3. Feminist Film Festivali

0
55


Londra’da gerçekleştirilen 3. Feminist Film Festivali’ne, aktivizm temalı ve politik feminist filmler damgasını vurdu. Festival direktörü Anna Read, kadın yönetmenler tarafından yönetilen Kürt kadını ve mücadelesi konulu filmlere açık olduklarını, ancak ellerine herhangi bir başvurunun ulaşmadığını belirtti.

İngiltere’nin başkenti Londra’da, 24-30 Kasım tarihleri arasında, 3. Londra Feminist Film Festivali gerçekleştirildi. Festival, Hackney Picturehouse Sineması’nda, Beryl Magoko’nun ‘Kesme'(The Cut) ve Sarah Berkovich’in ‘Boş Tuval'(Blank Canvas) isimli belgesellerinin İngiltere prömiyeri ve Rebecca Sesny’nin ‘Hala Mücadelede: Klinik Eskortların Hikayesi'(Still Fighting: The Story of Clinic Escorts) dünya prömiyeri ile açıldı.

Kadın sünneti, taciz, şiddet…

Doğu Afrika’da kadın sünnetini konu alan ve bunun ortadan kaldırılması çabalarını anlatan bir çalışma olan Kesme (The Cut), yönetmenin Kenya’daki kendi köyü Kuria’da çekilmiş 43 dakikalık başarılı bir belgesel film. Boş Tuval(Blank Canvas), kemoterapi tedavisi gören Kim’in, değişen bedeninin görüntüsünün üstesinden olumlu ve alışılmamış bir şekilde gelişini anlatan 4 dakikalık bir film. Hala Mücadelede: Klinik Eskortların Hikayesi(Still Fighting: The Story of Clinic Escorts) ise iki ABD eyaletindeki kürtaj kliniğinin çabalarını anlatıyor. 
Festival açılışında gösterilen diğer filmler arasında Jay Jihyun Kim’in 5 dakikalık kısa filmi Düşen Çiçek(Falling Blossom) ve ll. Dünya Savaşı’nda kadınların kederi üzerine deneysel, kısa bir animasyon film de var.  Ardından gösterimi gerçekleşen, Jennifer Okungu’nun 18 dakikalık Kadınların Yükselişi: Afrika’da Siyasal Liderlik(Women Rising: Political Leadership in Africa) filminde ise Afrikalı siyasi liderler, eşit siyasi temsiliyet olan bir Afrika için kendi deneyimlerini ve vizyonlarını paylaşıyorlar. Son olarak gösterilen Mitu Bhomwick Lange’nin 50 dakikalık filmi Hindistan’ın Baharat Kızları(The Spice Girls of India), yedi Hindistanlı kız kardeşin babaları vefat ettikten sonra onun ünlü baharat işletmesinin yönetimini üstlenmelerini konu alınıyor.
Festivalin ikinci gününde kadına taciz ve ayrımcı muamele gibi temaların işlendiği Kelly Gallagher’in Ben Göz Yaşartıcı Spreyim(I’m The Mace) ve Teena Gill’in Beyaz Elbiseler, Safran Düşler(White Robes, Saffron Dreams) filmleri ve klasik bir feminist filmi olan Sally Potter’in 1983 yapımı ödüllü filmi Altın Kazıcıları(The Gold Diggers)’nın gösterimi gerçekleştirildi.
 
Politik feminist filmler önde

27 ve 28 Kasım’da, yani festivalin üçüncü ve dördüncü günlerinde gösterilen filmlerde, ‘topluma ilham veren kadınlar’ teması ile politik feminist film örnekleri perdeye taşındı. Sadia Halima’nın Kırmızı Peri(Laal Pari) filmi, okuma yazma bilmeyen bir kadının Hindistan’daki Bihar Köy Meclisi’ne seçilmesini anlatıyor. Nikola Gillgren’in Altı Gün(Six Days) isimli, 2013 İsveç yapımı filmi, savaşın parçaladıgı üç ülkede kadın hakları için mücadele eden üç kadının hikayesi. Aynı kapsamda gösterimi yapılan Anna Cady’nin yağlı boya animasyon kısa filmi %30 – Sierra Leone’de Kadın ve Siyaset(30% -Women and Politics in Sierra Leone), Sierra Leone hükümetinde kadınların adil temsili için çalışan üç güçlü kadının hikayesi. Alka Sadat’ın 2009 Afganistan yapımı Yarım Değeri Olan Yaşam(Half Value Life) filmi, Afganistan’ın ilk kadın başsavcısı Maria Bashir’in kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırma yolundaki mücadelesini anlatıyor. Nevline Nnaji’nin 81 dakikalık ABD yapımı Duyulmamış Yansımalar: Sivil Haklarda Siyah Kadınlar(Reflections Unheard: Black Women in Civil Rights) isimli filmi ise siyah kadınların Siyah Güç ve feminist hareketler içinde marjinalleşmesi ve ortaya çıkan kadın renginin siyasi mobilizasyonu üzerine…


 Kısalarda ‘feminist aktivizm’ teması
29 Kasım Cuma günü Festival, feminist aktivizm temalı kısa metrajlı filmleri konuk etti. Elise Lobry ve Veronica Noseda’nın 2013 Fransa yapımı Paris’te Thokozani Futbol Kulübü(The Thokozani Football Club in Paris) filmi, siyah lezbiyen Güney Afrikalı bir futbol takımının ayrımcılık ve lezbiyenlere yönelik şiddete karşı yürüttüğü kampanyayı konu ediyor. Yine Rebecca Brand’in Kampanyacı(The Campaigner) filmi, 78 yaşındaki Joyce’un sessiz, konformist toplumun yaşlı kadınlara biçtiği rolü reddedişini ele alıyor. Ardından gösterimi gerçekleştirilen Clare Neylon’ın İngiltere yapımı Onun Sesini Duymak(To Hear Her Voice) filmi, kadınların oy hakkı mücadelesi hareketini anlatıyor. Son olarak gösterilen Liz Miller’in 2013 Kanada ve Nikaragua yapımı Evde, Yatakta ve Sokaklarda(En la Casa, la Cama y la Calle) filmi ise Nikaragualı bir kadın hakları grubunun cinsel şiddeti sona erdirmek için bir dizi TV programı ve halk toplantıları yoluyla çalışmalarını konu ediyor.
Londra Feminist Film Festivali 30 Kasım Cumartesi günü, Lizzie Borden’ın 1983 ABD yapımı, ırkçılık, sınıfçılık, heteroseksizm ve cinsiyetçiliği konu edinen ödüllü feminist bilim kurgu klasiğinin, çekilmesinin 30. yıldönümü vesilesiyle yapılan özel gösterimi ile sona erdi.

Kürt kadın filmleri gelmiyor
Gazetemize konuşan Londra Feminist Film Festivali direktörü Anna Read, üç yıldır festivali takip eden gazetemize teşekkür ederek, gazetemizin haberlerini kendi sitelerinde referans olarak gösterdiklerini söyledi. Read, şimdiye kadar Kürt kadınını konu alan tek bir filmin bile ellerine ulaşmamasından dolayı üzüntü yaşadıklarını da dile getirdi. Önümüzdeki yıllarda Kürt kadın hareketi ve mücadelesini konu edinen filmlere kapılarını açmaktan gurur duyacaklarını ifade eden Read, festivalin bilhassa politik feminist filmlere ilgili olduğunu vurguladı.
 


SUNA ALAN/LONDRA

 

 

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse