“3 Boyutlu Hayat”

0
91

3 BOYUTLU SİNEMA, TELEVİZYON

               Çocukluğumdan beri hep ilgimi çeken, beni eğlendiren, hakkında araştırma yapmaya yönlendiren, yığınla arşiv oluşturup doküman topladığım ve eğitim gördüğüm “3 boyut” konusunun son yıllarda yeniden gündeme gelmesi beni bu konudaki birikimimi ilgi duyanlarla paylaşmaya yönlendirdi.                 

 

               Gün geçmiyor yeni 3 boyutlu bir film vizyona girmesin, yeni bir dvd ya da bluray 3 boyutlu olarak gözlükleri ile beraber vitrinlere çıkmasın. Tüm dünyada bir 3 boyut, 3D çılgınlığı yaşanıyor. Belki çoğunuz inanmayacaksınız ama aynısı 1950 ve 60 lı yıllarda da yaşanmıştı.

               Digital cinema teknolojisinin sağladığı kolaylıklar ve esneklik sayesinde 3 boyutlu (3D) filmlerin sayısı artmaya başladı. Hatta birçok yönetmen filmlerini 3D çekmeye çalışıyor. Bu konuda yapımcıların baskısı da var çünkü yapılan araştırmalar 3D yapımların gişede çok daha fazla iş yaptığını yani daha fazla para kazandırdığını ortaya koyuyor. Bir filmin 3D çekilmiş olanının salon hâsılatı aynı filmin normal 2D gösterimine göre daha fazla yani daha karlı. Birçok sinema salonu 3D filmler için daha pahalı tarife uyguluyor. Hatta sinema işletmeleri kullandıkları 3D teknolojilerini bile maliyet hesabına göre seçiyorlar çünkü kullanılan cihazlar ve seyircilere verilen gözlükler değişik maliyetlerde ve bunlar yatırımcılar için ciddi sorun yaratıyor.

              Televizyonda bu furyadan nasibini alıyor. Dünyada her geçen gün yeni bir televizyon kanalı 3D yapımları, bazıları spor müsabakalarını 3D yayınlıyor. Piyasayı 3D dvd ve bluray filmler, bilgisayar oyunları ve dergiler sarıyor. Tabii tv alıcıları ve bilgisayar monitörleri de bu değişime ayak uyduruyor. LG, Sony, Samsung, JVC gibi dünya devlerinin yanında Vestel gibi yerli firmalarda 3D tv dünyasına girdiler. Bu arada hemen belirtelim ülkemizde de 3D televizyon konusunda dünyanın önde gelen bilim adamlarından Prof. Levent Onural başkanlığında bir gurup Bilkent Üniversitesi’nde çalışmalar yapıyor.

    

3D Televizyon

              3D sinema çoğumuza sanki yeni bir şeymiş gibi gelse de tarihine baktığımız zaman böyle olmadığını görüyoruz. Birçok teknolojinin temeli insanın kendi doğasını keşfetme çabasıyla oluşmuştur. İnsanoğlu niçin 2 gözüm 2 kulağım var ? sorusuna cevap ararken boyut kavramının farkına vardı. Euclid milattan önce iki gözün derinlik algısını oluşturduğunu buldu, 2. yy da Yunanlı Galen sağ ve sol gözümüzün objeleri farklı açıdan gördüğünü keşfetti. 1822 de fotoğrafın bulunmasının hemen ardından 3 boyutlu fotoğraflar çekilmeye başladı. 1838 de İngiliz Wheatsone ilk “stereoscopic” aletini geliştirdi. İlk 3D film 1922 çekilmiş “ The Power of Love dır. Özellikle 50 ve 60 lı yıllar 3D nin en popüler olduğu yıllardır, 1953 , 3D sinema tarihinin üretim sayısı olarak zirvesidir.

                  Fotoğrafın bulunmasıyla görüntüleri kaydetmeyi başaran insan daha sonra renklendirmeyi ve 3 boyutlu hale getirmeyi hedefledi. Stereoscopic 3 Dimension (S3D) bizim “3 boyutlu” diye bahsettiğimiz tekniğin orijinal adıdır.

                                         

                                        3 Boyutlu çekim yapan dijital fotoğraf makinesi

           Özellikle benim yaş gurubumda olanların kolaylıkla hatırlayacağı en güzel oyuncaklardan biri Hacca gidenlerin ya da Almancıların getirdiği içinde birbirinden ilginç üç boyutlu fotoğrafların olduğu “view master” marka “stereograf “ lardı. Herhalde birçoğumuzun bu oyuncaklara parayla bakmışlığı bile vardır. Hala bu firmanın çeşitlerini zenginleştirerek üretim yaptığını da ekleyelim.   

 

                Öncelikle nasıl üç boyutlu görüyoruz onu bir açalım. Gözler yatay olarak belli bir aralıkla kafatasımıza yerleşmiştir. Bu mesafeye oküler mesafe (interocular ya da interaxial distance ) deniyor. Bu aralık yetişkin insanlarda ortalama 6. 5 cm. dir. Bakışımızı yönelttiğimiz zaman gözlerimiz, birbirinin aynı gibi görünen aslında oküler mesafeden dolayı çok küçük bir açı farkıyla meydana gelen iki ayrı resim oluşturur (parralax). Beynimiz bu iki farklı resmi birleştirerek 3 boyutlu hale getirir. Yani tek gözümüzle derinlik hissini algılayamayız. Hemen deneyin, tek gözünüzü kapatın gözlerinizden yaklaşık 50 cm uzakta iki elinizin işaret parmaklarının uçlarını birbirine değdirmeye çalışın. Sonrada diğer gözünüzü kapatarak birkaç kez deneyin. Tahmin ettiğinizden zor olduğunu gördünüz değil mi?

                                                    

               Birçoğumuz stereo kavramına sağ ve sol kulağa hitap eden iki ayrı hoparlör ya da kulaklıkla dinleme yapılan ses sistemlerinden aşinadır. Stereo bize sesin yatay düzlemde nereden geldiğini hissetmemizi sağlar. Nasıl ki bir sahnede soldan sağa doğru yürüyen birinin ayak seslerini onun hareketiyle soldan sağa doğru duyarsak stereo ses sistemleri de onu aynen kulaklarımız gibi en az iki mikrofonla kaydedip sağda ve solda iki hoparlöre vererek aynen sahnede duyduğumuz yön hissini bizlere duyurur.

                Seste insan kulaklarını taklit eden iki ayrı kanal nasıl ses perspektifini sağ ve sol kanallarla (hoparlörlerle) sağlarsa 2 gözümüzü taklit eden 2 resimde, beynimizde 3 boyutu oluşturmamızı sağlıyor. İşin temeli, bakışımızla oluşan gözlerimizin küçük bir açı farkıyla ayrı ayrı gördüğü görüntüleri kaydedip bunları sinema perdesi yada fotoğraflar halinde yine 2 ayrı gözümüze hitap edecek şekilde sunmaktır.

                Her bir göze ait görüntüyü canlandırmak için değişik yöntemler kullanılıyor. Ama hemen belirtelim ki hala gözlüksüz (Autostereoscophic) olarak 3 boyut hissini algılamak zor görünüyor. Çalışmalar devam etse de hatta birkaç prototip çıksa da sağlıklı olarak gözlüksüz bu iş yapılamıyor. Bir kaç tv üreticisinin ürünleri, sadece tam görüntü merkezine odaklanırsanız S3D hissini veriyor fakat yanlara doğru hareket edince oda kayboluyor. Almanya’da Digital S3D sinemayla ilgili katıldığım bir seminerde dünyanın önde gelen S3D uzmanlarına hep aynı soru soruldu ve adamlar en sonunda mealen “ Henüz gözlüksüz S3D yok kardeşim “ dediler. 

                      Genel olarak günümüzde kullanılan tüm 3D çekim yöntemlerinde 2 ayrı kamera (Tek gövde içinde 2 ayrı kamera düzeneği olan kameralarda mevcuttur) mekanik ve elektronik olarak senkron çalışacak şekilde tek bir taşıyıcı sistem üzerine yan yana yada optik bir sistemle biri düşey diğeri yatay olarak yerleştirilir. “Stereo 3D rig”  diye tabir edilen bu düzenekler çok önemli ekipmanlardır. Bu araçlar bu konuda uzman kişilerce hazırlanır ve kalibrasyonları yapılır, aksi takdirde kameralar arasındaki en küçük bir uyumsuzluk bile yapım kalitesini olumsuz etkiler.

Aslında bir çok firma (3 Ality , Dolby 3D , Disney 3D , Xpand , Imax, RealD, Colorcode vs. ) olsa da kullanılan teknikler üç ana başlıkta toplanabilir, genel olarak kullanılan yöntemleri açıklamaya çalışalım.

 

                      ANAGLAPHIC 3D

Anaglyphic 3D dünyasının emektarı en eski olan yöntemdir. Renk kodu (“color code”  aynı zamanda renk filtresi tabanlı yeni bir 3D tekniği geliştiren bir firmadır. ) diyebileceğimiz prensip temelinde çalışır.

Kendi içinde farklılıklar gösterse de en çok kullanılan magenta, cyan yada yaygın tanımıyla kırmızı – mavi, yeşil gözlüklerdir. (color code tekniğinde amber , mavi renkler kullanılır). Anaglyphic denilen bu yöntemde sağ gözü simgeleyen kamera kırmızı, sol göz kamerası mavi filtrelerle çekim yapar (yada normal yapılan kayıtlardan sonra sinema projeksiyonlarının önüne bu renk filtreleri  koyulur) . Salondaki perdede aynı görüntünün farklı açılardan çekilmiş mavi ve kırmızı görüntüleri üst üste küçük bir farklılıkla bindirilerek sanki gölgeli gibi gösterilir. Bu açı ve mesafenin değişmesi derinlik hissini etkiler. Bunu yönetmen , kameraman ve 3D uzmanları (Stereographer) ayarlarlar. Bu ayarların değişmesi objelerin perdenin önünden seyirciye doğru yada perdeden sanki derinlere, geriye doğru derinlik hissi verir. Seyirciler taktıkları gözlüklerin sağ tarafındaki kırmızı filtre sayesinde, sağ kameranın çektiği, perdede sağda yansıtılan kırmızı ile filtrelenmiş resmi diğerine göre daha izole olarak algılar. Aynı zaman da sol kamera ve  sol göz için mavi filtrede kendine ait resmi algılar ve bu iki resim beyinde birleştirilerek 3 boyutlu olarak algılanır.

Bu basit teknik fotoğraflar içinde geçerlidir. Özellikle Amerika da bu yöntemle yayınlanan çizgi romanlar çok yaygındı. Ayrıca farklı 3D fotoğraf teknikleri vardır. Anaglyphic yöntem 3 boyut dünyasının en basit , ucuz ve yaygın yöntemidir. Fakat anaglyphic teknik 3 boyut kalitesi açısından en zayıf olanıdır, derinlik hissi ve renk faktörü kalitesi çok düşüktür. Ama basitliği ve ucuzluğu hatta renkli gözlüklerinin çekiciliği onu 3 boyut dünyasında farklı bir yere koyuyor. Hatta kırmızı mavi karton gözlükler 3D nin simgesi olmuştur. Sinema dışında da özellikle çocuklar için 3 boyutlu dergiler ve kitaplar şu sıralar ülkemizde de çok popülerdir.

“Dolby” firması da yine renkler üzerine çalışarak yeni bir yöntem geliştirmiştir. Bu teknikte renklerin dalga boyları farklılıkları kullanılarak dar, sınırlandırılmış renk filtreleri geliştirilmiş ve bunlar gözlüklere uygulanmıştır. Bu sistem henüz yeni ve yaygınlaşmamıştır.

 

                 AKTİF ÖRTÜCÜLÜ GÖZLÜK

Active shutter glass. Bu teknikte her bir göz için çekilen resim arka arkaya ardaşık montajlanarak kaydedilir. Yani ilk karenin ( hatırlayalım 3D de her bir kare derken aslında sağ ve sol kareden oluşan çifti tanımlıyoruz. ) sağ karesi önce, sol karesi arkasından sonra ikinci karenin sağ karesi önce, sol karesi ardından şeklinde dizilmiş, montajlanmıştır. Perdeye de ilk kare sağ göz için yansıtılır ondan sonra aynı karenin sol göz için olanı yansıtılır, sonra ikinci karenin sağı sonra solu sonra üçüncü karenin sağı solu diye devam eder. Yani normalde 24 kare saniye olan sinema tekniğinde 48 kare saniye gösterilir (kare sayısı artabilir).

Ama bu karelerin 24 ü sağ göze 24 ü sol göze aittir. Kullanılan gözlüklerde ise lcd filtreler vardır. Bu lcd ler bir sinyal uygulandığında camı karartırlar. Bu gözlüklerin içindeki minik elektronik enfraruj alıcı devreler sayesinde aldığı sinyale göre sağ yada sol göz camını karartır. Sisteme bağlı olarak çalışan perdedeki enfraruj verici, seyircilere sağ ve sol gözler için ayrı sinyaller gönderir. Bu sinyalleri alan gözlükler hıza uygun olarak sağ göz resmi perdedeyken sol göz filtresini karartır, sol resimde ise sağ gözü karatır. Yani sağ resim perdede iken sol göz filtresi kapalı, kararmış olduğundan o resmi sadece sağ gözümüz görür, sağ resim gidip sol resim perdeye yansıdığında gözlüğün sol tarafı açılıp sağ tarafı karartır, dolayısıyla o resmide sadece sol gözümüz görür. Beynimizde bu çok hızlı işlemleri toparlayarak 3 boyut hissini yaratır. Resimlerin değişimi ve gözlüğün lcd filtrelerinin kapanıp açılması işlemi, hızı, tamamen senkrondur. Aktif örtücülü gözlüklerin pahalı olması en büyük dezavantajı olsada halen günümüzde en kaliteli, en başarılı 3D tekniğidir.

             Son zamanlarda televizyonlar için yapılan 3D çalışmalarında ağırlıklı bu yöntem benzer teknikler kullanılıyor. Firmalar 2010 yılı içerisinde 3D uyumlu tv ve bluray cihazlarını piyasaya sürmeye hazırlanırken 3D kamera ekipmanları da daha pratik çözümlerle yolda. Yakın bir zamanda 3d televizyonlarla filmleri ve maçları evimizde izleyebileceğiz.   

 

POLARİZE 3D

Polarize kelime anlamıyla kutup yada yön anlamına gelir. Maddelerden yansıyan ışınlar çok düzensiz olarak etrafa her bir yöne dağılırlar. Polarize filtreler ise ışınları tek bir yönde sadece yatay yada düşey açılardan gelenlerini geçirirler. Piyasadaki polarize güneş gözlüklerinin testleri için kullanılan resimleri hatırlayın resimde çıplak gözle görünmeyen şeyler gözlüğü taktığınızda belirginleşir. Çükü o resim polarize olarak basılmıştır.

                Bu yöntemde sağ ve sol resimler açı farkı ile kaydedilir. Salonda iki ayrı projeksiyondan birisi yatay diğeri düşey olarak polarize edilmiş görüntüyü perdeye tabii açı farkı ile yansıtır. Resimler perdede yine ait oldukları göz için yatay ve düşey polarize filtreli gözlükler sayesinde izlenerek 3D hissi yaşanır. Yatay polarize resmi gözlüğün düşey polarize filitreli tarafından görünmez, düşey polarizeyi de gözlüğün yatay filtreli tarafı göremez. Bu tekniğe “sabit-doğrusal polarize, linear polorization ” denir.

               Polarize yöntem anaglyphic yönteme göre derinlik hissi ve renk canlılığı bakımından çok daha iyidir.

                                                                                                                                         

                 DEĞİŞKEN POLORİZE 3D

               Circular polorization denen bir polarize tekniği ise tek projeksiyon cihazı kullanılarak yapılan uygulamadır. Bunda projeksiyon lensinin önüne “polarizasyon modülatörü” denen bir cihaz yerleştiriliyor. Bu cihaz medya oynatıcıya ardaşık olarak yani ilk karenin (aynen aktif örtücü sistemde olduğu gibi) sağ karesi önce sol karesi arkasından sonra ikinci karenin sağ karesi önce sol karesi ardından şeklinde dizilmiş olan filmi perdeye yansıtır bu arada modülatör sağ kareyi yatay sol kareyi düşey olarak filitre eder ve bu işlem böyle sağ yatay sol düşey olarak hızla devam eder. Haliyle izleyici polarize gözlükle önce sağ resmi sonra sol resmi, bu hızlı işlemi kesintisizmiş gibi algılar ve üç boyut hissini oluşturur. Bir anlamda aktif örtücü sistemde tek tek seyircilerin gözlüklerinin yaptığı işlemi polorizasyon modülatörü yapar ve daha ucuz olan pasif gözlüklü sistemi kullanarak genel maliyeti düşürür.                          

               Çekim tekniği olarak fotoğraf makinelerinin de “ 3D stop motion” (  Stop motion genel olarak minik kukla, bebek gibi figürlerin 24 kare saniye metodu ile hareketlerinin tek tek ilerletilerek çekilmesi yöntemidir. )filmlerde kullanıldığını belirtelim. Tek bir fotoğraf makinesi yatay kayabilir bir “rig” üzerinde ilk önce sol kareyi çekip sonra da oküler mesafe kadar kayarak sağ kareyi çekerek bir 3D karesi oluşturuyor. Yani tek bir fotoğraf makinesi ile çekim tamamlanıyor gibi basit olsada sonuç muhteşem olabiliyor. ”Coraline “ adlı stop motion film bunun en başarılı örneğidir.

                 S3D Filmler normal filmlere göre görüntü ve çekim senaryosu açısından daha farklıdır. Normal filmlerde kullanılan bazı optik yöntemler S3D filmlerde etkisiz kaldığı halde tam tersi normal filmlerde basit görünen kamera hareketleri çok güzel derinlik etkileri verebilir. Dolayısıyla eğer bir hikâye S3D olarak filme alınacaksa çekim ve derinlik senaryoları S3D etkisini daha çok belli edecek şekilde hazırlanır, kamera ve objektif hareketleri ona uygun olarak belirlenir. Postproduction sırasında neler yapılacağı ya da hangi sıkıntılar yaşanacağı gibi öngörüler çekime yön verir. Tüm bunları yönetmen, görüntü yönetmeni ve kameramanla beraber “Stereographer” denen S3D uzmanları yaparlar. Açıkçası stereographer neredeyse S3D filmin en temel öğesidir.

                Postproduction aşaması S3D filmler için normal filmlere göre daha fazla zaman alan, yönetmen ve editör dışında tabiî ki stereographerlerin de katıldığı büyük bir ortam haline gelir. Basit anlatımla sadece montaj yapılmaz üç boyut hissi vurgulanacak yerler ve şekilleri tekrar kontrol edilir. Renklerle ve resimlerin birbirleriyle olan mesafeleri ile oynayarak derinliğin perdenin, önü ortası ve arkasına doğru gibi etkiler defalarca denenir. Haliyle bu süreç boyunca tüm ekip S3D gözlüklerle çalışır.

               Berlin de ziyaret ettiğimiz Avrupa nın önde gelen bir S3D postproduction stüdyosunda çalışanlarla yaptığım sohbette uzun süren çalışmalarda gözlüklerin baş ağrısı yaptığından bahsetmişlerdi. Sık sık ara vererek bundan kurtulmaya çalıştıklarını aksi takdirde konsantre bozukluğu dahil baş ağrısından muzdarip olduklarını bizzat kendilerinden duymuştum. Şunu belirtmekte fayda var günümüz S3D teknolojileri hala bu problemi çözemedi. “baş ağrısı” , evet yanlış okumadınız. Belki sizde hatırladınız S3D bir film izledikten sonra salondan baş ağrısı ile çıktığınızı. Her insanda olmasa da birçok izleyici bu sıkıntıyı yaşıyor. Nedeni beynin kendisini kandırmaya yönelik uyarıları yoğun biçimde alıp bunlara uygun reaksiyonlar göstererek göz ve diğer algı mekanizmalarını yormasıdır. Bu konu ile ilgili bir yazıyı İngiliz “Telegraph” gazetesinin11ocak 2010 tarihli sayısında okumuştum, mealen sadece baş ağrısı değil birçok yan etkisi olduğundan bahsediyordu.

               Çizgi filmler S3D çalışmaları için etkisi itibariyle daha kaliteli sonuçlar verir. Tüm renkler, arka ve ön planlar kısaca her şey çok rahatlıkla kontrol edildiği için istenilen her şey normal filme göre kat kat başarıyla gerçekleşebilir. Sizde hatırlayın seyrettiğiniz çizgi filmlerde normal filmlere göre daha güçlü bir S3D etkisi hissetmişsinizdir. Bu arada belirtmekte fayda var özellikle normal olarak iki boyutlu çekilmiş çizgi filmler “Digital cinema” nın avantajlarından yaralanarak S3D haline getiriliyor. Bildiğim en son çalışma Beatles in “Yellow Submarine” adlı çizgi filminin S3D ye dönüştürülme projesidir. Normal iki boyutlu filmler için de böyle çalışmalar var ama ne kadar başarılı olur tartışılır.

              Bildiğimiz gibi “hologram” da autostereoscopic yani gözlüksüz bir 3 boyut teknolojisidir.   Onunda hikayesi 50 ve 60 lı yıllarda başladı. Üretimi laser teknolojisi kullanılarak yapılan ve taklit edilmesi zor olan çıkartma şeklinde olanlarını sıkça kredi kartları ve cd kapaklarında gördüğümüz ürünlerin yanında günümüzde hologram tv ler üzerinde çalışmalar sürüyor. Düşünün televizyonunuz bir sehpa gibi odanızın ortasında bir futbol maçı seyrediyorsunuz ve o sehpa bir futbol sahası,    oyuncular birer oyuncak bebek gibi orada oynuyorlar. Üstat George Lucas’ ın “Yıldız Savaşları” filmini hatırlayın orada buna benzer sahneler bilim kurgu anlatımıyla hafızalarımıza kazınmıştı.

                          Teknolojik gelişmeler ve yenilikler hakkında araştırma yapmak ve yazı yazmaya çalışmanın en zor tarafı siz yazmaya başladığınız andan itibaren her an yeni bir gelişme olabiliyor. Bu gelişmeler yazınızın seyrini değiştiriyor. Bu yazıyı hazırlarken (Mart 2010) birçok firma yeni 3D televizyonlarını piyasaya sürmeye başladı, İngiliz Sky tv 3D futbol yayınına başladı ve Türkiye televizyon yayıncılığında bir ilki yaşadık. HaberTürk televizyonu ilk defa canlı yayında S3D tekniği kullanarak yayıncılık tarihimize geçti. Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı konukları Ergun Candan la yaptıkları sohbetin bir bölümünü kendileri de renkli gözlükleri takarak ve yayınla ilgili teknik açıklamalar yaparak tamamladılar. Anaglaphic gözlüklerimle yapılan yayını izledim ve onları tebrik ederken mensubu olduğum TRT nin yenilikler konusunda hep geri kalmasına bir kez daha hayıflandım. Ayrıca Digiturk firması da 3 boyutlu yayın konusunda çalışmalar yapıyor, takip ediyoruz.

S3D kuşkusuz önümüzdeki günlerde evlerimize kadar girerek popülaritesini artıracak ve ona ek yeni boyutlar koku ve dokunma hisleri de eklenerek bizlere daha eğlenceli hayatlar sunacak. Bu hızlı gelişmeler beraberinde sanatsal yaklaşımlarla yapılan eleştirileri de getiriyor. Hatta S3D ye şiddetle karşı çıkan yönetmenlerde var ama bence sanatta tutuculuk olmaz ve sanat kendi yapısı itibari ile yeniliklere açıktır. Hala siyah beyaz fotoğraf hatta film çekenler var kimse yadsımıyor. Sözün özü insanda eğlenerek mutlu olma isteği olduğu sürece bundan para kazanmaya çalışan üreticiler devamlı yenilikler çıkarmak zorunda kalacaklardır.

Çooook boyutlu günler…

 

            Savaş FERHAT

ŞIROVE BIKE

Ji kerema xwe re şîrove bike!
Ji kerema xwe navê xwe binivîse