‘ARAF’ daki İnsanlık ve Sanat

0
36

Bir şehri anlamak, zaman ve gören gözler ister. Demir cevheri dökülüyor. Karşısında iki Karabük genci izliyor bu sanayileşme harikasını: ‘gümm…gümm…’. Bütün şehri bu sesler kaplıyor, her gün, her saat. Sanki milyonlarca yıldır böyle çalışıyor bu kentin insanı: ‘gümm…gümm…’. Gri bir hava her gün. Ve bu hava insanlarda da yaşıyor.

Zehra henüz 18 yaşında ve çalışmak zorunda. Olgun da Zehra ile aynı şartlarda. Aileleri onlardan sürekli beklenti halinde, ancak onlar hayallerinde yaşıyorlar yaşları gereği. Bir de hayatın sillesini yemiş Derya var. Bütün kötülükler ondan çıkıyor yalnız bir kadın olduğu için. Kamyoncu Mahur a aşık oluyor Zehra ve bedenini ona sunuyor. Olgun cinnet geçiriyor bunu öğrenince ve kürtaj sorununda düğümleniyor senaryo.

Son zamanlarda, özellikle Yeşim Ustaoğlu ve Pelin Esmer kadın kimliği, kürtaj sorunu, aile kavramı, şehir-kasaba yabancılaşması konuları üzerine kafa yoruyorlar. Kadın bu filmlerde ya kaçmak zorunda kalıyor, ya da güce sığınmak. Apolitikleşmiş, sorgulamayan, TV-internet arasında günlerini geçiren bir kuşağın tepkisi de ya kaçmak ya da sığınmak olur zaten. Peki sinema bu kadarla mı kalmalıdır?

araf-neslihan-atagulYeşim Ustaoğlu gerçekten Karabük’ü, insanını, atmosferini çok iyi tahlil etmiş. Şehir ve insan panaroması kusursuza yakın. Ancak kadını çok fazla konuşturup, erkeği susturarak, kadını anlatamayız. Bence bu tip algılama ve sanat yapma; ‘kadın sorunu kadınların aşması gerek bir sorundur.’ tezine dayanmaktadır. Peki gerçekte böyle midir? Bana göre, kadın sorunu daha çok erkeklerin sorunudur. Erkeğin, ataerkilin faşizmi toplumun bütün katmanlarına yansımıştır. Artık sokak ortasında kadın dövülmekte, öldürülmektedir. Günümüzün geldiği nokta budur. Faşizan erkek egemen algı kırılmadığı sürece, kadın ne kadar bağırırsa bağırsın; sanat ne kadar onun düşük yapma acısını gösterirse göstersin, erkek faşizmi azalmaz, aksine artar. Çünkü fahişe(!) Derya’nın yataklığıyla Zehra, Maruf dan hamile kalmıştır. O bebek ölü bebektir. 18 yaşındaki Zehra bedenini Maruf’ a sunarken bir hayalin peşindedir. Gücün peşindedir. Şeytanın emrindedir. Böyle bir ilişkiden doğan çocuk da piçtir. Film bu algıyı hiçbir şekilde ters çevirmeye uğraşmamaktadır. Faşizm,TV karşısında mısırını yiyerek keyifle maçı izlemeye devam etmektedir.

PEKİ NASIL OLMALI?
Toplumsal sorunlar artıyor. Kamplaşma artıyor. Faşizm güçleniyor. Evet doğru. Tarihsel olarak büyük bir kırılma dönemindeyiz. Bundan 20 yıl sonra çocuklarımız bambaşka bir ülkeye-dünyaya doğacaklar. Eğer derdimiz böyle büyükse –ki gerçek sanatçı bunu dert eder- sanatın bunu eleştirmesinin, reddetmesinin, aşmasının yolu içerikten çok biçim de gizlidir. Türkiye sineması ciddi bir biçim kısırlığı çekmektedir. Eğer gerçekten yeni bir sinema doğacaksa, bu toplumsal derinliği sağlam bir biçim devrimi ile olacaktır. Bu başlığa önümüzdeki yazılarımda daha derinlemesine değineceğimi belirtmek isterim.

Gürkan Sabri Şakrak

FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen= Yeşim USTAOĞLU

Yapımcılar= Yeşim USTAOĞLU, Serkan ÇAKARER, Catherine DUSSART, Michael WEBER

Senaryo= Yeşim USTAOĞLU

Oyuncular= Neslihan ATAGÜL, Barış HACIHAN, Özcan DENİZ, Nihal YALÇIN

Müzik= Bruno TARRİERE

Görüntü Yönetmeni= Michael HAMMON

Yapım Yılı= 2012

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse