Angry young men: Öfkeli genç adamlar ve özgür sinema

0
60
REKLAM    

1956 yılında öncülüğünü Lindsay Anderson’un yaptığı bir grup genç, yeni bir sinema akımı başlatırlar. Bu gençler daha önce çeşitli dergi ve gazetelerde radikal bir uslupla film ve belgeseller hakkında değerlendirmeler yaparlar. Onlara göre; genç sinemacıların maddi engeller ile karşılaşmadan film çekmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıydı. Büyük bütçeli filmler çekmenin imkanı yoksa eldeki olanaklar değerlendirilerek sinematografi aracılığıyla yeni anlatım yolları denenmeliydi. Amerika ve İngilizlerin büyük firmaları hem ekonomik hayatı hem sosyal hayatı hem de sinemayı yoksulların elinden kendi tekeline almıştır ve bu politik tekel kırılmalıdır, derler. Hayatın içinde kenara itilmiş küçük insanların büyük öykülerini anlatan kısa filmler çekerler. Bu filmler çok kısa bir sürede ses getirmeye başlar. Böylece İngilizlerin Özgür Sinema akımı doğar.
Özgür Sinema, grubun kurucularından yönetmen Tony Richardson’un Osberne’ın bir eserinden uyarlayarak çektiği “Öfke” filmiyle Öfke hareketinin başlamasına vesile olur. Bu film İngiltere’de tüm salonlarda beğeniyle izlenen tek filmleridir. Bu filmden sonra İngiliz sinemasında ve siyasetinde “Öfke hareketi” başlamıştır.

Buradan şuna gelmek istiyorum: Amerika ve Batı’nın adlandırmasıyla “Arap Baharı” kırk yıllık bir iktidarı daha devirdi. Araplar ise bu haklı isyanlarına “Öfke Günü” diyorlar. Libya Lideri Kaddafi, korkunç bir sonla, linç edilerek öldürüldü ve “öfke” bir devri daha bitirdi. Halkı ve sorunlarını dikkate almayan, demokratik çözümler üretmeyen yönetimlerin sonu hep hüsran olmuştur. Libya’nın yaşadığı trajedi de Amerika’nın ve Avrupa’nın rant çekişmesinin de elbette kışkırtıcı etkisi vardır. Fakat Tunus’tan başlayarak Mısır, Yemen, Suriye ve Libya’ya uzanan bu değişim ve isyan çizgisinde Arap halklarının onurlu duruşunu ve insanca yaşam isteğini gözardı edemeyiz. İnternette Libyalı gençlerin çektiği kısa filmlere bakarsanız “Öfkeli genç adamlar”la ne anlatmak istediğimi anlarsınız. İnternet ve televizyonlar sayesinde dünyanın gelişmiş ülkelerini ve modern yaşamlarını gören insanlar, artık böyle geri ve despot yönetimleri kabul edemezdi. Özgürce düşüncelerini ifade etmek, demokratik hayata ve işleyişe katılmak, en önemlisi de ülkenin zenginliklerinden paylarına düşeni almak istediler. Bu noktadan hareketle internetin özgür paylaşım ortamından yararlandılar ve istenilen sonuca şimdilik Mısır, Tunus ve Libya vardı!

Son otuz yılda Kürt coğrafyasında akıl almaz vahşetler, trajediler yaşandı. Son otuz yıl diyorum; çünkü yazımın başlığında da belirttiğim gibi genç adamlara sesleniyorum. Bu sıra dışı yaşanmışlıklar ne yazık ki kendi edebiyatını, sinemasını oluşturamadı. Sinema ve Televizyon daha çok kişiye ulaşabilme olanağı taşıyan sihirli araçlardır. Üstelik son on yılda buna epey etkin olan internet de dahil olarak müthiş bir destek sundu. Arap baharında insanların sosyal medya üzerinden örgütlendiklerini unutmamak gerekir. Yine aynı şekilde şu an Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde de -Biz % 99, onlar % 1 diyerek- Kapitalizmi protesto gösterilerini “Öfke günü” adıyla organize eden gençler, yoksullar, göçmenler yani ötekiler internet üzerinden anlaşarak büyük bir özgürlük ve eşitlik hareketinin tohumlarını atıyorlar.

Peki bunca şey arasında Kürtlerin “Öfkeli genç adamlar”ı ne yapıyor! Yaşanan bunca acıyı dile getirecek sinemacılar neden yetişmiyor! Sinemanın, televizyonun anlatım olanaklarından neden yeterince yararlanılmıyor! Her gün internette dolaşan onbinlerce kısa video arasında Kürtlerin yaşamını, kültürünü, inançlarını, trajedilerini, -o olanı- Kürtlerin anadilleriyle anlatan videolar neden yok!

Çağımızın ünlü düşünürlerinden Baudrillard, çağımızı simülasyon çağı olarak tanımladığı makalesinde sanal olanın gerçekliğin önüne geçtiğini iddia ediyor. Sanal dünyada yaşanan hızlı değişimlere baktığımızda Baudrillard’a hak vermemek elde değil.

Kimliğini, kültürünü, dilini korumanın en etkili yollarından biri artık kitle iletişim araçlarının sunduğu mecradır. Bu mecrada birkaç hafta önce de belirttiğim gibi çok yoğun bir asimilasyon sessiz ve derinden işliyor. Alternatif ve özgür bir sinema anlayışını yaratarak, Kürt gençleri en azından “dağların aşkı”nı sinemaya taşıyan Halil Dağ’a borçlarını ödemelidir.

Reklam

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse