Arendt ve ‘kötülük’ beyazperdede

0
48

 

Önder ELALDI
Hannah Arendt’ın yaşamından kesitleri anlatan film, Nazi Subayı Eiahmann davasının üzerinden “Kötülüğün Sıradanlığı” olgusunu beyazperdeye taşıyor. Kavramı düşün dünyasına kazandıran Hannah’ın hayatı etkili anlatımlarla sinemaseverlere sunuluyor.

Sıradan kötülüğü bir daha düşünmek

İstanbul Film Festivali’nde düşünen ve eyleyen kararlı kadın kimliğiyle tanınan Hannah Arendt’i anlatan film gösterilmeye devam ediyor. Hannah Arendt’in 1961-1964 yılları arasındaki yaşamına ilişkin kesitlere yer veren film, Nazi subayı Eiahmann’ı yargılandığı dava üzerinden Hannah’ın düşünce dünyasını beyazperdeye taşıyor. ‘Kötülüğün Sıradanlığı’ olarak adlandırdığı kavramı düşün dünyasına kazandıran Hannah, Eiahmann davasını da bu kavramın tipik bir örneği olarak ortaya koyuyor. Otoriter sistemlerde suçun normalleşmesi üzerine oturttuğu ‘Kötülüğün Sıradanlığı’nı filmde etkili bir anlatımla sinemaseverlere sunuluyor. Margarethe Von Trotta’nın yönettiği film, bugün 19.00’da Kadıköy Rexx, yarın ise 11:00’de Nişantaşı City’s sinemalarında izlenebilir.

Ezen-ezilen diyalektiği

İsrail Gizli Servisi, Nazi subayı Eiahmann’ı Arjantin’den illegal yöntemlerle kaçırır. Kaçırma yöntemi, tartışmaları beraberinde getirse de soykırımın yarattığı trajedi İsrail’in o günden bugüne gerçekleştireceği bütün eylemlerini ‘meşru’ kılacaktır. O gün kaçırma eylemi olarak ortaya çıkan eylem bugün Filistin’de yaşananlara kadar eksilmeden devam ediyor. Düşün alanında önemli araştırmalarıyla tanınan Hannah Arendt da davaya katılmak ister. Kendisi de Fransa’daki kamplarda kalmıştır ve davanın seyri ilgi alanına girer. Bir gazeteye izlenim yazmak için başvurur ve davaya katılmak üzere İsrail’e gider. Bununla birlikte ezen-ezilen arasındaki benzeşme halleri, suç ve suçlu tanımı, kötülük ve bencillik arasındaki ilişki, bireyin davranışlarından ne zaman sorumlu olacağı, bireyin nesneleşmesi üzerine bir felsefe dersi niteliğindeki süreç başlar.

Suçu yeniden düşünmek

Dava, İsrail kamuoyunu heyecanlandırmıştır. Eiahmann, şahsında Nazi döneminin yargılanmasının düşünüldüğü davada işler beklendiği gibi gitmez. Soykırımın etkilerinin çok taze olduğu yıllar, savcıdan hakime herkes duyguların eseri olarak kişisel bir intikam duygusuyla hareket eder. Bu duygular içinde devam eden yargılama Eiahmann’ın canavar ve caniliğine odaklanır. Hannah, bu gidişattan rahatsızdır. Eiahmann’ın bürokratik bir dille konuşması ve sadece emirleri yerine getirdiğini söylemesi suç ve suçlu kavramları üzerine Hannah’ı yeni bir düşünüş içine götürür.

Hedef düşündürmemek

Eiahmann, suçluluğu üzerine düşünmeye başlayan Hannah, otoriter sistemlerde normalleşme olgusunu ele alır. Heidegger’den ödünç aldığı ‘Düşünce Eylemi’ kavramını düşünüşünün odağına yerleştirir. Eiahmann’ın sadece kuralları yerine getirmiş olmasının caniliğini ortaya koyamayacağını söyler. Faşizmin insanları düşünce yetisinden yoksun bırakarak yapılanları normalmiş gibi hissettirmesinin soykırımın ve suçun doğasını oluşturduğunu ifade eder. Tam da burada Eiahmann gibi bu yetiden yoksun insanların “Kötülüğün sıradanlığı” olarak adlandırdığı illettin kurbanı olduğunu ileri sürer.

Tepkiler onu yıldırmaz

Dava bitmiştir ölüm cezasına çarptırılan Eiahmann, infazı beklerken gazete Hannah’ın yazısını beklemektedir. Önceleri dostlarına açtığı ve orada da kabul görmeyen yazı büyük tepkiyle karşılaşır. Yahudiler duyguların da baskısıyla Eiahmann savunusu olarak adlandırılan yazıya büyük tepki gösterir. Yazıda ayrıca soykırımdaki rolleri konusunda Yahudi liderlerine üstü kapalı göndermeler yapması tepkileri büsbütün üzerine çekmesine neden olur. Yıllardır dostluk kurduğu kişiler bile onu dışlar. Tek tutunduğu dal ise öğrencileri olur.

Düşünen  ve eyleyen Hannah

Filmde aynı zamanda Hannah’ın Martin Heidegger ile olan ilişkisini de görürüz. Üniversitede Heidegger’in derslerine giren Hannah ile aralarında aşk başlar. Varoluşçu felsefenin önemli isimlerinden Heidegger, Hannah’ın o dönemde düşüncelerine yön verir. Naziler bir çok aydının hayatla olan bağını sınayan bir dönemdir. İşte bu yıllarda rektörlük yapan Heidegger’in Nazilere olan desteği Hannah’da da büyük hayal kırıklığı yaratır. Aşkı ve aklı arasında gerilimleri yaşayan Hannah, düşünen ve eyleyen kararlı bir kadın kimliğiyle tercihini ortaya koyar.

Kuram ile sinema buluştu

Sinemanın klasik anlatım sınırlarını zorlayan film, bir felsefe dersi niteliği taşıyor. Görsel bir dil ile kuramın içine giren yönetmen izleyicilere başarılı bir sunum gerçekleştiriyor. Bunu yaparken de sinema estetiğini gözden çakırmayan Von Trotta, güçlü bir hikayeye imzasını atıyor. Eiahmann, olayı üzerinden Hannah’ın biyografisini sunan film düşünürün hayatının önemli dönüm noktalarını izleyicilere
sunuyor.

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse