemasını bugüne kadar hep dağlara uzak yaşayanlar yaptı; biz ise bunu, dağda yaşayarak yapıyoruz. Bu bir ilktir. Dağ, Kürt’ün en yalın gerçeğidir; ve biz bu gerçeğin tam ortasındayız.”


Piyasaya karşı halkın değerleriyle…
“Sadece biz film yapacağız veya bizim filmlerimiz en iyi filmlerdir, gibi iddialarımız yok. Biz bir doğrultu yaratmak ve bu işe gönül verenlere sunmak istiyoruz” diyen Emin, kapitalist modernitenin sanat ve sanatçılar üzerindeki etkilerini de eleştiriyor. Halkın kültür ve sanatını ortaya çıkarmak gerektiğini vurgulayan Emin, şunları anlatıyor: “Piyasa değerlerinden ziyade halkın değerleri üzerinde yükselen bir zihinsel dönüşüm sağlamak, bu dönüşüm kuramını yaratmak ve bu kuramı yaşamak elbette kolay değil. Algılar çatışacaktır. Ama önemli olan ne kadar doğru olduğu, olmadığıdır. Yeni her şey imkansız görünür; bunu biliyoruz. İşte biz sanatla bu imkansızı görünür ve yaşanır hale getirmek için mücadele ediyoruz, etmeliyiz. Halkın sanatının ve sanatçılığının bu olduğuna inanıyoruz.”

Sanatçı Kürt kültürünü korumalı

Sanatı bireysel ve popülist bir biçimde kullananları da konuşuyoruz. Emin, “Soykırım tehdidi altındaki bir kültürü sadece kendi bireysel çıkarları için tüketenler, aslında kendilerini de tüketirler” diyor ve devam ediyor: “Sanatçı, soykırım tehdidi altındaki Kürt kültürünü korumak, kollamak ve geliştirmekle yükümlü olmalıdır Gelişim ise mutlaka kolektif olduğu zaman anlam kazanabilir. Kürt sanatı sadece Kürtçe şarkı söylemekle de olmaz. Tiyatro yapılabilir mesela. Özellikle Avrupa’da tiyatromuz gelişmiyor. Genel anlamda da bir tıkanma var. Avrupa’daki olanaklar da sanıyorum oldukça geniştir. Bir sinerji neden yaratılamasın? Fakat ne yazık ki emeğe, özveriye, hakikate ve zihinsel dönüşüme gereken ağırlık verilmeden, piyasa değerleriyle hesaplaşmadan sanat yaptığını zannedenler var. Kürt sanatı üzerinden rant elde etme peşindeler.”

Gerilla halkın tarafıdır

Kürt sineması kategorisinde değerlendirilen bazı filmleri de eleştiriyor Emin. “Bu filmlerin önemli bir bölümü Kürt kültüründen ve sanatından oldukça uzak” diyor ve şunları ekliyor: “Kürt sineması henüz bir emekleme dönemini yaşıyor. Eğer sanat ve sanatçılık doğru bir doğrultu üzerine yerleşmezse, bu alan bir sömürü alanına dönüşür. Bu da Kürt kültürü ve sanatı için büyük bir kayıp olur. Biz modern kapitalist sistemin ürettiği sanata, sanatçıya karşıyız. Gerilla taraftır, sanatı da taraflıdır, deniliyorsa, ona da cevabımız açıktır: Evet, biz tarafız. Kültürel soykırım altındaki Kürt halkının değerlerini ve kültürünü halka teslim etmek, korumak ve geliştirmek için tarafız.”

Halil’in ‘taşları incitiyorsun’ deyişi

Sözü son olarak yine Halil Dağ’a getiriyoruz. Kürt sinemasını konuşurken, sürekli aklımıza geliyor onun hatırası. Dönüp dönüp hatırasından bahsetmeden edemiyoruz.
Halil Dağ’la çalışmaktan onur duyduğunu söylüyor Emin. Halil Dağ’ın kendisi için sadece bir yönetmen olmadığını, ayrıca harika bir insan, bir yoldaş olduğunu söylüyor. Onun halkına, partisine ve Önderliğine olan bağlılığından bahsederek, devam ediyor anlatmaya: “Onun tek istediği Kürt sinemasının doğru, objektif, devrimci, halkçı ve kolektif biçimde gelişmesiydi. Böyle yaşadı; bize böyle öğretti. Şimdi onun adına bir sinema stüdyosu inşa etmek bize inanılmaz bir haz veriyor. Taşları kırarken bile çekiniyorum; sanki birazdan gelecek de, ‘Emin, yavaş vur, taşları incitiyorsun’ diyecek.”
Emin’le sohbetimiz, nöbetçi gerillanın yemeğe çağıran sesiyle bölünüyor. “Sen git heval, afiyet olsun” diyor Emin. Ve hemen, neredeyse kendisi kadar ağır bir taşı kaldırmaya yelteniyor. Emin severek, inanarak, haz alarak çalışıyor. Sofraya oturduğumda, onun neden yemeğe gelmediğini soruyorum. Gerillalardan biri, “Bugün sana iki saat ayırdı ya, şimdi kaybettiği zamanı telafi etmek için ara vermeden çalışır o” diyor. Susmaktan, Emin’in kanayan parmaklarından akıp Halil Dağ Stüdyosu’nu kuran emeğe saygı duruşunda bulunmaktan başkası gelmiyor, insanın elinden. 


ALİ ONGAN/BEHDİNAN

 
 
0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Comments
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne