Başka bir faşizm

0
56
REKLAM    

İnsanın kendi çelişkisiyle yüzleşmesi kolay değildir. Dış bir etken olmadan kimse çelişkisiyle yüzleşmek istemez. Empati, bu yüzden bir safsatadan ibarettir. Hakikat, gerçeğin başkası tarafından insanın yüzüne çarpılmasında gizlidir. 

Fanon yönetmen olsa nasıl bir film çekerdi bilinmez, fakat “Dear White People” (Sevgili Beyaz Irk) filmini rahatlıkla Fanonist bir manifesto filmi olarak tanımlayabiliriz kanısındayım.

Her sahnesi rahatsız edici, izleyiciyi kendi benliğiyle yüz yüze getiren gerçek bir hesaplaşmayla kurulmuş film. Sanırım bu nedenle, film çekileli 2 yıl olmasına rağmen altyazısını Türkçe’ye çevirecek kimse çıkmamış.

Yazıda geçen “beyazları” zihninizde “Türk”, “siyahları” da “Kürt” ile değiştirerek okumak, daha da ilginç hale getirecektir.

Sam White (“White” aynı zamanda “beyaz” demek), genç bir Amerikalı melez kadındır. Okuduğu Winchester Üniversitesi’nin radyosunda “Dear White People” (Sevgili Beyaz Irk) isminde, yapısökümcü; Amerika’da faşizmin bitmediğini, yalnızca evrim geçirdiğini savunduğu; beyazların siyahlar hakkındaki algı, önyargı, kesin hükümleriyle ağır alay ettiği bir program sunar. Ona göre karşı kültürün görevi, anaakımı uyandırmaktır.

Kaldığı yurtta, yalnızca siyah öğrenciler vardır. On yıllardır üniversitenin geleneğidir bu. Yurdun öğrenci başkanı eski erkek arkadaşıdır ve başkanlık için seçim yaklaşmaktadır. Eski erkek arkadaş Troy’dan başka bir aday daha vardır başkanlık için: Sam White. Radikal bir propaganda yürütür; Troy’u liberallikle, okul yönetimiyle işbirliğiyle suçlar. Kimse Sam’e şans tanımaz ama o bir şekilde başkan seçilir.

Beyazlarla sürtüşür. Her fırsatta, radyo programı dışında da beyazların var olduğunu inkar ettikleri faşizmin dışavuran reflekslerini yüzlerine vurur. Rahatsız edicidir beyazlar için. Gerçek, olması istenen, sanılan şey değilse, kabullenmek kolay değildir. Bu kabullenmeme hali, aynı zamanda faşist güdüyü tetikler. Kendini demokrat, liberal sananların içindeki faşiste hayat öpücüğü olur adeta. Utangaç dürtü, karşıdan bir başkaldırı, ifşa girişimi gördüğünde saldırganlaşır.

İnsan zayıftır. Kendinde olmayanı ister. Çelişki de insana dairdir. Sam, aslında ontolojik bunalım yaşamaktadır. Kimlik seçimi, hayat seçimini de belirlemek demektir. Babası kalp hastasıdır, fakat beyaz olduğu için arayıp sormaz. Ona göre bu, özgür siyah olmanın gerektirdiği olmazsa olmaz bir görevdir, içi kan ağlasa da.

En sevdiği yönetmen Bergman’dır, o Spike Lee olduğunu söyler. Bebop türü (bir caz müzik türü) müzikler dinler, “Taylor Swift seviyorum” der, Barack’ı takip eder, Banksyci gözükür. “Kendi”ni saklar. Otosansür uygular. Yapısal olarak beyaz olamaz fakat siyah da değildir. Arada kalmışlık hissi, bir aidiyet duygusu bulmaya veya yaratmaya zorlar. Bu çaba, onu kendi içinde yaman çelişkisiyle amansız bir mücadeleye sokar.

Çelişki ilişkilerine de yansır. Beyaz bir erkeğe aşıktır ama bunu dile getirmez. Irksal ve cinsiyete dair egemenle mücadelesini cinsellikte somutlaştırır, yapısökümü burada da sürdürür. Bir beyazla olan ilişkisini utandırıcı görür ve siyah arkadaşlarından saklar.

