Bir duruş olarak Kürt sineması

0
26

Kürt sinemasında Bahman Ghobadi’nin “Dema Hepsên Serxweş” filmiyle Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera ödülünü aldığı 2000 yılı milat alınırsa Kürt sineması 10 yılı geride bırakmıştır. Kürt sinemasının tanımlanma arayışı da devam etmektedir. Kürt sineması var mıdır? Varsa dinamikleri nelerdir? Neyi, nasıl anlatır? Bu yazıda 10 yıllık gelişmeleri aktarıp, Kürt filmlerinin anlatı yapısı üzerinde duracağız.

Edward Said, Hamid Dabaşi’nin “Filistin Sineması: Bir Ulusun Hayalleri” kitabı için yazdığı önsözde, Filistin mücadelesinin bütün tarihinin ‘görünür olma arzusu’yla ilgisi olduğunu belirtir ve Filistin sinemasının da bu bağlamda anlaşılması gerektiğini kaydeder. Said’e göre, “Filistinliler görünmezliğe karşı dururlarken -ki en başından beri bu yazgıya direnmişlerdir-, öbür yandan medyada pervasızca tekrarlanan klişelerle (terörizm ve şiddetle ilişkilendirilen bir görsel kimliği temsil eden Arap, kefiye ve taş atan Filistinli klişesine) karşı koymaktadır.” Dabaşi‘ye göre, “Filistinli sinemacılar, kendilerine ait olan fakat kendilerine bırakılmayan bir yasak ülkede kendi sinemalarını yaratmanın -bu dünyada var oldukları’nın görsel kanıtını sunmanın- hayalini kurmaktadır.” Gerek Said’in görünür olma, varlığını ispat etme aracı olarak sinemayı tanımlayışı, gerek Dabaşi’nin ‘görsel kanıt hayali’ Kürtlerin sinemayla ilişkilerini de izah edebilmektedir. Hem Dabaşi’nin hem de Said’in sözlerini Kürt sinemasına uyarlamamızda hiçbir sakınca yoktur.



DEVLETSİZ BİR SİNEMA

Devletsiz bir ulus tam olarak nasıl bir sinema doğurur ve bunu başarınca da ortaya çıkan ne türde bir ulusal sinema olur? Bu soruya Dabaşi şu cevabı vermektedir: “Filistin sinemasını eksen alan bu önerme, onun kökeni ve özgünlüğünün travmatik tabiatına işaret eder. Sinema dünyası Filistin sinemasını nasıl ele alacağını tam olarak bilemiyor, zira gözlerimizin önünde ortaya çıkan şey, en ciddi sonuçlarına haiz bir devletsiz sinemadır.” Kürt sinemasını da bugün Türkiye nasıl ele alacağını bilemiyor bu sebepledir ki henüz Kürt söylemine alışmayan toplum, dillendirdiğimiz ‘Kürt sineması’ terimine de rahatsızlığını dile getirmektedir. Dünya sinema gelenekleri, akımları belirli toplumsal olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Bunun ilk akla gelen örnekleri; 1. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Dışavurumcu Alman Sineması, İkinci Dünya Savaşı sonrası çıkan İtalyan Yeni Gerçekçiliği, Fransız Yeni Dalgası, Sovyetlerin 1917 Ekim sonrası ortaya çıkan devrim sineması, Hiroşima’nın etkilediği Japon yönetmen Akira Kurosawa’dır. Çin (Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması 1 Ekim 1949), Küba (1 Ocak 1959’da Castro’nun birliği Küba’ya girdi) ve İran’daki devrimler de bu ülkelerdeki ulusal sinemaların gelişimini tetiklemiştir.

Kürtler için de bu travma son 30 yılda yaşadığımız hak arayışı ve özgürlük mücadelesidir. Kürt sineması için eşik olarak denilecek bir süreçteyiz… Travma yaşanmış ve bunun karşılığı gün be gün sinemada karşılığını bulmaktadır, bulacaktır… Kürtlerden söz etmek, Kürdistan demek h‰l‰ tabu ve kolay bir konu değil Türkiye’de. Böyle bir ortamda Kürt sinemasından söz etmek de kolay değil. Ancak bu tür söyleşiler, paneller, yazılar arttıkça normalleşeceğinin inancındayız. Kürtler bugün aynı zamanda ‘normalleşme’nin kavgasını vermektedir.

Kürt sinemasının bugününü daha iyi anlamak için öncelikle Kürtlerin görüntülü tarihine göz atmak gerekir. Bugüne değin Kürtlerin görüntüyle ilişkisi nasıl kurulmuştur, ne tür gelişmeler Kürt sinemasının oluşmasında etkendir?

KÜRT SİNEMASININ DİNAMİKLERİ

Kürtlerin çektiği filmlerin dinamiğini bambaşka gerçekler oluşturuyor. Kürt sinemasının esas dinamiğini dil oluşturmaktadır, bu dil Kürtçe’dir. Bazen tamamı, bazen kısmi olarak Kürtçe yer alır. Kürtçe’nin kullanımı ya da kullanılmaması asimilasyon gerçeğinin bilgisini de verir filmin içinde. İkinci önemli bir ayırt edici noktası Kürt müziğidir.

Toprak-insan ilişkisi: Kürtler için yaşam kaynağı topraktır. Köylü bir halktır Kürtler. Filmlerinde toprak ilişkisi vurgulanır, toprak yurttur çünkü… İlk çekilen kısa filmlerden birisinin adının Ax/Toprak olması da anlamlıdır. Ax, Kürt sinemasının anlaşılması açısından önemli bir filmdir…

Sınırı geçen kamera: Kürt sinemasının şimdiye kadar çekilen tüm filmlerinde hissedilen ortak bir düşü vardır, bu dış sınırları geçen, yok sayan bir kameradır. Bu dört parçada ya da dünyaya dağılmış Kürtlerin sinemasının ortak noktasıdır.

Bitmeyen Yolculuk/Devinim: Kazım Öz’ün “Fotoğraf”ı İstanbul’dan Kürdistan’a Kürt ile Türk askerinin yolculuğunu anlatır. “Min Dît” Diyarbakır’dan İstanbul’a gelecek olan çocukların yola çıkışlarıyla biter. “Dema Hepsên Serxwex” (Sarhoş Atlar Zamanı) filminde kardeşinin yaşaması için ilaç bulmaya giden Eyüp, bir ülkenin içinde sınırları geçerek yolculuk yapar. Bu örnekler çoğaltılabilir. Tüm bu bilgiler Kürtlerin dağınık, devinim halindeki hallerine, yolculuk halindeki tarihlerine ayna tutar.

SÜRGÜN SİNEMASI

Kürt yönetmenlerin büyük bir kısmı sürgün ya da değil, yurtdışında yaşamaktadır. Ghobadi geçen sene Cannes Film Festivali’nde yaptığı bir söyleşide artık İran’a dönemeyeceğini ve tüm evinin bir valizden oluştuğunu söylemişti. Ghobadi’nin bu sözleri Kürt sinemasını özetler. İçi hikayeler, trajediler, kültür, tarih, müzik, masal dolu bir valiz taşıyan yurtsuz bir yönetmenin, yurtsuz sineması… Sürgünlük 1991’de Kürtler tarafından yapılmış ilk iki filmde de kendini gösterir. Kürt işveren, yapımcı Senar Turgut’un çabalarıyla çekilen “Xece ž Siyabend” filmi bunlardan birisidir. Film hiçbir zaman sinemalarda vizyon şansı bulamadığı gibi, filmin çekimleri sırasında yapımcı Turgut, Van’da gözaltına alındı, ağır işkencelerden geçti. Almanya’ya kaçırılarak orada Kürtçe dublajla sadece WDR televizyonunda gösterim şansı bulan film, sürgün edildi bir bakıma… Bu bilgilerin kaynağı filmin ortak yapımcısı, aynı zamanda o dönemlerde Türkiye’de gazetecilik yapan Mehmet Aktaş’tır. Aynı dönemde çekilmiş bir diğer film, Almanya’da yaşayan Kürt müzisyen Nizamettin Arıç tarafından çekilen “Kilamek ji bo Beko”dur. Bu film, Almanya’dan sağlanan finansla Ermenistan’ın Kürt æzîdî köylerinde çekildi. Filmin dünya prömiyeri Venedik Film Festivali’nde yapıldı. Türkiye’de vizyona girmediği gibi daha sonra ne olduğuna dair de çok fazla bilgimiz yok. Bildiğimiz tek şey filmin Halepçe Katliamı’ndan kaçan Kürtlerin hikayesini anlattığıdır. Bu iki film de Kürdistan’dan uzakta bitirilmiş ve Kürt seyircisiyle buluşmamıştır.

KÜRT SİNEMASINDA COĞRAFYA

Kürtlerin masallarla ilişkisi güçlüdür. Bu elbette karşılığını sinemada da yaratmıştır. Ghobadi’nin Nivemang (Yarım Ay) filminde gökten otobüse bir peri kızı düşer. Filmin içinde Audey hiç görmediği bir kadının sesine aşık olur. Bunlar masallarda duyduğumuz ve hiç yadırgamadığımız olaylardır. Min Dît filminde hikayenin kurgusu bir masal üzerinden çizilir, zil takılarak öç alınan kurdun hikayesidir bu. Kürt sineması alanında çalışan bir akademisyen olan Yılmaz Özdil, Hiner Saleem filmlerinde Kürdistan manzarasının yeniden inşa edildiğini tespit eder. Saleem’in Kürdistan’dan uzakta yaşaması da bu manzarayı yaratıp kaydetme ve daha sonra göstermene yol açmaktadır. Özdil’in bu tespitine katılmakla beraber, Kürtlerin diğer filmlerine de uygulanabilir. Toprak, dağ, köy manzarası öyle çok şey alır ki bu tür filmlerde, bunu ancak yok olmaya karşı kaydetmek, özlem açıklayabilir…

Belgeleme, hatırlama, gösterme: Bu filmlerde en çok hissedilen gerçeği sorgusu ve kendi halkını, kendi hikayesini anlatma isteğidir. Filmlerin her birisi birer arşiv, belge niteliği taşır. Tüm bu filmler ayrıca birer öncüdür. “Min Dît” filmi tamamen görme, görmeme ve gösterme tanımlamaları etrafında düşündürür seyirciyi. Filmde Gülistan’ın gözleri bir silaha dönüşür; tehlikeli, şiddet dolu, travmatik… Öyle çok şey görmüştür ki, onun gözlerine bakmaya korkarız ve film onun ‘biz’e bakışıyla sona erer. Artık gözleri üzerimizdedir, belki de boynumuza takılan zildir Gülistan’ın gözleri… Onun tüm gördüklerinin tanığı ve ortağı olmuşuzdur… Benim “Kirasê Mirinê: Hewîtî” belgeselinde halam Emine’nin hikayesini anlatmam, Kazım Öz’ün köyünü anlatması, Özkan Küçük’ün Seyit’te babasını anlatması gibi bilgiler bize kişisel hikayelerin neden anlatıldığına dair bir soru sordurur. Bu yönetmenler evlerinde uzakta film çekmektedir ve ‘kamera’ burada evde dönüşün yoludur. Bu gidilemeyen ülkenin nostaljisidir. Kazım Öz’ün “Son Mevsim Şavaklar” filminde ülkesinin dağına, baharına, kışına, çiçeğine, toprağına hatta kuzusuna bile güzelleme yaptığı görülür. Gidilemeyen, gidilince de özgürce yaşanamayan bir topraktır ‘ülke’…

KÜRT SİNEMASININ BUGÜNÜ

Kürt sineması hem Türkiye halkları hem de dünya tarafından merak ediliyor. Her yıl sayı katlanarak büyüyor. İstanbul-Türkiye sadece Türkiye Kürtleri için değil, Suriye, İran, Irak Kürdistan Bölgesi’nden Kürt yönetmenler için de çekici bir hal alıyor. Hisham Zaman, Bahman Ghobadi, Sharam Alidi gibi şu an Kürt sinemasının en başarılı yönetmenlerinin yeni filmlerini İstanbul’da çekiyor olmaları ilginçtir. Kürtlerin Türkler, Araplar ve Farslarla ilişkisi zorunlu bir akrabalık ilişkisi gibidir, hiçbir zaman yok olmayacak bir kader birliğidir. Bu üç halka komşu ve iç içe yaşam Kürt sinemasını etkilemiştir ancak üretim arttıkça da özgün bir dilin yaratıldığı görülmektedir. Kürtler adı söylenmeyen, inkar edilen bir halk olarak Türkiye sinemasında Yılmaz Güney gibi yönetmenlerin varlığıyla, filmlerindeki karakterler, hikayeler olarak güçlendirmişlerdir, bugün yine güçlendireceklerdir ancak bir farklı; bu kez adına Kürt sineması denilerek. Kürt sinemasını tanımlamak için belki erken ama soru sormak için geç değil.

 


Kürtlerin görüntülü tarihi

Kürtlerde görüntülü tarihi madde madde şöyle sıralayabiliriz:

  • Ermenistan’daki Kürt Êzidî köylerinde ilk çekimler (Nazê – 1926, Êzidî Kürtler – 1932)
  • Kürtçe dublajlı ilk film olan “Xecê û Siyabend” filminin çekilmesi. 1991
  • “Kilamek ji bo Beko” filminin çekilmesi – 1992
  • Med TV’nin açılması – 1995.
  • MKM bünyesinde ilk sinema atölyesinin açılması- 1995.
  • MKM’nin Türkiye’de çektiği ilk Kürtçe kısa film “Ax” -1999.
  • Bahman Ghobadi’nin “Dema Hespên Serxweş” (Sarhoş Atlar Zamanı) filminin Cannes’da Altın Kamera ödülünü alması – 2000.
  • İlk Kürt film festivalinin Londra’da düzenlenmesi – 2001.
  • Hiner Saleem’in “Votka Limon” filmiyle Venedik Film Festivali’nde San Marco ödülünü alması – 2003.
  • Diyarbakır’da ilk sinema atölyesi düzenlendi – 2003.
  • Saleem’in Irak Kürdistan’ında çektiği “Kilometre Zero” filmi Cannes Film Festivali’nde resmi olarak kabul edilen ilk ‘Kürdistan’ filmi oldu – 2005.
  • Selahattin Üniversitesi’nde Kürt Sinema Okulu’nun açılması – 2005.
  • Türkiye televizyonlarında ilk Türkçe altyazılı Kürtçe belgesel film (Çek Çek), Diyarbakır’da Gün TV’de gösterildi – 2004.
  • Shahram Alidi’nin “Whisper with the wind” (Sirta la gal ba) filmi Cannes başta olmak üzere pek çok festivalde gösterildi – 2009.
  • Min Dît filmi Antalya Film Festivali’nde yarışma bölümüne kabul edildi – 2009.
  • Kürt yönetmen Bahman Ghobadi Antalya Film Festivali’nin uluslararası yarışmasında jüri başkanı oldu –  2010.
  • “Berf” adlı kısa film, en iyi kısa film seçildi.

Hangi filmler Kürt filmidir?

Hangi filmler Kürt sinemasına dahil edilebilir? Çok sıklıkla karşılaştığımız bu sorunun bana göre yanıtı basittir. Dünyada ulus sinema kriterleri de yol göstericidir. Örneğin David Cronenberg Kanada sinemasını temsil eder, ancak Cronenberg’in filmlerinin dağıtımını Hollywood üstlenmektedir. Yönetmenin hangi filmlerinin Kanada’yı temsil ettiği hangisinin Amerikan sinemasını temsil ettiği filmlerinin künyelerine bakılarak belirlenir. İlk esas yönetmeninin Kürt olmasıdır. Yönetmen Kürt olduğu gibi bunun bilincinde de olmalıdır. Bu da gösteriyor ki, sanıldığı gibi Kürtler üzerine film çeken Yeşim Ustaoğlu, Handan İpekçi, Reis Çelik Kürt sinemasına dahil edilemez. Yönetmenin Kürt olması da yetmez. Hiner Saleem son iki filmini Fransa’da o ülkenin kaynaklarıyla Fransızca çekmektedir. Fransızca çekilen Fransız orijinli bir filmin Kürt sinemasına dahil edilmesi sorunludur. Bu yüzden ikinci bir şart olarak Kürt hikayesini anlatması ve yüksek ihtimalle filmini Kürtçe çekmesi önemlidir. Ayrıca Kürt yapımcının çektiği Kürtçe filmler de Kürt sinemasına dahil edilebilir. Tabii tüm bunlar birer önermeden ibarettir ve önermeler paradoksaldır, tartışmaya açıktır.

 

Mizgin ARSLAN

0 0 deng
Article Rating
Bibe abone
Dazanîne bigre
guest
0 Comments
Lêvegerînen navê nivîsê
Hemû şiroveyan bibîne