Saçı bir siyaha göre daha az kıvırcıktır, o saçını yapay yollarla kıvırcıklaştırır. “Tam” bir siyah gibi gözükmeye çalışır. Kampüs dışında ev tutabilecek ekonomik güce sahiptir; o muhalif, marjinal ortam için yurtta kalır. Normalde maruz kalmayacağı ırkçı saldırıları, kendisi üretir. Zekidir, sömürgeci, egemen bilinçaltının fırsatını bulduğunda gün yüzüne çıkacağını bilir, manipüle eder. Faşizmden sıyrılamamış beyazlar bu post-yapısalcı manipülasyon karşısında çaresizdir.

Faşizmin başka bir şekli

Çelişkiler tüm siyahlara ve aslında beyazlara da dairdir. Troy, babasının dekan olması, beyazların elindeki Pastische adlı dergide mizah yazmak istemesi ve okulun öğrenci başkanlığına aday olmak istemesi nedeniyle, yani gayet liberal sebeplerle, kimliğini bastırır. Tavizler verir. Onun konumlanışı egemenin yanıdır. Kimlik çelişkisini belki daha sancılı yaşar. Sam’in inkar ya da taraf seçimi şansı vardır. Troy’un rengi ontolojik olarak onu bir tarafta konumlandırır. O ise “ev zenciliğini” seçer.

O da bu durumu ilişkilerine yansıtır. Siyah kadınlardan hoşlanır fakat konumu itibariyle onlarla gözükmek istemez. Sevmediği halde okulun rektörü ve dekan babasının 40 yıllık azılı düşmanının kızıyla bir ilişki yaşar. Kız arkadaşı Sofia da, aslında arasının bozuk olduğu babasını kızdırmak için bu siyah erkekle birliktedir. Bu da faşizmin başka bir şeklidir.

Troy’un yazmak istediği beyazların dergisinin başında Sofia’nın erkek kardeşi Kurt vardır. Kurt, kendini demokrat sanan bir beyaz erkek topluluğunun lideridir. Ülkedeki asıl mağdurun “eğitimli beyaz erkekler” olduğunu düşünür. Ona göre siyahlar, başkan bile olabiliyordur.

Beyazlara yaranmak çabasındaki bir diğer siyah, dikkat çekmek derdindeki Coco’dur. O da siyahlığını bastırmak için kıvırcık uzun saçlarını düzleştirir. Renk olarak Sam’e göre Coco daha siyahtır, bilinç olaraksa Sam. Sam’in etrafındaki arkadaşları onu Malcom X gibi devrimci bir lider olarak görür fakat aslında o bir anarşist, bir kaos başlatıcıdır.

Empati, egemence üretilmiş bir kavramdır, içinde hiyerarşi barındırır. Oysa yapısöküm, yalın gerçeği egemenin yüzüne vurur. Kaldıkları yurdun yemekhanesine, yurtta kalmayanları almazlar, dolayısıyla beyazlar giremez. Giren beyazları yumurta yağmuruna tutarlar. Sam’in planı işler.

Troy’un dekan babası, yurttaki uygulamaları ve radyo programı nedeniyle Sam’i faşist olmakla suçlar. Sam kendisini şöyle savunur: “Siyahlar faşist olamaz. Yanlı evet, ama faşist olamaz. Faşizm, ırka dayalı bir ayrıcalıklar sistemini tanımlar. Böyle bir sistemden faydalanmadığımız için faşist olamayız.”

İşler okulun genel öğrenci başkanlığı seçimi için kampanya yürütmeye geldiğinde, boyut değiştirdiğinde Sam, “herkesin öfkeli siyah hatunu” olmaktan yorulur.

Yüzleşmek…

Troy ve Coco, Pastische’in düzenleyeceği partiyi, dergide yazmak ve Youtube kanalınının popülaritesini arttırmak için fırsat olarak görür. Fakat parti, Kurt’un planladığından farklı gelişir. Derginin aylardır inaktif olan Facebook sayfasından, bilinmeyen biri tarafından, “İçindeki zenciyi özgür bırak” temalı kostüm partisi çağrısı yapılmıştır. Beyaz öğrenciler, fırsatını bulunca fırlayan ırkçılıklarını bastıramaz; siyah, uzakdoğulu ve latinleri aşağılayıcı maske, kıyafet ve peruklarla katılırlar partiye.

Okula geldiği andan itibaren ne siyahlara, ne de beyazlara yaranabilen siyah gay Lionel, durumu siyah yoldaşlara bildirir. Sam tepkisizdir. Diğerleri ne yapılacağını bilemez. Bir planları yoktur. Lionel, partiye gitmeyi önerir.

Olanları gören Kurt, partiyi iptal eder. İstediği böyle bir parti değildir. Nasıl bu hale geldiğini bilmez. Asıl derdi, babasının prestijine zarar vereceğini bilmesidir.

Lionel ve arkadaşları partiyi basar, maskeleri indirir, şişeleri kırar, ses sistemini yıkar. Ayaklanma planlı değildir. Kierkegaard’ın kaos eşiği aşılmıştır. Manipüle olan Kurt, Lionel’e saldırır. Az önce bitmesini istediği karmaşanın baş aktörü olmuştur. Faşizmin cazibesine kapılır. Arzuladığı faşizmi daha fazla içinde tutamaz.

Sam’in istediği olmuştur. O, bu baskına öncülük edecek bir devrimci lider değildir. Fakat yıl sonu film projesi için tam da aradığı kaosu yakalamıştır.

Bu partiye katılan, maske takan, saçını siyahlara benzeten, peruk takan, Asyalı ve Latinlerle alay eden beyazlar, kazara faşistler değil, içlerindeki faşist güdüyü ortaya çıkarmak için fırsat bekleyen kazara liberallerdir. Stereotipe uymayan herkese düşmandırlar. Bir yandan da içten içe onlar gibi “egzotik” olmak isterler. Solaryuma gider, saçlarını yaptırır, kaslı ve sportif vücutlu, mesleklerinde başarılı “diğerlerini” kıskanır, çekemezler.

Bu parti, beyazların da, siyahların da yüzleşmek istemediği çelişkileri yüzlerine vurur.

İnsanın kendi çelişkisiyle yüzleşmesi kolay değildir. Dış bir etken olmadan kimse çelişkisiyle yüzleşmek istemez. Empati, bu yüzden bir safsatadan ibarettir. Hakikat, yapısökümde, gerçeğin başkası tarafından insanın yüzüne çarpılmasında gizlidir.

Çelişkiyi anlamak yetmez,  yaşamak gerekir

Halil Dağ, “Bu halkın çelişkisini anlamak yetmez, bir de o çelişkiyi yaşamak gerekir” der. Kürtler özelinde düşündüğümüzde, çelişki ontolojik olarak, renk itibariyle siyahlar kadar belirgin değildir. Fakat dil, kültür, tarih farklılığı ve asimilasyon nedeniyle daha derindir. Renk, konumlanış ayrı olmak kaydıyla, yapısal olarak bir taraf olmayı seçenek olmaktan çıkarır. Renk farkı olmayınca, bu taraf olma meselesi bir seçenektir. İnsanlar, kimliğin getirdiği zorlukları omuzlamayı tercih etmek durumundadır. İsteseler inkar edebilir, hayatlarına bir Türk gibi devam edebilirler. Yok böyle devam etmiyorlarsa, daha yaman bir çelişki bekler. Asimilasyon, ancak asimile olduğunu ön kabul sayarak mücadele edilebilecek bir haldir çünkü. Bu da siyah-beyaz ayrımındaki şekilsel olanlardan ziyade, benlikle alakalı, çok daha çetin çelişkilerle hesaplaşmayı gerektirir.

Film, Amerika’daki üniversitelerde hemen hemen her yıl düzenlenen ırkçı, kadın ve LGBTİ düşmanı, göçmen karşıtı temalı öğrenci partilerinin iz düşümüdür.

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse